2018 yılından bu yana sahnelenen The Cher Show müzikali, Almanya ve Avusturya turnesine yeni kadrosuyla çıktı. Hala hayatta olan bir sanatçının biyografisini konu alan bir müzikale gitmek ilk başta bana ilginç gelse de, seyircilerin şarkılara eşlik ettiği ve Cher konserlerine duydukları özlemi giderdikleri bir etkinlik olduğunu gördüm. Cher ile yaşıt Brezilyalı bir kadınla arada yaptığımız sohbette, kendisinin Cher’in konserine gittiğini, ancak bu müzikal sayesinde onun biyografisine dair pek çok yeni şey öğrendiğini söyledi.
Bırakalım Cher çıksın sahneye
Cher’i sahnede üç farklı dönemini temsilen üç farklı oyuncu canlandırdı: “Lady” rolünde Hannah Leser, “Babe” rolünde Pamina Lenn ve “Star” rolünde Sophie Berner sahnedeydi. 2017’den bu yana ABD’de ve Birleşik Krallık/İrlanda’da sahnelenen bu oyunun oyuncu kadrosu da defalarca değişti; kadro 6–7 kez neredeyse tamamen yenilendi.
Müzikalin ana temalarından biri, Cher’in kadın olarak gösteri dünyasında yaşadığı deneyimlerdi. Cinsiyetçi tutumlar ve erkeklerin sürekli onun adına karar vermesi anlatının merkezinde yer alıyordu. Bu bağlamda öne çıkan isim, uzun yıllar aynı sahneyi paylaştığı eşi Sonny Bono’dur. (Jan Rogler) Başlangıçta esprili, yetenekli ve güçlü bir sahne partneri olarak görülen Bono, zamanla Cher’in üzerinde kontrol kuran bir figüre dönüşür; sürekli çalışmasını telkin eder, hatta çocukları Chaz Bono ile geçireceği zamanı bile yoğun çalışma temposuna feda etmesine zorlar. Boşanma sürecinde ise tüm servetin kendi üzerine kayıtlı olduğu ortaya çıkar ve Cher’e yalnızca bir araba bırakarak evlilik sona erer.
İlişkide paranın belirleyici hâle geldiği bu dönemde Cher, Sonny’ye eski günleri özlediğini; paranın bu kadar merkezi olmadığı zamanları istediğini dile getirir. Milyonlarca plak satmış bir sanatçının, kişisel çıkış yolu olarak parayı hayatın merkezinden uzaklaştırma arzusunu ifade etmesi, müzikalin en dikkat çekici anlarından birini oluşturur.
İkinci eşi ve aynı zamanda tanınmış bir müzisyen olan Gregg Allman, müzik endüstrisinin temposuna ayak uydurmakta zorlanan, ondan uzak bir hayat sürmek isteyen ve aynı zamanda uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele eden bir figür olarak resmedilir. Bu evlilikten Elijah Blue Allman dünyaya gelir.
Sonny Bono ileriki yıllarda tekrar Cher’in hayatında yer alır. Allman ile sürekli tartışan, Cher ile ilişkileri,müzikalin merkezinde olur, taki bir ağaca çarparak hayatını kaybetmesine kadar. Müzikalin komedi yükünü bu ikilinin diyaloglarına yüklemişler.
Cher’in Tom Cruise ve Bon Jovi gibi ünlü isimlerle ilişkileri olmuş olsa da, müzikalin merkezine aldığı üçüncü ilişki bir fırıncı olan Rob Camilletti ile yaşadığı ilişkidir. Camilletti’nin ekonomik bağımsızlığını koruması ve Cher’den hediyeler dahi kabul etmemesi özellikle vurgulanır. Ancak paparazzilerin yoğun baskısı altında, bu dünyanın hırsına ve merakına dayanamayışı ilişkinin sona ermesinin temel nedeni olarak gösterilir.

Müzikalde söylediği şarkılardan biri de ’’Gypsys, Tramps & Thieves’’ şarkısı. Yaşamında bırakmadığı ırkçılığa karşı duruşu bu şarkısında da dile getirir. Seyyah bir roman grubunun gittikleri kasabalılar tarafından “çingeneler, yollular ve hırsızlar” diye aşağılanmalarını ve onların hayatlarını anlatır bu şarkısında.
“Çingeneler, yollular ve hırsızlar
Kasaba halkından hep bunu duyardık
Bize “çingeneler, yollular ve hırsızlar” derlerdi
Ama her gece bütün erkekler çıkagelir
Paralarını önümüze bırakırlardı”
Oscar kazanan müzik ikonu
Oyunculuğa da yönelen Cher, disleksisi nedeniyle metinleri okumakta zorlanmasına rağmen sinema kariyerinde önemli bir başarı elde eder. 1987 yapımı Moonstruck filmindeki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanarak oyunculuğunu da tesciller. Uzun süren bir kariyer krizinin ardından ise Believe şarkısıyla yeniden gündeme gelir ve güçlü bir geri dönüş yapar.
Annesinin “Sana zengin bir erkek bul ve evlen demiştim” sözlerine karşılık verdiği “Ben zengin bir erkeğim” cevabı ise hem kariyerinin hem de kişisel bağımsızlık iddiasının sembolik bir ifadesi hâline gelir.
Müzikal, Cher’in kendini yeniden zirvede hissettiği bir noktada sona eriyor; ancak hayat devam ediyor. Cher, 1979 yılında Las Vegas’taki sahnesinde drag queen’lere yer vermesinden bu yana, onlarca yıldır LGBTQ+ topluluğuna açık ve güçlü destek sunan bir ikon olarak öne çıkmaktadır. Believe gibi hit şarkılarıyla tanınan sanatçı, özellikle trans hakları konusunda kararlı bir savunucudur. Çocuğu Chaz Bono’nun cinsiyet geçiş sürecinde de kamuoyu önünde onun yanında durmuş ve desteğini net bir biçimde ifade etmiştir. Cher’in Donald Trump ile trans bireylerin hakları konusunda girdiği açık çatışma ve her iki çocuğunun da yaşadığı sorunlar, onun yaşamındaki mücadelenin bitmediğini gösteriyor.

Sosyalizm mi?
Bu müzikal, serveti son derece yüksek bir müzik ikonunun hayatını anlatırken dahi sosyal siyasetin bazı öğelerine temas ediyor. Sosyalizmin en uzak ihtimal olarak görüldüğü bir dönemde bile sanat, kendisini kitlelere anlatabilmek için onların somut deneyimlerine ve adalet duygusuna yönelmek zorunda kalıyor. Cher müzikali de geniş kitlelerin farklı dönemlerde yaşadığı temel sorunları – ekonomik geçim sıkıntısı, aile içinde ve işyerinde kadına yönelik baskı, ırkçılık gibi meseleleri – Cher’in yaşamı üzerinden sahneye taşıyor. Yani, sadece adalet duygusuna seslenme değil, bunun günlük yaşam işleyişinde ekonomik baskıyla olan iç içe geçmişliği gösteren bir müzikal aynı zamanda.
Ancak müzikalin bu güçlü yanlarına rağmen, Cher’in annesiyle olan diyaloğu – “İyi bir yaşam için zengin bir erkekle evlenmelisin” sözüne karşılık verdiği “Anne, ben zengin bir erkeğim” cevabı – aynı zamanda Cher dünyasının sınırını da çiziyor. Cher zengin olabilir; fakat onun vokalistleri, dansçıları, kameramanları, ses teknisyenleri ve birlikte çalıştığı diğer emekçiler aynı imkânlara sahip değildir. Onlar benzer sorunlarla tekrar tekrar yüzleşmek zorunda kalırlar. Kapitalizmle ilgili sorunların bireysel zenginleşme yoluyla aşılabileceği iddiası ise, geniş kitlelerin yapısal gerçekliğini göz ardı etmek anlamına gelir. Müzikalde olmayan, ama kendi yaşamından gelen bir bilgi, sahne dışında bu tür bir analizin sınırlarını da bize gösteriyor: Günümüzde Trump karşıtı söylemleriyle gündeme gelen Cher, ABD siyasetini belirleyen ve birçok savaşın farklı gerekçelerle müsebbibi olan Demokrat Parti’nin adayı Kamala Harris’e verdiği destekle, kendi siyasal ufkunun ne kadar dar olduğunu da göstermiştir.
Yaşamına dair
Cher’in babasının Ermeni olduğunu söyledi. Cher’in baba tarafından Ermeni ataları Anadolu’daki Harput ve Merzifon’a dayanır. Babası John Paul Sarkisian’ın babası olan Kirkor Paul Sarkisian 20 Ağustos 1888’de Harput’ta doğmuş, 20 Şubat 1965’te hayatını kaybetmiştir. Babaannesi Siranuş Dilkian ise 15 Ağustos 1898’de Merzifon’da doğmuş, 1912 yılında ise ailece Alice adlı gemiyle ABD’ye göçmüş, 21 Haziran 1979’da vefat etmiştir. Siranuş Dilkian’ın ebeveynleri arasında yer alan Hagop Chivitjian 1866’da Merzifon’da doğmuş ve 22 Mart 1936’da ölmüştür; Loussaper Chivitjian (Çivitiyan) ise yaklaşık 1879 doğumlu olup 1930’dan önce hayatını kaybetmiştir. Bu aile hattı 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında Anadolu’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne göç eden Osmanlı Ermenileri kuşağına mensuptur.
Cherilyn Sarkisian, Ermeni bir kamyon şoförü ile Cherokee yerlisi ataları bulunan bir model ve aktrisin kızı olarak dünyaya gelir. Henüz bebekken anne ve babası ayrılır; Cher annesiyle büyür. Sarışın annesinin aksine babasının koyu siyah saçlarını alan Cher, Ermeni babasına benzeyen görünümü nedeniyle uzun süre çeşitli sorunlar yaşar. Japonya tarihçisi ve babası Harput’lu olan Harry Harootunian, kendi çocukluk anılarından hareketle, Ermenilerin Amerika’daki toplum tarafından “aç Ermeniler” şeklinde aşağılandığını anlatır. Öte yandan, Amerikan yerlisi kökenli annesi nedeniyle çevresindeki çocuklar tarafından “yarı ırk” (half-breed) şeklinde aşağılanır. Ancak Cherokee halkı açısından da “beyaz” kabul edilir ve tam anlamıyla kabul görmez. Cher, bu kimlik sıkışmasını yıllar sonra Half-Breed adlı bir şarkıya dönüştürür.
Ermenilerin ABD’de iki toplulukla ciddi tarihsel benzerlikleri bulunmaktadır. Bunlardan biri Amerikan yerlileridir: Topraklarını kaybeden, doğayla kurdukları bilgi birikimiyle birlikte yok edilmeye çalışılan ve sürgün edilen bir halk. Burada, son yazım ‘’Hepimiz eşit vatandaşız, İrlandalılar hariç’’ belirttiğim gibi, İrlandalılarla paylaşılan ortak deneyimler söz konusudur. Topraklarına el konulması ve uzaklaştırılması temelinde bu benzerlik var. Topraksız kalan iki halkın kültüründe yetişmiş bir kadın Cher.
Diğeri ise, kölelik geçmişi üzerinden, Amerikalı siyah nüfustur. Osmanlı’nın çeşitli dönemlerinde köleleştirilen ya da sürekli bir köleleştirilme tehdidi altında yaşayan bir halk olarak Ermenilerin tarihi de bu bağlamda okunabilir. Sivas’taki köle pazarından yeniçerilere verilen köle erkek çocuklarına, 1915’te ev kölesi Ermeni kız çocuklarına kadar uzanan bir tarihsel süreklilik söz konusudur.

Sona dair
Cher’in hikâyesi (müzikali) yalnızca bir pop ikonunun yükselişini anlatmıyor; aynı zamanda modern Amerikan toplumunun çelişkilerini de gözler önüne seriyor. Bir Ermeni göçmen ailesinin torunu ve Cherokee kökenli bir annenin kızı olarak büyüyen, “yarı ırk” diye aşağılanan bir çocuğun dünya çapında bir yıldıza dönüşmesi, bizi bu dönüşüme tanıklık etmeye davet ediyor ve sahne Cher’in müzikleri eşliğinde dünyaya onun gözleri aracılığıyla bakmaya çağırıyor.
(VHY/NÖ)







