Maden işçileri ve ekoloji savunucuları için bir saygı yazısı

1966 yılında doğan fotoğrafçı Yücel Tunca, İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu, Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü'nde okudu.
Sokak dergisi, Güneş ve Söz gazetelerinde foto muhabiri olarak Türkiye'nin yakın tarihine tanıklık yaptı. Tanıklığını okuyucuya aktardı. Tunca şimdi de arşivinde yer alan fotoğraflar ile geçmişin unutulmamasını sağlıyor.
'Arşiv Kazısı' başlığıyla ülkenin toplumsal hafızasına tanıklık eden fotoğraflarını sosyal medya hesaplarında ve blogunda paylaşmaya başlayan Tunca’nın, 1990-91 Zonguldak Büyük Madenci Grevi ve Yürüyüşü’ne ait fotoğraflarını bianet okurlarıyla paylaşıyoruz.
Beş on gün öncesiydi. Kardeşim gibi sevdiğim bir arkadaşım ile bir vesile üzerine Bergama’da buluşmuştuk. Sohbet çeşitli konular üzerinden dönüp dolaşıp fotoğrafa geldiğinde ona uzun uzun Özdemir Gürsoy’dan bahsetmiştim. Özdemir hocam, Uğur Mumcu gibi bir idolün zihnimde yarattığı rüzgâra kapılıp araştırmacı gazeteci olmak maksadıyla girdiğim okulda yönümü değiştiren ve aklıma, yüreğime fotoğrafı yerleştiren insandı.
_manşt.jpg)
90'LARIN HAK MÜCADELELERİ/ NADİRE MATER
Kadınlar ve Çocuklar En Önde, Zonguldak Geleceğe Yürüyor
Milliyet gazetesinin kıdemli foto muhabirlerindendi Özdemir Gürsoy ve yanlış hatırlamıyorsam yeni emekli olmuştu. Üniversitede yıllardır yaptığı öğreticiliği ise bırakmamış, gazetecilik adayı olan biz öğrencilere fotoğrafçılık dersi veriyordu. Yüz-yüz yirmi kişilik anfide oturup metrelerce uzaktaki bir hocanın elinde tuttuğu fotoğraf makinesinde neyin ne olduğunu anlamak neredeyse imkansız, imkansız olduğu kadar aynı zamanda son derece keyifsizdi. Fotoğraf makinesinin kendisi de bir nesne olarak pek ilgimi çekmiyordu doğrusu. Ne zaman ki hocamız eski usul bir dia makinesinin rayına yerleştirdiği fotoğrafları duvara yansıtmaya başladı, işte o dakika tuhaf biçimde aydınlandığımı hissettim: Fotoğraf denilen bir dil vardı!
Beni, anfinin orta-arka sıralarında oturduğum yere mıhlayan, Özdemir hocamızın 1965 yılında çektiği siyah beyaz bir fotoğraftı. Türkiye Silahlı Kuvvetleri Donanması’na bağlı deniz piyadelerinin ateş açarak öldürdüğü iki maden işçisinden biri olan Mehmet Çavdar’ın (diğer işçi Satılmış Tepe idi) cenazesinde çekmişti bu fotoğrafı.

Çetin Uygur Kitabı: "Bu bir vefa borcuydu"
Türkiye Kömür İşletmeleri’nin Karadon işletmesine bağlı ocaklarda çalışan işçilere yevmiye zamlarının adil biçimde dağıtılmadığını, bunun hemen düzeltilmesi gerektiğini söyleyen maden işçilerinin 10 ve 11 Mart günlerinde dalgalar halinde farklı ocaklara yayılarak büyüyen grevlerine dönemin hükümeti silah kullanarak müdahale kararı almış, 12 Mart günü işçilerin üzerine açılan ateş sonucunda iki maden işçisi ölmüştü.
Ertesi gün 10 bin asker Zonguldak’ı kuşatacak, grev ve saldırılarla ilgili haberlere sansür uygulaması başlayacaktı. Devamında da Türkiye İşçi Partisi, eylemlerle ilişkili olduğu iddia edilerek iyice baskı altına alınacak ve geniş tutuklamalar başlayacaktı.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi sadece bir hafta sonra 19 Mart 1965’te bu kez Amasya’daki Yeni Çeltek’te bulunan bir maden ocağında grizu patlaması yaşanmış, patlamada 69 işçi hayatını kaybetmişti.

GÖZDE KAZAZ YAZDI
12 Eylül'ün Hedeflerinden Yeni Çeltek Direnişi
Böyle bir memleket atmosferinde çektiği fotoğrafla, aynı yıl en iyi basın fotoğrafı ödülünü kazanan Özdemir Gürsoy, bu fotoğrafla başlayan süreçte benim hayatıma -muhtemelen kendisinin fark etmediği biçimde- dokunmuş, geleceğimi belirlemişti. Bu sayede ben de uzun yıllar bir basın fotoğrafçısı olarak devam ettim hayatıma.
Hocamın fotoğraflarını görüp sarsılıp, kendime yeni bir yön belirlediğim günün üstünden beş yıl kadar geçmişti. Bugünlerde olduğu gibi yine bir şubat günüydü. Amasya, Yeni Çeltek’ten, neredeyse tam 25 yıl öncesinin tekerrürü gibi bir grizu patlaması haberi geldi.
69 işçinin hayatını kaybettiği 25 yıl önceki patlamadan sonra bu kez de tam 68 maden işçisi hayatını kaybetmişti. 7 Şubat günü gerçekleşen bu iş katliamına toplumun her kesiminden büyük bir tepki yükseldi.
Sendikalar, 24 Şubat’ta Zonguldak’ta yapılması planlanan “İnsana Saygı” adını taşıyan büyük bir protesto mitingi için çağrılar yayınlamaya başladılar. 24 Şubat için Zonguldak’a ilk ulaşanlardan biri de ben oldum.
Bugün fotoğraflarını göreceğiniz, on binlerce emekçinin katıldığı bu yürüyüş ve miting 1990 yılı sonunda başlayacak ve 1991’in Ocak ayında doruğa ulaşıp 150 bin işçinin Ankara’ya doğru yürümesi ile devam edecek olan sürecin ilk kıvılcımlarından biriydi.
(YT/Mİ)

Amasya'da Madenciler 9 Gündür Açlık Grevinde
1990-91 Zonguldak Büyük Madenci Grevi ve Yürüyüşü hakkında
Amasya’nın Merzifon ilçesindeki Yeni Çeltek Madeni’nde 31 Ocak 1990’da meydana gelen grizu patlamasında beş işçi hayatını kaybetti. Aynı madende 7 Şubat 1990’da yaşanan ikinci patlama ise 68 işçinin ölümüne yol açtı.
Yeni Çeltek’te peş peşe yaşanan bu iş cinayetleri, madencilik alanındaki güvencesizliği ve ihmalleri görünür kılarken, yılın ilerleyen aylarında Zonguldak’ta kitlesel bir greve ve ardından Ankara yürüyüşüne dönüşecek olan tepkinin de toplumsal zeminini güçlendirdi.
Süreç, 30 Kasım 1990’da yaklaşık 48 bin maden işçisinin greve çıkmasıyla başladı. Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda çalışan işçiler, düşük ücretler, ağır çalışma koşulları ve maden ocaklarının kapatılmasına yönelik politikalar nedeniyle harekete geçti. Ancak bu grev kısa sürede yalnızca bir işçi eylemi olmaktan çıktı; Zonguldak halkının, esnafın ve madenci ailelerinin katılımıyla geniş bir toplumsal harekete dönüştü.
Grevden sonuç alınamaması üzerine işçiler, taleplerini doğrudan Ankara’ya taşımaya karar verdi. 4 Ocak 1991’de başlayan yürüyüş, on binlerce kişinin katılımıyla ilerledi. Kış koşullarına rağmen günlerce süren yürüyüş, Bolu’nun Mengen ilçesi yakınlarında güvenlik güçleri tarafından durduruldu. Buna rağmen yürüyüş, hem yarattığı kamuoyu etkisi hem de kitleselliği açısından Türkiye’de işçi sınıfının merkezi iktidara yöneldiği en güçlü eylemlerden biri olarak tarihe geçti.
Eylemin temel talepleri ücret artışı, iş güvencesi ve madenlerin kapatılmamasıydı. Ancak süreç içinde bu talepler ekonomik sınırları aşarak daha geniş bir politik çerçeveye oturdu. Özelleştirme politikalarına karşı çıkış ve bölgenin ekonomik geleceğine dair kaygılar, eylemin belirleyici unsurları haline geldi. Bu yönüyle Zonguldak madenci yürüyüşü, yalnızca bir ücret mücadelesi değil, aynı zamanda bir bölgesel ve toplumsal direnç hareketi olarak öne çıktı.
Görüşmeler sonucunda bazı iyileştirmeler sağlansa da, uzun vadede Türkiye’de madencilik politikaları değişmedi ve sektör küçülmeye devam etti. Buna rağmen 1990–1991 madenci yürüyüşü, 12 Eylül sonrası dönemde bastırılmış olan işçi hareketinin yeniden görünür hale gelmesi açısından kritik bir kırılma noktası oldu. Türkiye’de işçilerin, ailelerin ve yerel halkın birlikte hareket ettiğinde nasıl güçlü bir toplumsal etki yaratabildiğini gösteren bu eylem, hâlâ hafızalardaki yerini koruyor.












