Avrupa Parlamentosu'nda ırkçı haykırışlar: "Göçmenleri geri gönderin"
Avrupa Parlamentosu 17 Haziran'da sığınma başvurusu reddedilenlerin hızlı sınır dışı edilmesini ve AB dışında "geri gönderme merkezleri" kurulmasını öngören Geri Gönderme Yönetmeliğini 389 evet, 206 hayır oyla kabul etti. Yüzde 60 çoğunlukla geçen düzenleme, aşırı sağın tek başına sağlayamayacağı bir desteği merkez sağ ve liberal partilerin oylarıyla aldı. Oylama sonrası milletvekillerinin "Send them back" sloganlarıyla kutlama yapması tepki çekti. Yeni yönetmelik daha uzun gözaltı süreleri, üçüncü ülkelerdeki geri gönderme merkezleri ve yetkililerle iş birliği yapmayanlara yaptırımlar getiriyor. İnsan hakları örgütleri ve BM Yüksek Komiseri Volker Türk, düzenlemenin iltica hakkını zayıflattığı ve "hukuken gri alanlar" yaratabileceği konusunda uyardı. Avrupa Komisyonu'nun Taliban temsilcileriyle görüşme kararı da tartışma yarattı. Uzmanlar on yıl önce sadece aşırı sağın gündemindeki önerilerin artık merkez siyasetin parçası olduğunu belirtiyor.
Avrupa Parlamentosu, 17 Haziran Çarşamba günkü oturumunda kurumun tarihinde göç ve iltica kurallarındaki en zalimane dönüşümlerinden birini gerçekleştirerek, sığınma başvurusu reddedilenlerin daha hızlı sınır dışı edilmesine ve bu işlemlerin Avrupa Birliği dışındaki ülkelerde kurulacak “geri gönderme merkezleri”nde yapılabilmesine imkan veren yeni “Geri Gönderme Yönetmeliğini” (Return Regulation) kabul etti.
Düzenleme, Avrupa Parlamentosu’nda 648 milletvekilinin katıldığı oylamada 389 kabul, 206 ret ve 53 çekimser oyla kabul edildi; böylece katılanların yüzde 60’ının desteğini alan aşırı sağcı kaygıların yön verdiği tasarı, aşırı sağın tek başına asla sağlayamayacağı bir çoğunluğu geniş bir merkez sağ-liberal koalisyonun oylarıyla kazandı ve yasalaştı.
Ancak sertliğinin ima ettiği gelecek tablosunun vahimliğine karşın, kararın ardından Avrupa Parlamentosu Genel Kurul Salonu'nda yükselen kendinden geçmiş siyasi atmosfer birçok kişi için dehşet vericiydi. Göçmen ve göçmenlik karşıtı, faşist, sağcı, ırkçı milletvekillerinin İngilizce “Send them back” (onları geri gönderin) haykırışlarıyla dakikalarca “zafer” kutlaması yapması Avrupa siyasetindeki trajik yön değişikliğinin ifadesi olarak yorumlandı.
II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da aşırı sağın on yıllarca peşinden koştuğu hedeflerden bir bölümü ilk kez Kopenhag Kriterleri'nin sağladığı liberal güvenceler temelinde oluşan Avrupa Birliği bünyesinde yasalaşmış oldu. Faşist ülküler, liberaller ve muhafazakârların sırtında Avrupa’nın dört bir yanına taşındı.
Yeni yönetmelik ne getiriyor?
Yeni yönetmelik, düzensiz göçmenlerin ve iltica talebi reddedilen kişilerin daha hızlı geri gönderilmesini, üye devletlerin AB dışındaki üçüncü ülkelerde “return hub” adı verilen geri gönderme merkezleri kurabilmesini ve geri gönderme süreçlerinde daha uzun süreli gözaltı uygulamalarını mümkün kılıyor. Düzenleme ayrıca göçmenlere yetkililerle iş birliği yapma yükümlülüğü getirirken, buna uymayanlar için sosyal yardımların azaltılmasına imkân veriyor ve bazı ülkelerde ceza yaptırımlarının uygulanabilmesinin önünü açıyor.
Yalnızca aşırı sağ zafer kazanmadı, merkez de sağa kaydı
Parlamentodaki tartışmalar, konunun yalnızca göç yönetiminden ibaret olmadığını ortaya koydu.
On yıl önce Avrupa siyasetinin kıyısına itilmiş olan birçok öneri bugün merkez siyasetin bir bileşeni hâline geldi. Avrupa Komisyonu Başkanı, Almanya Hristiyan Demokratlarından Ursula von der Leyen, düzenlemeyi “daha hızlı ve daha etkili geri dönüşler için gerekli araçları sağlayacağını” söyleyerek savunabildi.
Göç karşıtlarıysa, bunun dahi yeterli olmadığını savunarak daha ileri önlemler istediler.
Sonuçta çarşamba günü Avrupa Parlamentosu'nun ortasında patlak veren sağcı nümayiş tablosu yalnızca aşırı sağın genişleyip büyümesinin göstergesi olmakla kalmadı, parlamentonun merkez sağ ve liberal kanadının da göç konusunda esasen parlamentonun azınlığının diline iltica ettiğini gösterdi. 720 üyeli Parlamentonun aşırı sağ olarak nitelenen milletvekilleri 187 sandalye işgal ediyor. Yani Parlamentonun yüzde 28'i bu çizgide. Yüzde 60'a varan bir çoğunluğun bu azınlığın peşine takıldığı bir Avrupa tablosunun göçmenler ve mülteciler arasında olduğu kadar demokratlar ve insan hakları savunucuları arasında da yarattığı kaygının gerisinde bu kitlesel sağa savrulma yatıyor. 2015-2016’da bir milyonu aşkın mülteci ve göçmenin Avrupa’ya ulaşmasının ardından başlayan siyasal dönüşümün on yıl içinde vardığı somutlaşma düzeyi bu oldu.
“Geri gönderme merkezleri” neden tartışmalı?
Düzenlemenin en çok eleştirilen bölümü, Avrupa dışındaki ülkelerde kurulabilecek geri gönderme merkezleri.
AB Konseyinin açıklamasına göre bu merkezler ya nihai varış noktası olarak ya da kişilerin daha sonra menşe ülkelerine gönderilmelerini kolaylaştıracak ara duraklar olarak kullanılabilecek. Refakatsiz çocukların bu uygulamanın dışında tutulacağı belirtilse de insan hakları örgütleri, sistemin pratikte yeni “hukuken gri alanlar” yaratacağından kaygılı.
Avrupa Mülteciler ve Sürgünler Konseyi (ECRE) ve bir çok hak kuruluşu, yeni düzenlemenin iltica hakkını zayıflattığını ve caydırmayı korumanın önüne geçirdiğini savunuyor.
Almanya’da yaşayan Suriyeli sığınmacı Lina A., kendi deneyimini yorumlarken Reuters’a konuşan hak savunucularının dile getirdiği kaygıları somut gerçekler halinde özetliyordu. Lina A. “İnsanların Avrupa’ya ayak basmış olmalarına karşın birlik dışındaki başka ülkelere gönderilmesi, haklarını savunmalarını çok daha zor hale getiriyor” dedi. Bu tespit, birçok hukuk kurumunun dile getirdiği bir temel eleştiriyle bire bir örtüşüyor: İnsanlar göz önünden uzaklaştıkça hak ihlallerinin görünürlüğü azalıyor.
BM’den sert uyarı
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, oylamadan günler önce yaptığı açıklamada göçmenlerin “insandışılaştırılması”nın kaygı verici boyutlara ulaştığını söylemişti.
Türk, yeni kuralların gözaltı uygulamalarını genişletebileceği, açık deniz veya üçüncü ülke merkezlerini yaygınlaştırabileceği ve geri göndermeme (non-refoulement) ilkesine ilişkin güvenceleri zayıflatabileceği uyarısında bulundu.
Hak örgütlerinin temel itirazı da burada toplanıyor. Bu itiraza göre Avrupa “göçü yönetmeye” çalışırken iltica hakkını aşındırıyor ve sorunu kendi sınırları dışına ihraç ediyor.
Afganistan tartışması: Taliban ile temas
Oylama sürerken patlak veren bir başka gelişme de yeni doğrultunun nereye kadar varabileceğini gösterdi: Avrupa Komisyonu’nun Afganistanlı göçmenlerin geri gönderilmesi konusunu müzakere etmek üzere Taliban temsilcilerini Brüksel’e davet ettiği ortaya çıktı. Komisyon görüşmenin teknik nitelikte olduğunu ve Taliban yönetiminin tanınması anlamına gelmediğini savunsa da karar hem insan hakları kuruluşlarının hem de bazı Avrupa hükümetlerinin tepkisiyle karşılaştı. Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prévot daveti onaylamadığını açıkladı.
Göçmenlere gelecek nasıl görünüyor?
Brüksel’deki göçmen dayanışma ağlarında çalışan aktivistler içinse, sorun yalnızca yeni yasa değil.
Yıllardır Avrupa’da göçmenlerle çalışan kadın hakları savunucusu Marie De Smet, yerel medyaya yaptığı değerlendirmede, “Eskiden aşırı sağın kullandığı ifadeler şimdi ana akım partilerin diline giriyor. İnsanları en çok korkutan şey yasa maddeleri kadar bu yeni normalleşme” dedi.
Benzer kaygılar kadın sığınmacılar arasında da dile getiriliyor. Özellikle Afganistan ve Suriyeli kadın örgütleri, üçüncü ülkelere gönderme uygulamalarının kadınların hukuki korumaya erişimini zorlaştırabileceği uyarısında bulunuyor.
Avrupa için dönüm noktası
Yeni düzenlemenin yürürlüğe girmesi için üye devletlerin her birinin son onay sürecini tamamlaması zorunlu. Ancak parlamentodaki oylama şimdiden Avrupa siyasetinin istikameti konusunda önemli bir işaret verdi.
Bir zamanlar yalnızca aşırı sağ partilerin programlarında yer alan birçok öneri artık Avrupa Birliği’nin resmî göç politikasının bir bileşeni haline geliyor. Dolayısıyla Strasbourg’daki oylamanın önemi, yalnızca geri gönderilmesi muhtemel olanların sayısında değil. Avrupa Parlamentosu’nda “geri gönderin” haykırışlarının artık yalnızca bir tepki ifadesi olmaktan çıkmış ve yasama sürecine eşlik eden bir zafer gösterisine dönüşebilmiş olmasında.
(AEK)