Adalet Bakanı Gürlek, Uğur Mumcu’nun ailesiyle görüştü
Adalet Bakanı Akın Gürlek, gazeteci ve yazar Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu ile oğlu Özgür Mumcu’yu Adalet Bakanlığında kabul etti.
Görüşmede, Uğur Mumcu suikastına ilişkin dosyanın mevcut durumu, yürütüldüğü belirtilen yeni çalışmalar ve ailenin talepleri konuşuldu.
Güldal Mumcu, görüşmenin ardından Halk TV’ye yaptığı açıklamada, suikastın yalnızca tetikçilerinin değil, azmettiricilerinin ve bağlantılarının da ortaya çıkarılması yönündeki taleplerini Bakan Gürlek’e ilettiklerini söyledi. Şöyle konuştu:
“Görüşme olumlu geçti. Biz, tetikçilerin ve azmettiricilerinin kim olursa olsun ortaya çıkarılması yönündeki talebimizi ilettik. Sayın adalet Bakanı da tetikçilerin arkasında kim olursa olsun, bağlantıları ne olursa olsun ortaya çıkması için elimizden geleni yapacağız dedi. Hem sayın bakanı hem de bu işle görevlendirilmiş ekibi olumlu bulduk. Umarım 33 yıl sonra bu cinayetin tüm bağlantıları ve azmettiricilerini tam manasıyla öğrenmiş oluruz.”
Görüşmede, dosyanın firari sanıklarından Oğuz Demir hakkında yürütülen süreç de gündeme geldi.
Adalet Bakanlığı ise görüşmeye ilişkin aktardığı açıklamasında dosyanın son durumu ile yürütülen çalışmaların ele alındığını bildirdi.
Randevu talebi aileden gitti
Mumcu ailesi, Adalet Bakanlığı’nın zamanaşımına uğramadığı belirtilen 680 faili meçhul dosyayı yeniden incelemeye aldığı yönündeki açıklamalar üzerine Bakan Gürlek’ten randevu talep etmişti.
Aile randevu talebi sonrası avukatlarla birlikte yaptığı yazılı açıklamada, Uğur Mumcu dosyasıyla ilgili bir yargılama halen sürerken Bakanlık tarafından ayrıca başlatılan incelemenin amacı, kapsamı ve yöntemi konusunda belirsizlik ve kaygı bulunduğunu bildirmişti.
Aile devletin öncelikli görevinin firari sanık Oğuz Demir'i yakalayarak yargı önüne çıkarmak olduğu belirtmişti.
Uğur Mumcu suikastı
Araştırmacı gazeteci ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te Ankara’nın Çankaya ilçesindeki evinin önünde otomobiline yerleştirilen bombayla öldürüldü. Öldürüldüğünde 51 yaşındaydı.
Silah kaçakçılığı, siyasi cinayetler, tarikatlar, yolsuzluklar, devlet içindeki yasa dışı yapılanmalar ve siyaset-mafya ilişkileri üzerine çalışan Mumcu’nun öldürülmesi, Türkiye’de gazetecilere yönelik en ağır saldırılardan biri olarak kayıtlara geçti.
Suikastın ardından farklı örgütler saldırıyı üstlendiklerini açıkladı. Ancak bu açıklamalar cinayetin kimler tarafından planlandığını, emrin nereden geldiğini ve saldırının arkasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya yetmedi.
Yıllar içinde bazı sanıklar hakkında mahkumiyet kararları verildi. Buna karşın Mumcu ailesi ve davayı takip eden hukukçular, cinayetin karar ve azmettirme zincirinin bütün yönleriyle açığa çıkarılmadığını söylüyor.
Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu
Suikasttan yaklaşık dört yıl sonra, 14 Ocak 1997’de TBMM’de Uğur Mumcu cinayetinin aydınlatılması amacıyla bir Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu.
Komisyon, çalışmalarını Haziran 1997’de tamamladı. Komisyon raporunda, cinayetle ilgili öne sürülen farklı tezlerin yeterince araştırılmadığı, soruşturmanın gerekli ölçüde genişletilmediği ve derinleştirilmediği değerlendirmesine yer verdi.
Raporda, Mumcu’ya yönelik tehditlere rağmen gerekli koruma önlemlerinin alınıp alınmadığı ve ilk soruşturma sürecinde görev yapan kamu görevlilerinin ihmallerinin bulunup bulunmadığı da ele alındı. Bazı adli ve idari görevliler hakkında soruşturma yürütülmesi istendi.
Mumcu ailesi ayrıca devletin Uğur Mumcu’yu gerektiği gibi korumadığı gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtı. Ailenin açtığı dava lehlerine sonuçlandı.
Ancak Meclis araştırması ve yürütülen idari süreçler, suikastın bütün sorumlularının belirlenmesini sağlamadı.
“Umut Operasyonu” ve davanın açılması
Cinayetle ilgili soruşturmada asıl kapsamlı yargı süreci, suikasttan yedi yıl sonra başladı.
Ocak 2000’de İstanbul’da Hizbullah’a yönelik bir operasyonda ele geçirilen dijital kayıtların incelenmesinin ardından Tevhid-Selam/Kudüs Ordusu adlı yapılanmaya yönelik soruşturma genişletildi. Bu süreçte başlayan operasyonlar kamuoyunda “Umut Operasyonu” olarak adlandırıldı.
Temmuz 2000’de Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde 17 sanık hakkında dava açıldı. Dava yalnızca Uğur Mumcu suikastını değil, Prof. Dr. Muammer Aksoy, Doç. Dr. Bahriye Üçok ve Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmelerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda silahlı ve bombalı saldırıyı kapsıyordu.
İddianamede, Uğur Mumcu’nun aracına yerleştirilen bombanın Ferhan Özmen tarafından hazırlandığı ileri sürüldü. Bombanın, Necdet Yüksel’in çevreyi gözetlediği sırada Oğuz Demir tarafından otomobile yerleştirildiği belirtildi.
Mahkemenin sonraki kararlarında da saldırının bu yapılanma içindeki kişiler tarafından gerçekleştirildiği kabul edildi. Bununla birlikte cinayetin arkasındaki azmettirme ve karar mekanizması konusunda kamuoyundaki soruların tamamı yanıtlanmadı.
Ağırlaştırılmış müebbet cezaları
İlk yargılamanın sonunda Ferhan Özmen, Necdet Yüksel ve Rüştü Aytufan, “anayasal düzeni cebren değiştirmeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edildi.
Yargıtay, 2002’de Necdet Yüksel ve Rüştü Aytufan hakkındaki cezaları onarken Ferhan Özmen yönünden hükmü bozdu.
Yeniden yapılan yargılamada Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 2005’te Ferhan Özmen’e yeniden ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Ekrem Baytap 15 yıl, diğer bazı sanıklar ise örgütle bağlantılı suçlardan çeşitli hapis cezalarına mahkum oldu.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Ferhan Özmen hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını 2006’da onadı. Dosyada kalan sanıklar hakkındaki son hükümlerin bir bölümü de Mart 2014’te kesinleşti.
Yeniden görülen örgüt davasında Mehmet Ali Tekin, Hasan Kılıç ve Ekrem Baytap “silahlı suç örgütü kurmak ve yönetmek” suçundan 12 yıl 6’şar ay hapis cezasına mahkum edildi.
Abdülhamit Çelik, Fatih Aydın, Yusuf Karakuş, Mehmet Şahin ve Recep Aydın’a ise “silahlı suç örgütüne üye olmak” suçundan 6 yıl 3’er ay hapis cezası verildi.
Anayasa Mahkemesi daha sonra bazı sanıkların gözaltı döneminde avukata erişim imkanından yararlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine hükmetti ve yeniden yargılama yapılmasına karar verdi.
Bu yargısal süreçler sonunda saldırıları gerçekleştiren örgütsel yapının bazı üyeleri hakkında cezalar kesinleşti. Ancak Mumcu ailesinin “cinayeti kim planladı, kim emir verdi ve failler kimler tarafından korundu?” soruları yanıtsız kaldı.
Oğuz Demir’in dosyası ayrıldı
Uğur Mumcu’nun otomobiline bombayı yerleştirmekle suçlanan Oğuz Demir ise bugüne kadar yakalanamadı.
Demir’in dosyası 2005’te ana davadan ayrıldı. Hakkında yakalama kararı çıkarılan Demir’in yargılanması, dosyanın açık tutulması yoluyla Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde sürdürülüyor.
Demir, “Cihan” kod adıyla da biliniyor. İçişleri Bakanlığının arananlar listesinde Tevhid-Selam/Kudüs Ordusu üyeliği suçlamasıyla yer alan Demir’in uzun yıllar İran, Hollanda ve Avustralya’da bulunduğuna ilişkin farklı iddialar gündeme geldi. Bu iddiaların hiçbiri Demir’in yakalanması ve mahkeme önüne çıkarılmasıyla sonuçlanmadı.
Dava dosyasındaki bilgilere göre Demir, Mayıs 2000’de Ankara’nın Sincan ilçesinde polislerin durdurmak istediği otomobille kaçtı. Araçtaki Necdet Yüksel yakalanırken Demir izini kaybettirdi.
Yıllar sonra Demir’in sahte kimlikle Türkiye’ye giriş çıkış yaptığı yönünde de ihbarlar dosyaya girdi. Ancak güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından kamuoyuna Demir’in yerinin kesin olarak tespit edildiğini gösteren bir bilgi açıklanmadı.
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Aralık 2022’de Oğuz Demir hakkında “kaçak” kararı verdi.
Mahkeme aynı dönemde Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatından Demir’in yeriyle ilgili yeni bilgi bulunup bulunmadığını sordu. TBMM Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu raporunun da dosyaya getirilmesine karar verdi.
Mehmet Ağar tanık olarak dinlendi
Mumcu ailesinin avukatları, dönemin güvenlik ve devlet görevlilerinin tanık olarak dinlenmesi için de mahkemeye başvurdu.
Mahkeme, Ocak 2025’te suikast tarihinde Ankara Emniyet Müdürü olan, daha sonra Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı görevlerinde bulunan Mehmet Ağar’ın tanık olarak dinlenmesine karar verdi.
Ağar, 22 Eylül 2025’te İstanbul Anadolu Adliyesinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi aracılığıyla duruşmaya katıldı.
Ağar ifadesinde Uğur Mumcu’yu tanıdığını söyledi ve cinayet soruşturmasının engellenmesinde herhangi bir rolü olduğu iddiasını reddetti. Mumcu ailesi ise cinayetten 32 yılı aşkın süre sonra dinlenen Ağar’ın açıklamalarının dosyadaki temel soruları yanıtlamadığını belirtti.
Davada bir sonraki duruşma 2 Aralık 2026’da görülücek.
(HA)