Sözleriniz hafızamızda, sorumluluğunuz ortada
Malum gündem Ankara'da toplanacak olan NATO zirvesi ile gelen kısıtlamalar ve yasaklar. Yasaklar da ne yasak ama. Bırakalım herhangi bir demokratik tepkiyi, neredeyse evden çıkmak mümkün değil.
Demek Türkiye'nin yüzyılı böyle olacak...
Yazımızın konusu Ankara'da olan bir olay ile ilgili. NATO zirvesiyle ya da yasakları ile ilgili değil.
26 Haziran 2026 Cuma günü Ankara'da ülkemizin yüz akı meslek kuruluşlarından Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) Genel Kurulu vardı. Genel Kurul ilk gün konuk konuşmaları ile başladı.
Genel Kurul konuşmaları malum iyi niyet temennileri içeren protokol konuşmalarıdır.
Amiyane tabirle bıçak kemiğe dayandığında, biri gözümüzün içine baka baka yalan söylediğinde ya da bir dönemin en önemli sorumluluklarını taşıdığı halde sorumsuzmuş gibi davrandığında maalesef ortada protokol filan kalmıyor.
Basından öğrendiğimiz kadarıyla, TTB Genel Kurulu'nda Ahmet Davutoğlu'ndan sonra konuşan EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, başbakanlığı döneminde yaşanan katliamlar sonrasında Ahmet Davutoğlu'nun sarf ettiği sözleri hatırlatmış. Davutoğlu da kendisine hakaret edildiğini belirterek adeta kükreyip esmiş.
Ahmet Davutoğlu 2009 – 2014 tarihleri arasında Dışişleri Bakanlığı, 29 Ağustos 2014 - 22 Mayıs 2016 tarihleri arasında AKP Genel Başkanlığı ile aynı zamanda Başbakanlık yaptı. Yani memlekette olan biten her şeyin sorumluluğunu taşıdığı ve olan biten her şeyin bilgisine ve derinliğine ulaşabildiği bir makamdaydı.
O dönemde olan bitenler neydi kabaca hatırlayalım:
- Kobane'ye IŞİD saldırısı ve bu saldırının püskürtülmesi,
- Kobane olayları diye tarihe geçen ve sayısı tam bilinmese de 40'dan fazla Kürt yurttaşın hayatını kaybettiği olaylar,
- HDP Adana ve Mersin İl binalarına IŞİD'in saldırması,
- IŞİD tarafından 5 Haziran Amed, 20 Temmuz Suruç, 10 Ekim Ankara Gar katliamlarının yapılması ve yüzlerce canımızın yaşamını yitirmesi ve yüzlerce canın yaralanması,
- 2013 yılı başından beri devam eden barış sürecinin Ceylanpınar'da iki polisin öldürülmesiyle devlet tarafından resmi olarak bitirilmesi ki daha sonra bunun bir provokasyon olduğu açığa çıktı,
- Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'nin katledilmesi,
- "Bu Suça Ortak Olmayacağız" diyen Barış Akademisyenleri'nin tutuklanması ve haklarında dava açılması,
Ve daha pek çok zulüm, katliam, antidemokratik uygulamalar,
Hepsinin altında Ahmet Davutoğlu dönemi ve imzası var.
Bütün bunlar ortada ve biliniyorken, Ahmet Davutoğlu'na bu dönemde sarf ettiği sözleri hatırlatılınca feveran ediyor "Hakaret ediyorsunuz" diye.
Bir kez de buradan soralım.
Siz IŞİD'liler için "Öfkeli gençler" dediniz mi, demediniz mi?
Siz katliamlardan sonra "Bombalar patladıkça oylarımız artıyor" dediniz mi, demediniz mi?
Dediniz Ahmet Davutoğlu, dediniz.
Bu dediklerinizi size hatırlatmak hakaret değil, asıl siz, bu sözleri söyleyerek bize hakaret ettiniz ve bizleri rencide ettiniz.
Bir de yapmanız gerekenleri yapmayarak örneğin Konya'da oynanan milli maçtan önce yapılan saygı duruşunda protesto edilip yuhalanıp ıslıklandık. Bunu kınayan bir açıklamanızı dahi duymadık.
Adalet Bakanı olacak zat kameraların önüne geçip katliamdan gülerek söz ettiğinde yanlış yaptığına dair bir açıklamanız olmadı.
Peki bunlar sizce hakaret değil mi? Katliama uğrayanları, aileleri rencide etmek değil mi? Bunlar da yetmiyor, yalan söylüyorsunuz. Güya yaralıları ziyaret etmişsiniz. 500'den fazla yaralı vardı. Hangilerini ziyaret ettiniz, bilmiyorum. "Beni ziyaret etti" diyen kimseyi de duymadım. Katliam günü Adli Tıp Kurumu önünde yoktunuz. Cenazelerimizde yoktunuz. Hangi yaralı ziyaretinden söz ediyorsunuz?
Bu katliamların aydınlatılması için kılınızı kıpırdatmadınız. Aksine hedef saptıran açıklamalar yaptınız. "Kokteyl örgüt" lafı size ait değil mi?
"Canlı bombaları biliyoruz ama suç işlemedikleri için bir şey yapamayız" diyen siz değil misiniz?
Türkiye'de IŞİD'e sempati duyan, ideolojik olarak yakınlık duyan, IŞİD muhibbi olan siyasi çevre ve kişiler olduğunu biliyoruz. 11 yıldır bu kişiler ve IŞİD'le adalet mücadelesi yürüterek ve barış isteyerek demokratik bir mücadele yürütüyoruz 10 Ekim Barış Derneği aileleri ve yaralıları olarak.
Her türlü zorluğa karşı, eziyete, hor görülmeye, hakarete karşı ayakta duruyoruz. Bundan sonra da dururuz, duracağız.
Bu karanlığa karşı adaletli ve barış içinde demokratik bir ülke mücadelesini veriyoruz.
Ama Türkiye'nin ve bölgenin bu karanlığında sizin de payınız var. Hem de epey payınız var.
Bazen bildiklerinizi ima edip tehdit ve şantaj olarak kullanıyorsunuz. "Bildiklerimi açıklasam yer yerinden oynar, kimileri insan içine çıkamaz" diyorsunuz.
Bu katliamların bilgisi siyasette şantaj ve tehdit unsuru olarak kullanılamaz. Kullanan, bu suça ortak demektir.
Size bir çağrımız olsun Ahmet Davutoğlu. 30 Haziran 2026 Salı günü yani yarın 10 Ekim Ankara Garı Katliamı mahkemesi olacak. Firari sanıklardan biri tutuklandı, mahkemeye gelecek, sorgusu yapılacak.
Eğer biraz ahlakınız kaldıysa, vicdanınız varsa, utanmanız varsa siz de buyurun gelin. 2015 yılına ait bildiğiniz ne varsa mahkemeye anlatın. Katliamlara ilişkin bildiğiniz ne varsa, tehdit olarak kullanmadan ve şantaja alet etmeden anlatın.
Biz de ondan sonra sizin katliamlardan sonra sarf ettiğiniz söz paçavralarını size hatırlatarak "hakaret" etmekten vazgeçelim.
(HA)
Depremin açtığı yaralar ve sorulması gereken sorular
İSHAK KOCABIYIK YAZDI
Ankara Gar Katliamı ve Ülkenin Adaletle İmtihanı
BTS ESKİ GENEL SEKRETERİ İSHAK KOCABIYIK YAZDI
“Diş Değil Tırnak Değil Trenler Niye Kanar?”
İSHAK KOCABIYIK'TAN
Suruç Kobane Günlüğü