“Yaptım oldu!” de...
“Henüz hiçbir şey yaratılmamışken, daha ne yer ne gök varken Tanrı Ülgen, uçsuz bucaksız sonsuz denizin üzerinde uçuyordu. Çaresizlik içinde konacak bir kara parçası arıyor ama bulamıyordu. Böyle uçarken gönlüne bir ilham doğdu. Bir ses: ‘Önündeki nesneyi yakala!’ diye fısıldadı. Ülgen, o sırada suyun yüzüne çıkan taşı yakalayıp üzerine kondu. Sonsuz suyun içinden Ak Ene süzülüp geldi ve ‘Yarat’ diye fısıldadı.
‘Nasıl?’ dedi Ülgen.
‘Yaptım oldu de, yaptım olmadı deme!’ dedi Ak Ene ve yine geldiği gibi aniden sonsuz suyun içinde kayboldu gitti.
Tanrı Ülgen, Ak Ene’den aldığı güç ve inançla ‘Yer yaratılsın! Gök yaratılsın!’ diyerek evreni var etti ve insanlara: ‘Vara yok demeyin, vara yok diyenler de yok olur!’ buyruğunu verdi.”
Kadim mitlerde ve dinlerde sözün gücü
Radloff ve Verbitskiy’nin derlediği Altay Yaratılış Destanı, evrenin ve insanın varoluşunu büyüleyici bir dille açıklar. Binlerce yıl önce Altay Yaratılış Miti’nde Ak Ene’nin dile getirdiği “Yaptım oldu! de” ifadesi aslında Mısır, Babil mitleri gibi birçok kadim mitte ve tek tanrılı dinlerde gördüğümüz sözün gücüyle ilgili muhteşem bir ifade.
Tevrat’ta yaratılış sürecinde başlangıçta kaos ve boşluk var ve Tanrı’nın sözü var olan bu karanlığa “ışık ve düzen” getirir. Yaratılış süreci: “Tanrı, ‘Işık olsun’ dedi ve oldu.” diyerek başlar. Tanrı ışığı yarattıktan sonra onu karanlıktan ayırır ve onlara isim verir: “Tanrı ışığa ‘Gündüz’, karanlığa ‘Gece’ adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.”
İncil’de sözün gücü, yalnızca bir şeyi var etmenin ötesine geçerek “Tanrının bizzat kendisi, özü” kabul edilir: “Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı...” Buradaki “Söz”, Yunanca 'logos'tur ve Hıristiyanlıkla birlikte ilahi akıl, düzen ve yaratıcı güç anlamını kazanır.
Kur’an’da Allah’ın yaratma gücü zaman, mekan veya fiziksel bir süreçten bağımsız ve bir şeyin var olması için ilahi kelamın telaffuz edilmesi yeterli. Birçok ayette bu durum ifade edilir: “O, bir şeyin olmasını dilediği zaman, ona sadece ‘Ol’ der, o da hemen oluverir (Kün fe yekûn).”
“Kendi kaderinin efendisi olma” ve “bireysel başarı” yanılsaması
Görüldüğü gibi mitlerde ve tek tanrılı dinlerde söz yaratıcı bir araç olarak karşımıza çıkar. Ancak sözün bu kadim yaratıcı gücü günümüzde kapitalist ataerkinin elinde ticari bir metaya dönüşerek “kendi kaderinin efendisi olma” ve “bireysel başarı” yanılsamasının en somut ifadelerinden biri haline gelir. Yani “yaptım oldu” ifadesi günümüzde kapitalist ataerkinin eşitsizlikleri, sömürüyü görünmez kılmak için kullandığı sloganlardan biri.
Kuralları erkek egemen rasyonaliteyle yazıp sınırlarını çizen kapitalist ataerki sadece fabrikada değil, evde, sokakta, okulda, hastanede, kısaca her yerde üretilir. Kendi sınırları dahilindeki makbul vatandaşı, işçiyi, kadını dayatır. Bireye sürekli olarak tükenene kadar çalışmayı, bedenini ve zihnini piyasaya adamasını, bunu yaparken de ataerkil estetik ve davranış kalıplarına uymasını dayatır. Kadının karşılıksız ev içi emeği, göçmenin güvencesizliği ve işçinin sömürülmesi birbirine kenetlenmiş bir çark olarak döner. Sömürülen kesimlerden piyasada uysal, ucuz ve güvencesiz bir iş gücü olmalarını talep eder. Kadınları ev içine hapsedip emeğini ve bedenini sömürürken kamusal alanı, yani piyasayı ve siyaseti erkeğe ayırarak mekanı böler. Böylece kamusal alan erkeğin, özel alan kadının, gettolar ise azınlığın mekanı olur. Ayrıca mesai saatleri, ev işi zamanı, biyolojik saat gibi kavramlar ortaya koyarak zamanı gasp eder.
Kapitalist ataerki, sömürüsü altındakileri sadece birer “nesne” ve “araç” olarak kodlar. Sınıfı ucuz iş gücü, kimliği pazar malzemesi veya tehdit unsuru, toplumsal cinsiyeti ise yeniden üretim makinesi olarak görür. İşçiyi sendikada, kadını evde, azınlık kimliklerini ise gettoda atomize eder, birbirine düşmanlaştırarak ve yalnızlaştırarak yönetir. Kimlikleri ve mücadeleleri yarıştırmayı dayatır: “Önce sınıf mücadelesi mi, yoksa kimlik/cinsiyet mücadelesi mi?” ikilemini önümüze koyar. Kısacası kapitalist ataerki mümkün olan tek dünya, tek seçenek olduğunu ve başka bir dünyanın imkansızlığını vurgular ve tüm bunları yaparken çeşitli araçlar kullanır.
Kapitalist ataerkinde metaya dönüşen sözün gücü
Kadim “yaptım oldu, de” ifadesi de yani sözün gücüne duyulan inanç da kapitalist ataerkinin elinde bireyciliği körüklemek ve tüketimi artırmak için kullanılan en güçlü pazarlama araçlarından birine dönüşmüş durumda. Kapitalist ataerki, toplumsal sorunların yapısal çözümlerini bireyin zihnine indirger.
Fakirlik, işsizlik veya fırsat eşitsizliğini sanki sistemin hatası değil de bireyin “kıtlık bilincine sahip olması” ya da “yeterince pozitif düşünmemesi” olarak rasyonalize eder. Bireye “Eğer yeterince istersen, çok çalışırsan ve doğru riskleri alırsan başararak ‘yaptım oldu’ diyebilirsin. Eğer başaramadıysan, bu sistemin suçu değil, senin yeterince çabalamamanın sonucudur.” mesajını verir. Hak aramak veya sendikalaşmak yerine, bireylere kendi zihinlerini dönüştürerek zenginleşebilecekleri fikrini aşılar. Toplumu kendi kendinin sömürücüsü konumuna düşürüp sürekli tüketime yönlendirerek “manifest”, “çekim yasası” gibi kavramları, kapitalist pazar için devasa bir sektöre dönüştürür. Bu noktada evrene frekans yollamak için özel manifest defterleri, kristaller, pahalı tütsüler, “zenginlik frekansı” taşıyan taşlar ve ritüel setleri satar; yüksek ücretli manifest koçluğu seansları, “milyarder zihniyeti” eğitimleri, paralı meditasyon uygulamaları ve influencer abonelikleri vs. sektörü beslemek için adeta birbiriyle yarışır.
“İstediğin hayata zaten sahipmişsin gibi davran” mottosu, bireyleri bütçelerini aşan lüks harcamalar yapmaya teşvik ederek borçlandırır. Üzüntü, öfke veya yorgunluk gibi insani duygular “frekansı düşürür” korkusuyla bastırılır. Oysa bireyin zihnini 7/24 verimli ve pozitif tutmaya zorlaması derin bir yetersizlik hissine ve tükenmişliğe yol açar. Yani sonuç yine hüsran yine kapitalist ataerkinin zaferi.
Bir direniş manifestosu olarak sözün gücü
“Yaptım oldu” ifadesi, kapitalist ataerkinin elinde bireysel bir başarı illüzyonuna dönüştürülmüş olsa da, bu ters yüz edilerek kapitalist ataerkinin dayatmalarına karşı bir “direniş manifestosu” haline getirilebilir. Çünkü bu sömürü düzenine karşı, eşitlikçi ve dayanışmacı bir yaşam modeli, sömürüsüz, sınıfsız, cinsiyetçilikten ve ayrımcılıktan arınmış ortak yaşam her zaman mümkün. Kapitalist ataerki, sınıfı sendika diliyle, azınlığı kültürel kimlik diliyle, kısacası her grubu ayrı bir dille kontrol eder. Oysa “yaptım oldu” diyebilecek kolektif bir başkaldırı, bu ayrıştırma politikasını kökünden reddeder. Siyah-beyaz, kadın-erkek, işçi-memur bütün sömürülen kimlikler ve sınıf bilinciyle hareket eden topyekün bir karşı koyuş, sistemin bu kodlama dilini kökten reddederek bu yapay ayrımı çöpe atabilir.
Kapitalist ataerkinin bir afyon olarak sunduğu “bireysel çabayla herkes başarır” anlamındaki “Yaptım oldu” yalanına karşı; sömürülenlerin “tüm baskı ve sömürü mekanizmalarınıza rağmen topyekün direndik” anlamındaki “Yaptım oldu” su sistemin çizdiği sınırların mutlak olmadığını, itaat etmeyerek ve karşı koyarak o sınırların genişletilebileceğini gösteren bir başkaldırı işlevi görür.
Kapitalist ataerkinin bize biçtiği “itaatkar, sessiz ve sabırlı” toplum rolünü reddedip ancak kendi kurallarımızı koyduğumuzda egemen dili felce uğratırız. “Bize bu alanda var olamazsın, bu masada oturamazsın, bu kararı tek başına veremezsin dedin; ama biz kendi irademizle, senin onayın olmadan var olduk. Yaptık, oldu!” demek, kapitalist ataerkil onay mekanizmalarını devre dışı bırakmaktır. Ak Ene’nin en büyük uyarısı şu: “Yaptım olmadı deme!” Çünkü “olmadı” demek, şüpheyi ve başarısızlığı çağırır. “Yaptım oldu, de!” ifadesi, şüpheye yer bırakmadan inanmayı ve sözün yaratıcı ve dönüştürücü gücünü simgeler. Kapitalist ataerkinin ablukasına karşı koyup “Yaptım oldu!” deme gücü hepimizde var. Yeter ki içimizdeki var olan bu güce “yok!” demeyelim. Ak Ene’nin söylediği gibi “Vara yok demeyin. Vara yok diyenler yok olur!” Öyleyse kapitalist ataerkinin bizi soktuğu kurban psikolojisinden çıkıp zincirlerimizi kırarak itaat toplumuna karşı gururla başımızı kaldırıp hep birlikte “Yaptım oldu!” diyelim.
(AK/HA)