Bir yarayla başladı.
Something Is Broken Devotion & The Black Divine'ın albümünün ilk parçası. Bu parçayla başlamak tonu hemen kurdu. Kendini iyileştirmek üzerine, geçmiş acıyı dinlendirmek ve daha köklü bir şeyin filizlenmesi için yer açmak üzerine bir şarkı. Ardından Dreamer Too geldi; biraz sersem ve nazik, gitar akorları yavaş bir nefes verişi gibi açılıyordu.
Ve sonra, dördüncü şarkıdan önce, durdu. Bir metin aldı ve okudu.
12 Nisan'da Cully Jazz Festivali'nin Next Step sahnesinde, adını feminist aktivist bell hooks'a bir saygı duruşu olarak küçük harfle yazan Fransız-Senegalli sanatçı anaiis, hooks'un Özgürlük Pratiği Olarak Sevgi başlıklı denemesinden yüksek sesle okudu:
"Sevgi olmadan, kendimizi ve dünya topluluğumuzu baskı ve sömürüden kurtarma çabalarımız mahkûmdur. Özgürleşme mücadelelerinde sevginin yerine tam anlamıyla yüzleşmeyi reddettikçe, tahakküm etiğinden toplu bir uzaklaşmanın yaşandığı bir dönüşüm kültürü yaratamayacağız.
Siyasi vizyonumuzu ve radikal özlemlerimizi şekillendiren bir sevgi etiği olmadan, emperyalizm, cinsiyetçilik, ırkçılık ve sınıfçılık gibi tahakküm sistemlerine sürekli bağlılık içinde kalmaya çoğu zaman ayartılırız. Tahakküm kültürü sevgiye karşıdır. Kendini sürdürmek için şiddete ihtiyaç duyar. Sevmeyi seçmek, kültürün egemen değerlerine karşı gitmektir. Sevmeyi seçtiğimiz anda, tahakküme ve baskıya karşı hareket etmeye başlarız. Sevmeyi seçtiğimiz anda, özgürlüğe doğru hareket etmeye başlarız."
Dinleyicilere her konserde bell hooks’tan bir bölüm okumaya çalıştığını söyledi. Bu bir sahne jesti değildi sadece. Aynı zamanda kendi duruşunu ifade eden bir çerçeveydi, ardından gelecek diğer şarkıların adeta haberini veriyordu.
Bir ritüel ve manifesto olarak konser
bell hooks alıntısından sonra yeni albümden Green Juice geldi. Bu şarkı nakaratı sevginin inatçı sürekliliği üzerine dönen bir şarkı: "No matter how much time's passed / This is a kind of love that lasts."
Ardından, Senegal'e gittiğinde büyükannesinden öğrendiği bir halk şarkısını anlattı. Bu şarkıyı hooks okumasının ardından odadaki enerjiyi dönüştürmek, entelektüel olanı atalardan gelene ve bedensel olana bağlamak için bir tür dua gibi söylediğini ekledi.
O noktadan sonra açılan akşam, söylenmemiş tek bir düşüncenin tutarlılığıyla ilerledi. Yeni anne olan anaiis oğlu için yazdığı My World (beyond)'u seslendirdi. Kendi sözleriyle: "Bir sevgi (love) şarkısı, yazdığım birkaç sevgi şarkısından biri. Annelik yolculuğumu yansıtıyor. Zorluklarını ve büyüsünü. Sevginin bizi dönüştürme gücünü tanıyor."
Vanishing'i seslendirdi, kendini bir çukura sürüklediğini fark edip durmanın şarkısı. Ardından Frank Ocean'ın Blonde albümünden Godspeed geldi. Birini kötü hisler olmadan bırakmak, o kişi üzerindeki sahiplik iddiasından vazgeçmek, uzaklaşırken onlara iyilik dilemek üzerine. anaiis'in sesinde gospel paydası, hooks argümanının doğrudan bir devamı gibi hissettirdi: Sahip olmayan sevgi.
Sonra bize özgürlük, izin beklememek, gücünü bilmek temalarını hatırlatan “Always Divine in the Timing, you can trust" nakaratlı Moonlight’ı çaldı. Klibi Jamaika'da eski bir taş ocağında, iyileşme ve yenilenmenin metaforu olarak çekilen bu şarkı siyah kimliğini yeniden iddia etmenin bir manifestosu. "Black, and you know how to walk in your power / Proud, 'cause you know you've put in all the hours" Bu şarkı ile, kendisinin genç versiyonuna ve gençlere seslenen anaiis , "No need to ask permission, be yourself from the start" diyor.
Moonlight’ı takiben Bright Lights, sonra Brezilya'daki Grupo Cosmo oturumlarından doğan parça, BBC Radio 6'da yayınlanan B.P.E. adlı parça ile devam etti konser. Brezilya bölümü, anaiis'i bu andaki yerde anlamak için merkezi. Orada, derin bir yaratıcı açılım döneminde, hamile olduğunu öğrendi. Doğaçlama, müzisyen topluluğu, yeni hayatın ani bilgisi , bunların tümü Devotion & The Black Divine'ı besleyecek olan şeye aktı.
Ana seti Spotify’da en çok dinlenen şarkısı olan Deus Deus'la kapattı. Reggae ritmli, duyusal ve aynı anda ruhani bir parça.
Bırakmak üzerine
Şarkılar arasında konuştu. Bir sanatçının sahne yarattığı biçimde değil, sözcükleri arayarak, bularak.
Honeydew'u çalmadan önce anlattı: Oğlu doğduğunda onu bırakamıyormuş. Fiziksel olarak yanından ayrılamıyormuş. Ama sevgi bu değil, sevgi bırakabilmek, dedi konserde.
Şarkının Brezilya'da, Grupo Cosmo ile doğaçlama yapılan o hafta içinde doğduğunu düşününce anlam katlanıyor. Anneliği keşfettiği topraklarda, anneliğin en derin paradoksunu yazan bir şarkı: "You're made of me, and we share this heart / But I know that you're not mine."
Nakarat ise tek bir cümleye sığdırılmış bütün bir felsefeyi taşıyor:
"Sweeter than honeydew / Stuck in between your teeth / Now there's so much to lose / And I've got to let it be."
Seyirciye de seslendi. Bırakmaya hazır olduğu ama bedeninden çıkaramadığı bir durumu anlattı. Ne kadar zaman geçse de hâlâ içinde yaşıyordu. Şarkıyı oyunsu bir enerjiyle, katartik bir çıkış olarak yazdığını söyledi. Bırakmak istedikleri bir şey varsa, duygular, insanlar, ilişkimsimsileri, seyirciyi de katılmaya davet etti. Çığlık atacağını söyledi, onları da çağırdı.
Dürüst bir davet.
Akşamın başında okunan hooks pasajına geri döndü her şey: Sevgi sahiplik değildir. Sevdiğinde tutamazsın.
To Zion ve nesiller arası iplik
Ankor, alkıştan sonra çaldıkları şarkı, To Zion'dı.
Bilmeyenler için: To Zion, Lauryn Hill'in 1998 tarihli The Miseducation of Lauryn Hill albümünden, oğlu Zion için yazdığı bir şarkı. Yazıldığı dönemde Hill, müzik endüstrisindeki kişiler tarafından kariyerini korumak, ticari yükselişinin zirvesindeyken momentumunu kesmemek amacıyla bebeği doğurmaması için baskıyla karşılaşıyordu. Hill oğlunu seçti. Şarkı o seçimle ilgili. Missy Elliott de aynı dünyanın parçasıydı. O dönemde endüstride kendi koşullarını belirleyerek ilerleyen, bedeni ve yaratıcı vizyonuyla bir direniş biçimi oluşturan kadınlardan biri. Bu kadınlar, onlara seçtiren bir endüstride sanat üretiyordu.
anaiis, 2026'da bu şarkıyla konserini bitirdi. Kendisi de Brezilya'da, yaratıcı açıdan belirleyici bir dönemde, doğaçlama ve hayatın aynı şey haline geldiği, müziğin toplulukla, aciliyetle ve sevinçle yapıldığı bir zamanda , hamile olduğunu öğrenmişti. Yeni albümü Devotion & The Black Divine bu genişlemenin izlerini taşıyor. Annelik onu yavaşlatmadı. Onu kesmedi. Odağını derinleştirdi, öz eleştirilerini azalttı ve dünyada kendinden sonra geride bırakmak istediklerini netleştirdi. Sanatını oğlunun bir gün müziği aracılığıyla kendisini bulacağının farkında olarak icra ediyor.
To Zion'ı ankor olarak seçmek, nesiller arasında bilinçli ve cömert bir bağlantı kurma eylemiydi. Şunu söylüyordu: Nereden geldiğimi biliyorum. O kadınların ne taşıdığını biliyorum. Ben bunu farklı ama taşıyorum.
Farklı bir zamanda yaşıyoruz. Siyah kadın sanatçılar, bedensel özerklik, annelik ve yaratıcı emek üzerine konuşmalar 1998'den çok daha görünür artık. Ama çözüme kavuşmadı. Baskılar biçim bakımından farklı, özünde değil.
anaiis'in o akşam seçtiği her şarkıyla, sahneye taşıdığı bell hooks'un sözleriyle söylediği şey şuydu: Sevgi sahiplik değildir. Başka birine. Bir çocuğa. Hatta kendi acınıza ya da kendi geçmişinize bile. Annelik bir uzlaşı değildir. Bir kaynaktır.
anaiis hakkında
Toulouse'da doğdu, on yaşında annesiyle Dublin'e taşındı, sonra babasının anavatanı Senegal'e, ardından Amerika'ya. İlk taşınmadan sonra yarım yıl konuşmadı. "Çok çabuk öğrendim ki ne kadar az yer kaplarsam o kadar iyi, ne kadar az gürültü çıkarırsam o kadar iyi," diye anlattı bir TEDx konuşmasında. O tarihten bu yana Kaliforniya, New York, Salvador de Bahia ve Londra'da yaşadı; 2015'ten bu yana Londra'ya yerleşik. Biyografisi kendi başına sabit kimliğe karşı bir argüman.
2018'de ilk single'ı Nina'yı çıkardı; 2021'de, uzun yıllar süren duygusal güçlükler ve büyük plak şirketi politikalarının ardından "uzun ve zorlu bir yüzleşme süreci"nin ürünü olarak tanımladığı , ilk albümü this is no longer a dream'i yayımladı. Erykah Badu ve Nick Hakim ile aynı sahneleri paylaştı, Barbican'da tüm biletlerin satıldığı bir konser verdi, Southbank Centre'da TEDxLondonWomen'da konuştu ve 2025'te ABD'de Mereba ile turneye çıktı.
Adını küçük harflerle yazması bell hooks'a doğrudan bir saygı duruşudur. Bu bir biçem tercihi değil. Felsefi bir tercih. Ve 12 Nisan'da Cully'de, tek bir nota çalmadan önce hooks sesli okunduğunda hem duyulabilir hem somut hale geldi.
Yeni albümü Devotion & The Black Divine, canlı bantla kaydedildi ; click track yok, aşırı prodüksiyon yok, stüdyoya canlı bir gösteri gibi yaklaşıldı. İyileşme, benlik ve dönüşümün doğrusal olmayan doğası temalarında ilerliyor. adrienne maree brown, özgürleşme psikologu Tasan ve sanatçı Ja'Tovia Gary'nin sözlü katkıları plağın dokusuna işlenmiş. Müzikal featureler yok, albüm onları gerektirmedi.
Albüm başlığının kendisi bir geri kazanım eylemi. Hem kelime hem eylem olarak Devotion (adanma). The Black Divine, Siyahlığı kutsal görmeyecek bir dünyayı reddetme.
Bu Türkiyeli okuyucular için neden önemli?
Türkiye'nin kadınlar, yaratıcılık ve anneliğin bedeli üzerine uzun ve çözümsüz bir tartışması var. Kimin sanatçı olabileceğine ve hangi koşullar altında olabileceğine dair. Sevginin siyasetine dair… Kimin kimi sevmesine izin verildiğine, sevginin tahakküm sistemleri tarafından nasıl silahlandırıldığına ve bir direniş biçimi olarak sevmeyi seçmenin ne anlama geldiğine dair.
bell hooks Türkçeye geniş çapta çevrilmemiş. anaiis Türkiye'de henüz tanınmıyor. Ama o akşam yürüttüğü konuşma; müziğiyle, okumasıyla, ankor için seçtiği şarkıyla, tüm bu sınırları aşıyor.
Sevmeyi seçtiğimiz anda, diye yazdı hooks, özgürlüğe doğru hareket etmeye başlarız.
Bir Nisan Pazar öğleden sonrasında, İsviçre'nin küçük bir bağ köyündeki küçük bir sahnede, anaiis bu argümanı bütün bedeniyle, bütün sesiyle ve seçtiği her şarkının titiz küratörlüğüyle dile getirdi.
Sessiz sedasız, katıldığım en siyasi konserlerden biriydi.
(MEÖ/HA)







