Pek çok kaynakta isimleri “Konfor Kadınları” olarak geçiyor ama bana sorarsanız bu çeviride ciddi bir anlam kaybı var.
Japonca “ianfu” sözcüğü “teselli eden, rahatlatan kadın” anlamını taşıyor; sözcük İngilizceye “comfort woman/army prostitute” olarak geçmiş. “Comfort” sözcüğü Türkçeye “konfor” olarak çevrilince sözcüğün anlamından uzaklaşılmış.
Orijinal sözcüğün içeriğini doğru yansıtan çevirinin “teselli” olduğunu düşündüğümden yazı boyunca bu çeviri ile ilerleyeceğim izninizle.
1995’te kurulan AWF (Asian Women’s Fund- Asya Kadınlar Fonu) bu terimi benimsiyor. Ordunun resmî belgelerinde de bu terim “ianfu” (teselli kadınları) var.
JWRC (Japonya’nın Savaş Sorumlulukları Araştırma ve Belgeleme Merkezi) 2007 tarihli Basın Konferansı notlarında “Teselli Kadınları” teriminin kendisi sorunlu olsa da hiçbir şekilde yanlış olmadığı belirtiliyor.
Bu terim, 1931’de başlayan Asya-Pasifik Savaşı ve II. Dünya Savaşı sırasında Japon Birlikleri’nce işgal edilen yerlerde Japon İmparatorluğu’na bağlı askerlerin cinsel ihtiyaçları için kullanılan, fiziksel ve duygusal eziyete maruz kalan Japonya, Kore, Çin, Myanmar, Filipinler, Tayvan, Endonezya, Burma, Yeni Gine, Avustralya, Hollanda ve diğer ülkelerden on binlerce kadını ifade ediyor.
Ufak bir parantez açalım; birazdan detaylandıracağım sistem içinde sadece işgal edilen ülkelerdeki yerel kadınlar değil, Japon kadınlar da istismar edilmiş. Japonya'da bu kadınların bugüne kadar destek hareketlerinden dışlanması üzücü bir ayrıntı.
“Asya Kadın Fonu” kurulduğunda destek almaya hak kazananlar arasına Japon kadınları dahil edilmemiş mesela. Keza, Japon kadınlarının savaş zamanı cinsel suç mağdurları listesinden çıkarılması da aynı şey. Görmezden gelinen Japon teselli kadınlarına karşı işlenen şiddetin önemsizleştirilemeyeceğini söyleyip parantezi öyle kapatalım.
II. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Japon yetkililer geleneksel yollarla sadece Japonya’dan seks işçisi temin ediyor. Buralarda çalışanlar, Japon askerlerin gittikleri yerlere beraberlerinde götürülen Japon kadınlar.
Dönemi anlatan bazı kaynaklarda Japon Dışişleri Bakanlığı’nın bir süre sonra, Japonya’nın imajı zedelendiği için, Japon seks işçilerine seyahat vizesi verilmesine karşı çıktığı yazıyor. Bu nedenle midir yoksa bu işe gönüllü olanların azalmasından mıdır bilinmez bir süre sonra Japon Ordusu işgal ettiği topraklarda yaşayan yerel halka yöneliyor.
Bunu elbette tek başına yapmıyor; işbirlikçi yerel hükümetler, yerel kamu görevlileri, aracı özel ajanslarla iş birliği içinde yapıyor. Örneğin Kore’de bu tesislere getirilen kadınların çoğunluğunun organize suç gruplarıyla bağlantılı olan Koreli taşeronlar aracılığıyla temin edildiği biliniyor.
Kadınların bir kısmı askeri kantinlerde garsonluk; askeri tesislerde hemşirelik, bakıcılık gibi yardımcı hizmetlerde çalıştırılma vaadiyle götürülüyor, bir kısmı ise doğrudan kaçırılıyor. İnsan ticareti, dolandırıcılık, zor kullanarak kaçırma vb. olaylar giderek yaygınlaşıyor ama emniyet kuvvetlerinin bu gidişata müdahalesi zamanla ortadan kalkıyor.
Savaş suçlarına ilişkin resmî belgelerin savaş sonunda gizlenmesi veya imha edilmesi nedeniyle teselli kadınlarının sayısının bilinmesi neredeyse imkânsız.
Çinli akademisyen Prof. Su Zhiliang, 1938 ile 1945 arasındaki yedi yıllık dönemde, Japonların işgal ettiği tüm coğrafyada çalışan “teselli kadınlarının” sayısının 360- 410 bin arasında olduğunu belirtiyor.
Japon kaynaklarda bu sayının abartılı olduğu, gerçek sayının 20 bin ile 200 bin arasında değiştiği belirtiliyor. Uluslararası Hukukçular Komisyonu toplam sayıyı 100 bin-200 bin arası olarak veriyor.
Gelelim teselli istasyonlarına: Tarihçi Yoshiaki Yoshimi’ye göre teselli istasyonları (comfort stations) Japonya’nın 1931 Mançurya İşgali döneminde, Nanjing olaylarındaki toplu tecavüzler nedeniyle Çin, ABD ve Avrupa’dan gelecek eleştirilerden kaçınmak için “Japon düşmanlığının yükselmesinden duyulan endişe ile” askeri bir strateji olarak kuruluyor. Savaş zamanında tecavüzü ve cinsel yolla bulaşan hastalıkları azaltmak, askeri sırların sivillere sızmasını engellemek gibi ikincil amaçlar da var.
Önemli bir kısmı henüz ergenlik çağında olan bu kadınların hapsedildiği ve askerlerle cinsel ilişkiye girmeye zorlandığı teselli istasyonlarının sayısı kimi kaynakta 400, kimi kaynakta 2000’den fazla olarak veriliyor. Kesin olarak bilinen tek şey teselli istasyonlarının Asya genelinde birçok ülkede faaliyet gösterdiği.
Mesele nihayet kamuoyunda tartışma yarattığında, iddia edildiği gibi, işgal altındaki bölgelerde “teselli istasyonları” kuran askeri yetkililerin istasyonlarda yaşanan gerçeklerden haberdar olmadıklarına inanmak mümkün değil. Bu istasyonların bir kısmı sivil işletmeciler tarafından işletilse de Japon ordusu tüm istasyonlardaki faaliyetleri doğrudan kontrol ediyor.
Teselli istasyonu binaları ordu tarafından sağlanıyor veya inşa ediliyor. Güvenlik denetimi ordu tarafından yapılıyor. Çalışma saatleri, tatiller, her birime atanacak asker ve subay sayısının belirlenmesi, ücretler vb. ordu tarafından yönetmeliklerle belirleniyor. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların muayenesi askeri doktorlar tarafından yapılıyor.
Yine de hâlâ bu meselenin varlığını reddederek, "teselli kadınlarının" hükümet tarafından düzenlenen fuhuş sisteminin ‘meşru’ bir parçası olarak istihdam edildiğini iddia eden tarihçiler, akademisyenler, politikacılar var.
Bir başka cenah “zorlama” kavramını “ordu ve hükümet yetkililerinin özel mülklere girip kadınları kaçırması” şeklinde tanımlayıp bu tanımı destekleyen kanıtların olmadığını söylüyor. “Geniş anlamda bir zorlama var ama dar anlamda zorlama yok” gibi akla ziyan açıklamalarla dolu kaynaklar. Kadınların içinde yaşadıkları sefil şartlar, cinsel köleliğe mahkûm edilmeleri önemli değilmiş de “nasıl kaçırıldıkları” önemli imiş gibi konuşuyor kimileri.
Kaynakları tararken bu istasyonlara “tuvalet” dendiğine rastlıyorum bazen. İçim sıkışıyor okurken. Çeviri hatası değil, bu istasyonlar için “tuvalet”, buralarda çalışan kadınlar için de “halka açık tuvalet” tabiri kullanılıyor yaygınlıkla. İradelerinden mahrum bırakılan bu kadınlara, bu kız çocuklarına kimi zaman “kadın mühimmatı” veya “askeri malzeme” de deniliyor evraklarda.
Onlarca, yüzlerce mağdur ifadesinin her birinin ortak noktası insanlık dışı fiziksel, cinsel ve duygusal acıya maruz kalmaları. Kimi kaynaklarda kadınlardan beklenen cinsel hizmet sayısı var. Örneğin; Endonezya’daki bir teselli istasyonunda bir teselli kadınının her gün 1 subay, 2 astsubay ve 20 asker olmak üzere 23 erkekle birlikte olacağına dair kayıt var.
1945’te Japonya’nın yenilmesiyle sistem sona eriyor ancak mağdurlar utanç, toplumsal baskı ve travma nedeniyle on yıllarca sessiz kalıyor.
Mesele kamuoyu önünde 1980’lere kadar açıkça tartışılmıyor bile. Japonya’da günlük bir gazetede muhabir olarak çalışan Japon yazar Kakou Senda, uzun bir araştırma sürecinin ardından 1973’te “Askeri Teselli Kadınları” isimli ilk kitabını yayınlıyor. Aynı yıllarda, kendisi de bir teselli kadını olan Japon Shirota Suzuko takma isimle bir anı kitabı yayınlıyor ancak bunların büyük ses getirdiğini söylemek mümkün değil.
Konunun uluslararası kamuoyu gündemine girmesine Güney Koreli kadınlar öncülük yapıyor. 40 yıl süren suskunluğun ardından Kim Hak-Sun isimli Koreli kadın 1991 yılında geçmişte teselli kadını olarak çalıştırıldığını kamuoyunda itiraf eden ilk mağdur oluyor. Onun açtığı dava uluslararası insan hakları hareketini tetikliyor. Ölümüne kadar bu aktif tavrını sürdürüyor Kim Hak-Sun. Asya Kadınlar Fonu’nun verdiği kefaret parasını; “Neyi telafi edeceklermiş? 2 milyon Yen istemiyorum. Dileğim basit; Japonya’nın özür dilediğini duymak istiyorum.” diyerek kabul etmiyor mesela.
“Kefaret parası” meselesine gelince; 90’larda kadın örgütleri Japon Hükümetinden; teselli kadınlarının “zorla” çalıştırıldığının kabul edilmesi, kamuoyu önünde resmi özür dilenmesi, konunun resmi olarak araştırılması ve sonuçların kamuoyu ile paylaşılması, kurbanlar için bir anıt inşa edilmesi, tazminat ödenmesi gibi taleplerde bulunuyor.
Bu talepler Japonya’da yankı uyandırıyor. Konunun ülke gündemine girmesinde Japon halkının emeği ve desteği çok büyük. Ocak 1992’de Chuo Üniversitesi profesörü Yoshiaki Yoshimi Japon ordusunun bu sürece dahil olduğunu kanıtlayan belgelerin varlığını açıklıyor. Büyük yankı uyandıran bu açıklamalar sonrasında Japon hükümeti kapsamlı bir soruşturma başlatıyor ve “Savaş Dönemi Teselli Kadınları” sorunu hakkında raporlar yayınlıyor.
Bu konudaki ilk resmi özür 1993 yılında Kono Bildirisi adıyla kamuoyu ile paylaşılıyor. Dönemin Başbakanlık Sekreteri Yohei Kono imzasıyla yayınlanan bildiride; Savaş döneminde Japon Ordusunun teselli istasyonlarının kurulması, yönetimi ve teselli kadınlarının buralara transferinde doğrudan veya dolaylı olarak yer aldığı ilk kez kabul ediliyor.
Teselli kadınlarının ele geçirilmesinde zor kullanmanın rol oynadığının doğrulandığı bu bildiride pek çok kadının onur ve haysiyetini zedeleyen eylemler için Japonya Hükümeti içten özürlerini ve pişmanlıklarını sunuyor.
Hükümetin ahlaki sorumluluğu kabul etmesini, Japon halkı ile iş birliği içinde bir Fon kurması izliyor. 1995 yılından 2007 yılına kadar görev yapan Asya Kadınlar Fonu’na (AWF) Japon halkının geniş bir kesiminden bağışlar yağıyor.
Japon halkı konuya içten bir şekilde sahip çıkıyor. Kalbi olan herkes manevi katkı veriyor, maddi bağış yapıyor. Öğrenciler, sivil halk, ordu mensupları herkes elinden geleni yapıyor. Neden mi? Çünkü iyi insanlar var. Ve dünya onların yüzü suyu hürmetine dönüyor. Bağışlara iliştirilen notlara bakınca daha iyi anlıyor insan bunu. Mesela, bir Japon erkek “Size para göndermekte bu kadar geç kaldığım için özür dilerim. Anca iş bulabildim” yazmış. Bir başka Japon bağışçı “Hastalanmıştım, hastanedeydim, o yüzden bu ay para gönderemedim” diye özür dilemiş.
Kefaret parasının ödenmesine ilişkin süreç AWF resmi sayfasında verilen bilgiye göre şu şekilde; AWF’nin kadın görevlisi, muhatabı olan teselli kadını ile buluşuyor, onu dinliyor. Daha sonra Japonya Başbakanı’nın ve AWF Başkanı’nın özür mektuplarını iletiyor. Bunu kefaret parasının verilmesi izliyor. Bu özrü ve kefaret parasını kabul eden kadınlar da var, kabul etmeyip iade edenler de.
AWF’nin verdiği kefaret parasını kabul edenlerden Güney Koreli Kimiko Kaneda o dönemi anlatırken, zorla kaçırıldığını, ona tecavüz etmek isteyen ilk askere karşı koyduğu için ilk gece bıçaklandığını, 20 günlük bir revir arasından sonra geldiği ilk gün yine karşı koyduğunda eziyet için bileklerinin kırıldığını anlatıyor. Her gün 20 askere hizmet verdiğini söylüyor.
Filipinler’den Rosa Henson Pasifik Savaşı çıktığında, işgal sırasında 14 yaşında olduğunu, üç asker tarafından tecavüze uğrayınca Japonya karşıtı gerillaya katıldığını söylüyor. Bir yıl sonra, 1943 yılının Nisan ayında bir kontrol noktasında tutuklanıp 9 ay boyunca teselli kadını olmaya zorlanmış. 1992 yılında bu konu ülkede tartışılmaya başlayınca kendi kimliğini açıklayan ilk Filipinli teselli kadını olarak kamuoyunun önüne çıkmış. Başına gelen korkunç olayları anlatırken hâlâ kızgın ve öfkeli olup olmadığı sorulunca; “Acı çekmeyi kabullenmeyi öğrendim. Affetmeyi de… Üzerinden yarım yüzyıl geçti. Öfkem eskisi kadar taze değil. Hikayemi anlatmak geçmişle yüzleşmemi kolaylaştırdı. Ama yine de ölmeden önce adaletin yerini bulmasını diliyorum.” diyor.
Adını açıklamayan Tayvanlı bir kadın savaş sırasında teselli kadını olduğunu 50 yıl boyunca eşine bile söylemediğini belirtiyor. Genç bir kadınken nişanlısı Japon Ordusu’na yazılıp askere gidiyor. Bir süre sonra Japon yetkililer gelip askerler için yemek yapmak, sökükleri dikmek gibi işler için hizmetine gerek duyulduğunu söylüyor.
Gündüzleri yemek, bulaşık, dikiş gibi gündelik işleri yapıyor, geceleri cinsel ilişkiye zorlanıyor. AWF görevlisine başından geçenleri anlatırken “Böyle korkunç hikayeler dinlemek zorunda kaldığınız için çok özür dilerim” diyor. İfadesini okurken paramparça oluyor insanın içi. Savaştan sonra nişanlısı askerden dönünce ne nişanlısına ne de başka birine bundan söz edebilmiş. 50 yıl sonra artık bunları taşıyamaz hale geldiğinde ve konu tartışılmaya başlanınca önce eşine sonra da AWF görevlisine anlatıyor olan biteni.
Kore’de faaliyet gösteren “Kore Adalet ve Anma Konseyi” (Korean Council for Justice and Remembrance) o dönemde askeri cinsel köleliğe maruz kalan teselli kadınlarının haklarını savunan ve haftalık protesto eylemleri düzenleyen bir sivil toplum kuruluşu. Her hafta Seul’de “Çarşamba Gösterileri” olarak bilinen eylemleri organize ediyorlar. İlk eylemini Ocak 1992 yılında düzenleyen bu örgütün bu protesto eylemlerini kesintisiz bir şekilde günümüze kadar devam ettirmesi hakikaten takdire şayan.
Bu yazıyla dövülen, tecavüz edilen, öldürülen teselli kadınlarını anlatmak istedim size. İnsanlık dışı bir muameleye maruz kalan, sadece savaşta değil savaş sonrasında da bu korkunç geçmişin acısını tek başına yaşamaya zorlanan bu kadınları anmak istedim.
Yazıyı nasıl bitireceğimi bilmiyorum. Aklımdan yazı boyunca çıkmayan bir görüntü var. Güney Koreli bir teselli kadını kendi hikayesini Asya Kadın Fonu adına çalışan bir Japon kadına anlatıyor.
Japon yetkili ona sarılıyor ve ne yapacağını bilemez bir halde sürekli “Özür dilerim” diyor. Güney Koreli kadın “Sen kötü bir şey yapmadın. Senin suçun değil” diye cevap veriyor, sarılıp ağlıyorlar sadece.
Birbirlerine sarılmış hâlde dakikalarca ağlıyorlar.







