Avemelere girdiğimizde değişik bir aleme dahil olduğumuzu zannetmemiz için kaç mühendis gözlerini kaybetti kim bilir? Havalandırma, iklimlendirme, ışıklandırma, müziklendirme, hizalama, sıralama işleri hep bilime fenne uygun yapılıyor. Bu alemde ışık loş, oksijen az olunca, peyzajlar cennet bahçeleri gibi görünmeye başlıyor.
Ancak dikkatli gözlerden kaçmamıştır. Avemelerin hepsi aynı değildir. Kimileri yapıldıktan üç ay sonra kıyısından kenarından rutubetlenmeye başlar. Boyaları dökülür. Kooperatif imalatı yazlık sitelere benzer. Bu nedenle onlara genelde “çarşı” denir. Hatta durumu daha belirgin hale getirmek için geometriden alınma isimleri olur bunların. Üçgen çarşı, beşgen çarşı gibi. Öyle kapısında güvenlik falan olmaz. Bu “çarşı” türü genelde çarşısı pazarı olmayan, şehri tutup çekiştirmekten kaynaklı yeni şehirciklerde yapılır. Oralarda TOKİ imalatı sitelerde yaşar, üçgen beşgen çarşılarda vakit geçirirsin. Ama bunların ışıltısı, pırıltısı pek olmaz. Dükkanlar arasında yaprak sarması, yöresel salça, el örgüsü patik satanlar falan vardır.
Bizim peşinde olduğumuz ise avemelerde bulunur. İşte mühendisliğin farklı dalları ile sosyal psikoloji, işletme, yönetim alanlarının ortak ürünü olan bu mekanlar bambaşkadır. Bir kere bunlar devasadır. İçinde gezerken kendini hem çok afili hem de biraz gariban hissedersin. Bu ikisini aynı anda hissetmeni sağlamak için kaç sosyal bilimcinin gecesi gündüzüne katılmıştır kim bilir.
İşte bu avemelerin içinde gizli bölümler bulunur. Kapısında “fitness center” yazar. Binanın dışından bakarsan orada ne olduğunu anlamazsın, anlayamazsın. Boşluğa bakarak, büyük bir ciddiyetle olduğu yerde koşan insanlar görürsün. Gözlerinde kararlılık, kalçalar içeride, omuzlar geride… Yine de durum sana saçma gelir değil mi? Peki niye böyle olur? Çünkü içeride değilsin. Dışarıdan bakıyorsun. Dolayısıyla anlamıyorsun. İşte sana bana anlamsız gelen bu koşturmanın derin, gizli anlamını nihayet ele geçirdim. Bu bilgiye kendisini hazır hissetmeyenler yazıyı bu noktada terk edebilir.
Efendim, devasa avemeler aslında bu gizli birimlerin üzerine kurulmuş. Yani o koca mekanlar, mağazalar, yemek katları, kahveciler, kebapçılar oraya giren çıkan olsun da asıl gizli faaliyet anlaşılmasın diye yapılmış. Diğer katlarda azalan oksijen etkisiyle hayal alemine dalanlar meseleyi fark etmesinler istenmiş.
Az sayıda insan için hazırlanmış bu alanların kapısında “fitness center” yazıyor yazmasına ama oranın gizli adı “uyum merkezi” imiş. Bizler meseleye aymayalım diye sanki pantolona, gömleğe sığalım, bantta koşarak uzun yaşayacağımızı sanalım, çıkışta vitamin barda detokslarımızı içip tüm zehirlerden arınalım diyeymiş gibi yapılıyormuş.
Oysa mesele derin, plan büyük! İşin arkasında Darwin, ondan da önce Erzurumlu İbrahim Hakkı, ondan da önce El Cahiz varmış meğer. İnsanın iki ayağının üzerine kalkmasından, ayakta durmasından kaynaklı arızalar düzeltilip uyum yeteneği sağlanıyormuş bu mekanlarda. İnsanlar olduğu yerde koşarken meğer kuyruk sokumundan kaçıyorlarmış. Adı üzerinde, kuyruk sokumu! Koşarak uzaklaşırken gözlerini diktikleri yer ise bizlere nasip olmayacak bir alem imiş.
Bu merkezlere gidenler, günün birinde başlayacak başka gezegenlerdeki hayata hazırlanıyorlarmış. Çünkü bu dünyadaki uyum süreçlerini tümüyle tamamlayanlar ancak diğer gezegenlerde hayatta kalabilecekmiş. O gezegenlerde tarım ve hayvancılık gelişene kadar da işte bizim detoks deyip geçtiğimiz karışımları içerek hayatta kalacaklarmış. O gözlerdeki kararlılık, o azim hep bundanmış.
(ÖE/HA)







