Talat Paşa’nın defteri, inkarcılığı nasıl çürütüyor?
Talat Paşa’nın kendi notları, resmî Ermeni nüfusunun eksik tutulduğunu kabul ediyor. Bu düzeltme dikkate alındığında ve diğer hedef Hristiyan topluluklara genişletildiğinde ise Rumlar hariç kayıp 1915 ile 1918 yılları arasında yaklaşık 1 milyon 302 bin kişiyi buluyor. Bu rakam şimdiye kadarki inkarcı tarihin anlatımını tek başına boşa çıkarmaya yeter.
Kara kaplı defterin iki rakamı
Soykırımın demografik boyutunu tartışırken başvurulabilecek en önemli belgelerden biri, Talat Paşa’nın ölümünden sonra eşi Hayriye Hanım’da kalan ve Murat Bardakçı tarafından Talât Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi adıyla yayımlanan “kara kaplı defter”dir. Geçen hafta Talat Paşa’nın 1908 devrimi üzerine çöken karşı devrimci bir bonapartist siyasetçi olarak eşitlik ilkesini nasıl işlevsiz hale getirdiğini gene bu kitaptaki ve kendi yazdığı metinde açıklamıştım.
Talat Paşa, tehcir siyasetinin hedef aldığı nüfusu en dar idarî kategoriler üzerinden ele aldı. Resmî Ermeni nüfusunun eksik olduğunu kabul ederek daha yüksek bir “hakiki miktar” notu düştü; ancak tehcir edilenlerin sayısını bu yeni başlangıç nüfusuna göre yeniden hesaplamadı. Benzer biçimde, hayatta kalanların resmî kayıtlarda görünenden daha fazla olduğunu ileri sürerken sevk edilenlerin sayısını sabit bıraktı. Böylece aynı hesap içinde iki farklı ölçüt kullandı: Nüfusun ve hayatta kalanların eksik kaydedildiğini kabul etti, fakat tehcir edilenler söz konusu olduğunda kayıtlı ve daha düşük sayıya bağlı kaldı. Üstelik Protestan Ermeniler ile Süryaniler gibi aynı dönemde sürgün, katliam ve mülksüzleştirme siyasetinden etkilenen topluluklar da bu dar hesabın dışında bırakıldı. Sonuç olarak ortaya çıkan tablo, tehcirin gerçek kapsamını göstermeyen; eksik kayıtları kabul ettiği hâlde bunların sonuçlarını hesaba yansıtmayan bir hesaplama biçimidir. Soykırım bürokrasisinin kayıtlarını tek kaynak gibi sunanların, aslında bunların güvenilmez olduğunu bildikleri halde, tek gerçekmiş gibi sunmalarına karşın, toplumsal ilişkiler, tarihsel gerçekler ve ezilenlerin kaynakları ile okunması ve anlaşılması gereken bir tarih anlayışı gereklidir. Soykırım inkarcılığının dayandığı en önemli verilerden birisi, soykırımın mimarının kendi hesaplamalarında yanlışlığı ve manipülatif özelliği ifşa olmaktadır.
Defterdeki 1914 nüfus icmaline göre Osmanlı İmparatorluğu’nda 1.187.818 Gregoryen Ermeni bulunuyordu. Katolik Ermenilerle birlikte toplam kayıtlı Ermeni nüfusu 1.256.403 kişiydi. Aynı defterin başka bir sayfasında “Sevkolunan Ermeni mikdarı” başlıklı bir cetvel yer alır. On sekiz vilayet ve sancağı kapsayan bu cetvelde sevk edilen Ermenilerin toplamı 924.158 olarak gösterilmiştir. Tehcirden sonra “mevcut görülen yerli ve yabancı” Ermenilerin sayısı ise 284.157’dir.
Murat Bardakçı, kayıtlı savaş öncesi nüfusla geride kalan nüfus arasındaki farkı şöyle hesaplar:
1.256.403 − 284.157 = 972.246
Bu sayı, Talat Paşa’nın sevk cetvelindeki 924.158 kişiden yaklaşık 48 bin daha fazladır ve Talat Paşa’dan daha yüksek bir tehcir sayısı vermektedir. Bardakçı, 972.246 kişilik farkın tamamının ölüm olarak değerlendirilemeyeceğini söyler. Bu farkın içinde ölenlerin yanı sıra ülke dışına çıkanların, kaçanların veya daha sonra geri dönenlerin de bulunabileceğini belirtir.
Lakin yayımladığı kitapta Talat Paşa, bu sayının eksik olduğunu bizzat kabul etmektedir:
“Nüfus-ı mevcude tamamen muharrer olmadığından, mikdâr-ı hakiki 1.500.000 kadar olacağı gibi…”
Başka bir ifadeyle Talat Paşa, nüfusun tamamının kayda geçirilmediğini ve Gregoryenlerle Katoliklerin “hakiki miktarının” yaklaşık 1,5 milyon olduğunu yazmaktadır.
Mesela soykırımın sadece bir rakam üzerinden kanıtlanması değildir, tam tersine soykırımdaki rakamları yok sayarak, onları manipülasyonun aracı yapmaktır. Yusuf Halaçoğlu mesela tehcir edilenlerin sadece 400 ile 500 bin arasındaki bir rakam olduğunu iddia eder ve ölenlerinde ise sadece 50 bin olduğunu söyler. Talat Paşa’nın hakiki rakamlarında bile tehcir edilen insanların sayısı neredeyse 1.5 milyona yakındır ve onun bile 3/1 kadardır. Ölenleri ise büyük çoğunluğu hastalık diyerek elli bin diyerek yok saymaktadır. Rakamlarla oynarak, nüfusun önemli bir kesimini oluşturan Ermeni, Süryani ve Rumları demografik kayıp haline getirmenin bir yöntem olduğunu zannediyorlar, ki bu girişim bile Talat Paşa’nın kendi notlarıyla boşa çıkartılıyor.
Soykırım inkarının yöntemlerinin kullanıldığı alanlardan biri, rakamların manipüle edilmesidir.Talat Paşa, kendi siyasetini beyan edilecek eşitlik ve beyan edilmeyecek (uygulanacak) Türk unsurların ekonomide ve toplumsal ilişkilerde öncelik sahibi olacak diye iki ayrıma gitti. Aynı şekilde, nüfuslara dair beyan edilecek kayıt nüfusları ve diğer taraftan hakiki diye tanımlanan nüfus ise hesaplamalarda dışlanacaktır.
Talat’ın kabul ettiği yüzde 19,4’lük eksiklik
Resmî sayı 1.256.403, Talat’ın verdiği “hakiki miktar” ise 1.500.000’dir. Aradaki fark 243.597 kişidir. Bu da resmî nüfusun yaklaşık yüzde 19,4 oranında eksik tutulduğu anlamına gelir. Talat Paşa, rakamlarını hesaplanmasını zorlaştıran bir başka noktaya çekmektedir. Osmanlı’nın çeşitli nedenlerle düşük tuttuğu hesaplamayı biliyor, bunu not düşüyor ama gerçek olmadığını bildiği sayılar üzerinden gidiyor.
Manipülasyonun bürokratik halini kullanmaktan çekinmedi. Nüfusun 1.5 milyona çekilmesine rağmen, tehcir sayılarının bundan etkilenmemesi, sanki kayıt da yoksa Ermeni, tehcire ve katliama uğramamış gibi, bu belge okuyucusunu manipüle etmektedir. Dinamik olarak bu hesaplamanın yapılması gereklidir, bu da tüm verilerin bu temelde güncelleştirilmesi gereklidir. Dinamik bir hesaplama yöntemiyle, Talat Paşa’nın ‘’hakiki’’ rakam diye kategorize ettiği rakamı ortaya çıkarmak bir yandan gerekli iken, diğer yandan ne Talat Paşa’nın ne de Murat Bardakçı’nın kendi hesaplamalarını hakiki rakamlar üzerinden yapmaması manipülasyona ne kadar uyumu olduğunu göstermektedir.
Bardakçı, kayıp hesabını yaparken Talat’ın verdiği bu düzeltmeyi başlangıç nüfusuna uygulamaz. Böylece hesabın paydası küçülür ve ortaya çıkan demografik kayıp da düşük görünür.
Talat’ın “hakiki” nüfus olarak verdiği 1,5 milyon esas alındığında ve defterde kayıtlı 284.157 kişi bu sayıdan çıkarıldığında sonuç şöyledir:
1.500.000 − 284.157 = 1.215.843
Talat Paşa, geride kalan 284.157 kişilik sayının da eksik olduğunu, buna yüzde 30 civarında ek yapılması gerektiğini belirterek hayatta kalan gerçek nüfusun 350 bin ile 400 bin arasında olabileceğini söyler. Yani hakiki olarak Ermeni nüfusu artırır, hatta hala Osmanlı’da hayatta olanların sayısını da 350 ile 400 bin olacağını söyler, bu hesaplamasına göre 1 milyon 150 bin ile 1 milyon 200 bin arasında olması gerekirken, daha öncesinde belirttiği tehcir sayısı 924 bin 158’i değiştirmez. Hem Murat Bardakçı hem de Talat Paşa, psikolojik sınır olan bir milyon sayısı üzerine çıkmamak için düşük tehcir sayısını, kendi rakamları ve hesaplamalarına rağmen, çıkartmazlar.
Talat Paşa, ölenlerin sayısını tutmaz. Anlayışını açıkça belli eder, mallarına el konulmuş ve bir kere yerlerinden çıkartılmış kişilerin kaderi artık önemli değildir. Soykırımın sonucu yalnızca ölüm değil, bir halkın yaşadığı topraklardan demografik, toplumsal ve ekonomik olarak kayıp edilmesidir.
Protestan Ermeniler ve Süryaniler hesabın neresinde?
Talat Paşa’nın 1,5 milyonluk tahmini, Gregoryen ve Katolik Ermenilerin toplamına ilişkindir. Belgedeki “her ikisinin toplamı” ifadesi, düzeltmenin bu iki cemaat üzerinden yapıldığını göstermektedir.
Oysa Protestan Ermeniler, 1850’den itibaren Osmanlı millet sistemi içinde ayrı bir topluluk olarak tanınmış ve nüfus istatistiklerinde ayrı bir sütunda gösterilmişti. 1914 istatistiklerinde Protestan nüfus 65 bin 844 kişidir. Bu nüfusun önemli bölümünü Ermeni Protestanlar oluşturmasına rağmen söz konusu sütun Gregoryen ve Katolik toplamına dahil değildir.
Protestanların cetvel dışında bırakılması, onların tehcirden gerçekten muaf tutulduğu anlamına da gelmez. Süryaniler ve Protestan Ermeniler, tehcir siyasetinin fiili mağdurları olmuşlardır.
Merkezden gönderilen bazı emirlerde Protestan ve Katolik Ermenilerin sevk edilmemesi istenmişti. Ancak Raymond Kévorkian’ın ortaya koyduğu üzere bu muafiyet kararları birçok bölgede, ilgili cemaatler zaten tehcir edildikten sonra ilan edildi. İstanbul’da yabancı diplomatları yatıştırmak amacıyla duyurulan kararlar, yerel yöneticilerin bütün Ermenileri sevk etmesini engellemedi.
Kâğıt üzerindeki muafiyet, uygulamadaki tehcir ortadan kaldırmadı.
Yalnızca resmî 65 bin 844 kişilik Protestan sütunu eklendiğinde bile, Talat’ın 1,5 milyonluk Ermeni nüfusu 1 milyon 565 binin üzerine çıkar. Talat’ın kabul ettiği yüzde 19,4’lük kayıt eksikliği Protestanlara da uygulanırsa bu nüfus yaklaşık 78 bin 610 kişi olur.
Böylece Gregoryen, Katolik ve Protestanlar birlikte düşünüldüğünde başlangıç nüfusu yaklaşık 1 milyon 579 bine ulaşır.
Hesabı diğer Hristiyan topluluklara genişletmek
Talat Paşa’nın defterindeki hesap yalnızca Ermenileri konu edinmektedir. Oysa aynı savaş döneminde Süryaniler, Asuriler, Keldaniler ve Nasturiler de kitlesel sürgünlere, katliamlara ve mülksüzleştirmeye maruz kaldı.
1914 Osmanlı istatistiklerindeki ilgili toplulukların resmî nüfuslarına bakmak gerekiyor. Protestanlar ile Süryani, Kadim Süryani, Yakubi, Keldani ve Nasturilerin toplam resmî nüfusu 152 bin 961, yüzde 19,4’lük düzeltmeyle ise 182 bin 617 kişidir.
Buradaki yüzde 19,4’lük düzeltme kesin bir nüfus tespiti değildir. Talat’ın Ermeni nüfusu için kabul ettiği kayıt eksikliği oranının, karşılaştırma amacıyla diğer topluluklara da uygulanmasıdır. Dolayısıyla bu, nihai bir sonuçtan çok, aynı ölçütün tutarlı biçimde kullanılmasıyla elde edilen ihtiyatlı bir karşı hesaptır.
Talat’ın 1,5 milyonluk Ermeni nüfusuna düzeltilmiş 182 bin 617 kişilik nüfus eklendiğinde, Rumlar hariç toplam şu rakama ulaşır:
1.500.000 + 182.617 = 1.682.617
Rumlar 1913 ve 1914 yılında sürgüne Ege sınırlarından başlayarak sürgün edilme girişimi, Almanya’nın Yunanistan’ı olası bir müttefik olarak yanına çekme ihtimali sebebiyle durdurulmuş. 1918’ten sonra Pontus Rumlarına yönelik soykırım müdahalesi başlamıştır, lakin bu dönem Talat Paşa’nın notlarının alındığı dönemin dışına çıktığı için bu yazıda ele alınmamıştır.
Bardakçı’nın oranı toplam nüfusa uygulanırsa
Bardakçı’nın hesapladığı 972 bin 246 kişilik fark, resmî 1.256.403 kişilik Ermeni nüfusunun yüzde 77,38’ine karşılık gelmektedir:
972.246 ÷ 1.256.403 = yüzde 77,38
Aynı demografik kayıp oranı, Rumlar hariç düzeltilmiş 1.682.617 kişilik toplam nüfusa uygulandığında:
1.682.617 × yüzde 77,38 = 1.302.064
sonucu ortaya çıkmaktadır.
Bu, savaş öncesindeki nüfusla savaş ve tehcir sonrasında kayıtlarda kalan nüfus arasındaki toplam demografik kaybı ifade eder. Fakat tam da bu nedenle önemlidir: Bardakçı’nın kendi hesapladığı kayıp oranı ile Talat Paşa’nın kendi kabul ettiği nüfus eksikliği tutarlı biçimde birlikte kullanıldığında, Rumlar henüz hesaba katılmadan yaklaşık 1,3 milyon kişilik bir demografik yıkım ortaya çıkmaktadır.
Bu rakamlar üç önemli gerçeği açıkça göstermektedir:
Birincisi, Osmanlı’nın resmî Ermeni nüfusu eksik tutulmuştur ve Talat Paşa bunun farkındadır.
İkincisi, Talat’ın kendi tahminleri esas alındığında yalnızca Gregoryen ve Katolik Ermeniler arasındaki demografik kayıp 1,1 milyonun üzerindedir.
Üçüncüsü, Protestan Ermeniler ile diğer Hristiyan topluluklar hesaba katıldığında yıkımın boyutu daha da büyümektedir. Talat Paşa'nın kendi rakamlarında bu 1.3 milyon insan demektir.
Talat Paşa’nın defteri ise bu gözlemin demografik karşılığını veriyor. Sorun, belgelerin susması değil; belgelerde yazılı olan rakamların küçültülerek, parçalanarak ve birbirinden koparılarak okunmasıdır. Talat Paşa demografik kayıpların asgari sayısı olarak 1.3 milyon insan sayısını bize vermektedir. Bu bile başlı başına, inkarcı tarihçilerin manipülatif anlatımlarını ve sayılarını boşa çıkartıyor.
(VHY/FY)