Bir klitorisin hikâyesi değil, ataerkilliğin tarihi
“Beni Tanrı’nın bunu istediğine ikna etmeye çalıştıklarında ‘Tanrı benden bu kadar mı nefret ediyor?’ dedim” Waris Drie
Birleşmiş Milletler (BM) özel elçisi, Waris Drie, beş yaşında kadın genital mutilasyonu geçirip iyileşmesi için birkaç gün boyunca bir ağacın altındaki derme çatma bir barınakta bırakıldığındaki duygularını bu sözlerle ifade ediyor.
Kadın genital mutilasyonu, Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler tarafından kadınlara ve kız çocuklarına yönelik “en ağır insan hakları ihlallerinden biri” kabul ediliyor ve bunu engellemek için bir çok kampanya yürütülüyor.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, yalnızca 2026 yılında, çoğu beş yaşın altında olmak üzere tahminen 4,5 milyon kız çocuğunun kadın genital mutilasyonu riski altında olduğu tahmin ediliyor. Şu anda 230 milyondan fazla kız ve kadın, bunun ömür boyu süren sonuçlarıyla yaşıyor.
Ülkenin geçirdiği zihniyet dönüşümünün malumu bir ilan
Ağrı’da bir hekim “kadın sünnetini klinikte yapmaktayım” yazan bir reklamı sosyal medya hesabından paylaştı.
Hem de Türkiye’nin kültüründe, örf ve adetlerinde ya da dini pratiklerinde kadın genital mutilasyonu kesinlikle yer almamasına rağmen... Üstelik Türk Ceza Kanunu’na göre bir kişinin vücut bütünlüğüne zarar vermek suç. Bunlar göz önünde bulundurulduğunda Hipokrat yemini etmiş bir doktorun “kadın sünneti” adı altında dini bir ifade ile meşrulaştırarak “kadın genital mutilasyonu” işlemi yaptığına dair bir reklam vermesi son derece düşündürücü.
“Kadın sünneti” ilanı ilk bakışta tıbbi etik ihlali gibi görünse de söz konusu ilan, ülkedeki siyasi iklim ve iktidar mekanizmalarının bu tür pratikleri nasıl “kolaylaştırdığı” veya “cesaretlendirdiği” bağlamında değerlendirilebilir.
Bu durum, sosyo-politik açıdan Türkiye’nin geçirdiği zihniyet dönüşümü ve iktidarın toplumsal cinsiyet politikaları ile doğrudan ilişkili. İstanbul Sözleşmesi Madde 38, taraf devletlere kadın genital mutilasyonunu açıkça suç sayma ve cezalandırma yükümlülüğü getiriyordu. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi ve ardından tırmanan muhafazakar ataerkil söylem, kadın haklarını koruyan yasal güvencelerin zayıfladığı algısını ve cezasızlık kültürünü besledi.
Kadın hakları ihlalleri giderek daha da arttı. Nihayetinde böyle bir ilan da bu muhafazakar ataerkil söylemin ve yarattığı cezasızlık algısının uzantılarından biri olarak değerlendirilebilir.
Sözü geçen doktor, daha sonra yeni bir ilan vererek kastettiği şeyin “kadın genital mutilasyonu” olmadığını, bunun bir tür “vajinal estetik” olduğunu söylese de durumun vahameti değişmiyor. Öte yandan vajinal estetik operasyonları kadınlara dayatılan güzellik algısıyla ilgili ve bu da başka sorunlu bir alan.
Bu operasyonların rızaya dayalı olduğu fikri ortaya konsa da bedenin her alanında olduğu gibi genital bölge için de oluşturulan yapay standartlar, kadınları ciddi bir güzellik dayatmasıyla karşı karşıya bırakıyor ve güzellik dayatması altındaki bir kadının “özgür rızasının” ne kadar özgür olduğu sorgulanmaya değer.
Kadın genital mutilasyonu en büyük insan hakkı ihlallerinden biri
Somali, Gine, Mısır, Sudan, Etiyopya, Nijerya vb Batı, Doğu ve Kuzeydoğu Afrika ülkeleri ile Suudi Arabistan gibi Arap ülkelerinde ve Orta Doğu ile Asya'nın bazı bölgelerinde görülen kadın genital mutilasyonu, Kur’an, İncil ya da Tevrat’da kadın sünneti gibi bir uygulamadan bahsedilmemesine rağmen maalesef ki dini bir zorunluluk gibi sunuluyor.
Halk arasında “kadın sünneti” olarak bilinen “kadın genital mutilasyonu” ya da “kadın genital sakatlaması” uygulaması, tıbbi hiçbir gerekçe olmadan kadın genital organlarının kısmen veya tamamen çıkarılması ya da yaralanması ki bu en büyük insan hakkı ihlallerinden biri.
“Kadın genital mutilasyonu” aslında “cinsel terörizm” dediğimiz şeyin en uç noktası ve bu cinsel terörizm, erkeğin cinsel ve toplumsal taleplerini karşılamak üzere kadının klitorisinin kesilmesi suretiyle sakatlanarak cinsel hazzının yok edilmesi ve cinsel olarak sadece erkeğe hizmet eden, pasif ve üremeye programlanmış bir nesneye indirgenmesinden başka bir şey değil.
Uygulama, klitoris başının alınmasından, vajinanın dikilmesine kadar uzanan dış genital organların tamamen kesilmesini ve sadece idrar ve adet kanı için küçük bir delik bırakılmasını içeriyor. Kadınlar üzerinde ömür boyu süren fiziksel ve psikolojik kalıcı hasarlar bırakıyor. Ölümcül olabiliyor.
Kadın genital mutilasyonunun tarihsel ve mitolojik temelleri
Tarihsel verilere bakıldığında kadın genital mutilasyonunun, tek tanrılı dinlerden binlerce yıl önce Nil Vadisi ve Sahra Altı Afrika’da ataerkil mülkiyet ilişkileri, köle ticareti ve kabile mitolojileriyle harmanlanarak doğduğu ve maalesef ki günümüze kadar ulaştığı görülüyor.
Antik Mısır ve Roma’da kadın kölelerin gebe kalmasını engellemek, mülkiyet değerini korumak ve cinsel olarak “saf” kalmalarını sağlamak amacıyla genital bölgenin dikildiği tarihi kayıtlarda yer alıyor. Yunan tarihçi Herodot da seyahatnamelerinde Mısırlıların, Etiyopyalıların ve Fenikelilerin kız çocuklarına kadın genital mutilasyonu uyguladığını yazıyor. Arkeolojik bulgular, uygulamanın MÖ 5. yüzyılda Antik Mısır’da başladığını gösteriyor.
Bazı mumyalarda bu işlemin izlerine rastlanıyor. Nitekim günümüzde en ağır tür olan Tip 3 infibulasyon/dikiş/mühürleme, Doğu Afrika’da hala “Firavun Sünneti” olarak adlandırılıyor.
Tüm ataerkil mitlerde, kadının cinselliği ve doğurganlığı kontrol altına alınması gereken, yıkıcı, kaotik ve karanlık bir güç olarak tanımlanır. Bu anlamda kadın genital mutilasyonunun mitolojik temellerini mitlerde görmek mümkün.
Batı Afrika’da yaşayan Dogon ve Bambara halklarının “Yaratılış Mitolojisi”nin varyasyonlarından biri kadın bedenini “tehdit” ve “düzeltilmesi gereken bir hata” olarak kurgularken aynı zamanda bize kadın genital mutilasyonuna dair ip uçları da verir. Mite göre, evrenin yaratıcısı gök tanrısı Amma, yalnızlığından kurtulmak için kendine bir eş yaratmak ister. Islak kili boşluğa fırlatır ve bu kilden toprak ana/ yeryüzü şekillenir.
Kadın formunda olan toprak ananın anatomisinde kozmik bir “kusur” ya da “dengesizlik” vardır: Vajinasının önünde, göğe doğru devasa bir termit yuvası yükselir. Gök tanrısı Amma, toprak ana ile birleşmek istediğinde, bu sert ve dikbaşlı termit yuvası Amma’ya direnir, onunla eşitlik iddia eder ve birleşmeyi engeller. Amma, bu itaatsizliğe ve “eril gücün taklit edilmesine” öfkelenir. Gücünü kullanarak termit yuvasını zorla kesip koparır ve toprak anayı ehlileştirerek onunla zorla birlikte olur. Mite göre bu kesim işleminden sonra kozmik denge sağlanır ve insanlığın ataları doğar.
Bazı kabile inanışlarında klitoris, kadının içindeki “zehirli bir yılan” olarak sembolize edilir. Kesilmediği takdirde bu organın durmadan büyüyeceğine, erkeği iktidarsızlaştıracağına inanılır. Hatta bebek ölümleri bile klitorisin varlığına dayandırılarak doğum anında klitorisin bebeğin kafasına değerek onu zehirlediğine ve öldürdüğüne inanılır.
Kozmik bir kusurun yok edilmesi
Ataerkil mitoloji kadının doğal anatomisini çirkin, kirli ve erkeksi” ilan ederken; kesilmiş, dikilmiş ve mühürlenmiş genital bölgeyi “saf, pürüzsüz ve kutsal” olarak tanımlar.
Kadın genital mutilasyonunun yaygın olduğu bölgelerde bir kız çocuğu “eril” bir parça olan klitoristen arındırılmadığı sürece tam bir kadın olamaz, kozmik olarak “kusurlu” ve “kirli” kalır. Toplumsal hiyerarşiye dahil olması ve evlenebilmesi için kadın genital mutilasyonu şart koşulur. Bu anlamda kadın genital mutilasyonu, kadını mitolojik düzeyde “ehlileştirme” ve onu erkeğin üstün olduğu toplumsal cinsiyet rollerine hapsetme ritüelidir.
Görüldüğü gibi ataerkil mitlerde kadın genital mutilasyonu, evrensel kozmik düzenin sağlanması, tanrıların hoşnut edilmesi ve eril gücün dişil kaos üzerindeki zaferi olarak kurgulanıyor.
Ataerkil mitler, bu vahşi fiziksel müdahaleyi kutsal, kaçınılmaz ve “doğanın bir gereği” gibi sunarak meşrulaştırıyor. Bir kız çocuğunun evlenebilir olabilmesi için kadın genital mutilasyonu sözümona “temizlik” ve “olgunluk” şartı olarak görülüyor. Üstelik hiçbir dinde yer almadığı halde bu aynı zamanda dini bir gerekçe olarak karşımıza çıkıyor.
En eski ataerkil korku
Ama asıl mesele bambaşka... Ataerkil sistemin en derin ve en eski korkusu, soyun saflığını koruyamama ve mülkiyetini kendi öz çocuklarına devredememe kaygısı. Bu kaygı, tarih boyunca kadın bedeninin babadan kocaya devredilen bir “meta”, “mülk” olarak konumlandırılmasına yol açtı.
Kadın genital mutilasyonu ve özellikle infibulasyon/genital organın dikilmesi/mühürlenmesi ise bu mülkiyet ilişkisinin kadın bedeni üzerindeki en keskin ve radikal uygulaması. Bu uygulamanın temelinde, kadın cinselliğinin ehlileştirilmesi gereken vahşi, yıkıcı ve kontrol edilemez kaotik bir güç olduğu inancı yatıyor. Ataerkil düzen, toplumsal hiyerarşiyi ve erkek egemenliğini ayakta tutabilmek için bu gücü fiziki müdahaleyle evcilleştirmeyi şart koşar.
Asıl mesele, kadının cinsel dürtülerini kontrol altına alarak evlilik öncesi bekareti ve evlilik içi sadakati, yani erkeğin mülkiyet zincirini güvence altına almak.
Bu amaç doğrultusunda, kadının cinsel haz organı olan klitoris kesilerek işlevsizleştirilir; zevk alma yetisi sıfırlanır. Hazdan arındırılan kadın, evlilik dışı ilişki riskinden de “temizlenmiş” olur. Bir anlamda bu mühürleme, erkeğe ait bir mülkün üzerine vurulan fiziksel bir kilit!
Kendi kızına genital mutilasyon yapan annelerin ironisi
En büyük ironi ise Afrika’da hala devam eden kadın genital mutilasyonunun nineler, ebeler ve anneler eliyle yani kadın eliyle yürütülüyor olması.
Aslında bu, Deniz Kandiyoti’nin “Ataerkil Pazarlık” olarak formüle ettiği şeyin ta kendisi. Yani ataerkil sistem tarafından çaresiz bırakılan kadının ancak sistemin kurallarına uyarsa hayatta kalacağını ve statü kazanacağını bilmesinin ironisi. Anneler, kızlarının acı çekmesine göz yumma pahasına aslında onun gelecekteki ekonomik güvencesini ve toplumsal kabulünü garanti altına almaya çalışır.
Maalesef ki ataerkil şiddet ve mutlak bağımlılık sarmalı içinde kız çocuklarının gelecekte toplumdan dışlanmaması, toplumsal hiyerarşiye dahil olup “evlenilebilir” statüsü kazanması, toplum gözünde “iffetli anne” veya “saygın eş” olarak belirli bir koruma ve söz hakkına sahip olabilmesi için anneler, ataerkil düzenin bu en ağır şiddet aracını kendi elleriyle kızlarına uygular.
(AK/EMK)