Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nın ilk günü sona erdi
İstanbul’da düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nın birinci günü, “Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?” başlıklı panel-forumla sona erdi.
Nuray Türkmen’in moderatörlüğünü yaptığı panel-forumda, araştırmacı-yazar “Lazların deneyimi ve demokratik yurttaşlık”; gazeteci-yazar Ali Duran Topuz “Hegemonik Restorasyon Tartışması”, HDP 27. Dönem İstanbul Milletvekili Hüda Kaya “Onarıcı Cumhuriyet Arayışı”, hak savunucusu Levent Ayaşlıoğlu “Mültecilik ve Hak Siyaseti”, ilahiyatçı-yazar İhsan Eliaçık “Birlikte Yaşam Mümkün mü?” başlığında sunum yaptı.
‘Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’ başladı
CUMHURİYETİN DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜ KONFERANSI - I. OTURUM
“Yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç var”
CUMHURİYETİN DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜ KONFERANSI - II. OTURUM
“Süreç, dünyaya örnek olabilecek bir fırsat”
CUMHURİYETİN DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜ KONFERANSI
Veysi Aktaş: Çözüm, TBMM çatısı altında anayasal güvencelere dayanacak
CUMHURİYETİN DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜ KONFERANSI - III. OTURUM
“Kürt sorunu hukuktan ve demokrasiden vazgeçmemiş bir cumhuriyetle çözülebilir”
Çağatay: “Lazlar görünmez olunca kayıpları da görünmez oldu”
Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre, ilk olarak İrfan Çağatay, “Cumhuriyetin Kıyısında: Lazların Deneyimi ve Demokratik Yurttaşlık” başlıklı sunumunda, “Kimin cumhuriyeti?” sorusu üzerinden Lazların Cumhuriyet tarihi içindeki konumuna dikkat çekti. Çağatay, Cumhuriyet boyunca Lazların tartışmanın merkezinde değil, “kıyısında” yer aldığını belirterek bunun görünmezleşmeye yol açtığını söyledi.
“İnsanların kendilerini ne kadar özgür ve eşit hissettikleri bu sorunun cevabını verir” diyen Çağatay, Lazların da bu tartışmanın önemli taraflarından biri olduğunu vurguladı. Çağatay, “Lazlar, Cumhuriyet tarihi boyunca tartışmanın içerisinde değil, kıyısında yer aldı ve bu durum onları görünmez kıldı. Görünmez olunca kayıpları da görünmez oldu” dedi.

Lazcanın kullanımının son 50 yılda ciddi biçimde gerilediğini belirten Çağatay, bu deneyime yalnızca mağduriyet penceresinden bakılmaması gerektiğini ifade etti. Çağatay, Türkiye’nin ikinci yüzyılında kimliklerin demokrasi ve demokratik yurttaşlık temelinde tanımlanması gerektiğini söyledi:
Her halk kendi kimliğini demokrasi ve demokratik yurttaşlık üzerinden tanımlayabilmelidir. Bir kültürün görünür olması başka kültürün yok olmasını sağlamamalıdır. Halkların güçlenmesi toplumun özgürleşmesini sağlar. Lazların meselesi bir Türkiye meselesidir.
Çağatay, Cumhuriyet’in yalnızca merkezdekilerin değil, “kıyıdakilerin” de cumhuriyeti olması gerektiğini belirterek, “Bu olursa işte Cumhuriyet demokratik dönüşümü sağlar” ifadelerini kullandı.
Topuz: “Süreç, Bahçeli’nin söylediğinin tersine yürüdü”
Ali Duran Topuz, “Demokratik Umuda Karşı Hegemonik Restorasyon” başlıklı sunumunda, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin daha önce yaptığı çağrıdan bugüne gelinen aşamayı değerlendirdi.
Sürecin Türkiye, bölge ve dünya ölçeğinde farklı dinamiklerle birlikte ilerlediğini belirten Topuz, Bahçeli’nin çıkışının kısa süre içinde Suriye başlığıyla bağlantılı olduğunun görüldüğünü söyledi. Topuz, ilk dönemde dile getirilen “Türk-Kürt tarihsel ittifakının güncellenmesi” fikrinin son aylarda geri plana itildiğini ifade etti. Topuz, beklentilerin tersine, sürecin hukuk ve demokrasi zeminine doğru ilerlemediğini savunarak şunları söyledi:
Eğer Bahçeli’nin ve Erdoğan’ın ilk yıl içinde çok söyledikleri ama son üç aydır hiç telaffuz etmedikleri Türk-Kürt tarihsel ittifakının güncel olarak yenilenmesi ve bunu, Öcalan’ın da ifade ettiği şekilde, çatışmalı ve şiddet içeren bir zeminden hukuk ve demokrasi zeminine geçirecek bir süreç olacaksa, bundan doğal olarak birtakım beklentiler yaratacaktı. Fakat bu kısım, yani beklenti kısmı, hiçbir şekilde gerçekleşmediği gibi sanki hedeflenen şey başka bir şeymiş gibi süreç tersine yürüyüp gitti.

Kaya: “Kadınların kurucu olduğu bir cumhuriyet olmalıdır”
Hüda Kaya, “Zulmün Doğrusal Tarihinden Kozmik Uyuma: Onarıcı Cumhuriyet” başlıklı sunumunda, barış, adalet, hakikat ve yüzleşme kavramları üzerinde durdu.
Adalet olmadan barışın mümkün olmadığını söyleyen Kaya, toplumda yaşanan acıların konuşulmadığı yerde hakikate ulaşılamayacağını belirtti. Kaya, “Görünmeyen yara kapanmaz” diyerek yüzleşmenin önemine dikkat çekti.
Hakikatin tek başına yeterli olmadığını da ifade eden Kaya, yaşananların kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Kaya, intikam ile adalet arasındaki farkı şu sözlerle anlattı:
İntikam geçmişe, adalet ise geleceğe bakar. İntikam ‘Sen de yaşa’ der; adalet ise “Bir daha kimse yaşamasın” der.

Onarıcı ve demokratik bir cumhuriyetin bu nedenle önemli olduğunu belirten Kaya, barışın yalnızca silahların susması anlamına gelmediğini vurguladı. Kaya, “Barış yalnızca silahların susması değil, onurlu bir cumhuriyet demektir” dedi.
Kaya, yeni cumhuriyet tasavvurunu ise “Cumhuriyet daha adil bir toplum, yatay demokrasi ve vicdanlı olmalı. Demokratik, ekolojik, onarıcı, kadınların kurucu olduğu bir cumhuriyet olmalıdır” sözleriyle ifade etti.
Ayaşlıoğlu: “Mekânı ve zamanı yeniden örgütlemek gerekiyor”
Levent Ayaşlıoğlu, “Yerinden Edilmek, Birlikte Yaşamak: Mültecilik ve Hak Siyaseti” başlıklı sunumunda, mültecilik ve zorunlu göç meselesini toplumsal kriz bağlamında ele aldı.
Mülteciliğin ve zorunlu göçün krizlerin sonucu olduğunu belirten Ayaşlıoğlu, kapitalizmin yarattığı toplumsal krizin sürdüğünü söyledi. Toplumun mültecilere yönelik insan dışılaştırıcı yaklaşımı çoğu zaman kabul ettiğini ifade eden Ayaşlıoğlu, birlikte yaşamı anlamak için mültecilerin deneyimlerine bakılması gerektiğini belirtti.
Mültecilerin “geleceği olmayan insanlar” olarak görüldüğünü ve tehdit algısıyla dışlandığını söyleyen Ayaşlıoğlu, bu durumu “ırksız ırkçılık” olarak tanımladı. Ayaşlıoğlu, söz konusu dışlamanın biyolojik temele dayanmayan, yaşam tarzları ve toplumsal konumlar üzerinden kurulan bir ayrımcılık biçimi olduğunu dile getirdi.
İnsanlık onuruna yakışan bir yaşam için hak siyasetine ihtiyaç olduğunu vurgulayan Ayaşlıoğlu, “Asıl olan toplumsal adaletin sağlanmasıdır” dedi. Ayaşlıoğlu, çözüm için siyasetin kendi öznesini yaratması gerektiğini belirterek, “Zamanı ve mekânı yeniden örgütlemek bir kurtuluş olacaktır” ifadelerini kullandı.

Eliaçık: “Devletin dini adalettir”
İhsan Eliaçık, “Medine Sözleşmesi’nden Demokratik Cumhuriyete Birlikte Yaşam Mümkün mü?” başlıklı sunumunda, birlikte yaşam tartışmasını Medine Sözleşmesi üzerinden değerlendirdi.
Cumhuriyetin demokratikleşmesi bakımından Medine Sözleşmesi’nin önemli bir referans olabileceğini söyleyen Eliaçık, sözleşmede öne çıkan kavramların adalet, iyilik, barış, savunma ve inanç özgürlüğü olduğunu belirtti.
Eliaçık, sözleşmenin çoğulcu yapısına dikkat çekerek, “Herkes kendi kültürünü, dilini yaşayacak ve kimse buna karışmayacaktır” dedi. Medine’nin ilk dönemlerinde komünal bir hayatın bulunduğunu ifade eden Eliaçık, bu deneyimin bugün de birlikte yaşam açısından referans alınabileceğini söyledi.

Demokratik cumhuriyet tartışmasında Medine Sözleşmesi’nin yeterli bir örnek sunduğunu belirten Eliaçık, Türkiye için şu değerlendirmeyi yaptı:
Bugün Türkiye’de bu sözleşme gerçekleşirse Müslümanlık devletin dini olmayacaktır. Devletin dini adalettir. Yine tekçilik Anayasa’dan çıkarılmalıdır; demokratik cumhuriyette böyle bir şey olamaz.
Sunumların ardından konferansın birinci günü sona erdi.
(VC)