Organik yazı bulunur
Bir şeyin kaybolduğunu fark etmek, çoğunlukla o şeyin çoktan gitmiş olduğu ana denk düşer. Organik gıda için tam bu oldu, endüstriyel üretim normlaşıp rafları kapladıktan sonra, katkısız olanı bulmak için ayrıca çaba harcamak gerekti; ardından bunun için prim ödemek.
Aynı süreç şimdi yazılı üretim alanında işliyor. Algoritmanın ürettiği metin insanın yazdığının yanına yerleşiyor önce ek seçenek olarak, sonra rakip olarak, bir süre sonra norm olarak. Ve bu norm yerleştiğinde, organik metin denen şeyi bulmak için fellik fellik aranacak; köy pazarında tohumla yetişmiş domates arayanların o tanıdık melankolisiyle.
Bu benzetme salt edebi bir süsleme taşımıyor. Endüstriyel gıda üretiminin doğal olanı önce marjinalleştirip sonra lüks bir kategori haline getirmesi ile algoritmik içerik üretiminin özgün metni aynı kadere sürüklemesi arasında yapısal bir süreklilik var. Süreç her ikisinde de benzer işliyor: önce ölçek ekonomisi, sonra standardizasyon, sonra standart olmayan olanın tuhaf görünmesi, ardından onun için prim ödenmesi. Bu dönüşüm kendiliğinden gerçekleşmiyor; onu besleyen pratikler, kurumlar ve dikkat alışkanlıkları var ve bu alışkanlıklar henüz tam fark edilmeden değişiyor.
Sürtünmenin ortadan kalkması bu dönüşümün merkezinde duruyor. Walter Benjamin, sanat eserinin mekanik yeniden üretimle aurasını yitirdiğini söylerken kastedilen, eserin özgünlüğünün çoğaltmayla aşınmasıydı. Bugün aura başka bir yerden çekip gidiyor: erişimin neredeyse sıfır maliyete inmesinden.
300’ün üzerinde kaset biriktirip yılda beş ay Spotify dinleyen biri düşünün (ben) bu iki pratik aynı insanda bir arada bulunduğunda, bir dönemin ikiye bölünmüş ilişkisini ele veriyor. Bir kaseti bulmak, bulmak için aramak, bulamayınca başka bir şeyle avunmak ya da onu sonunda elde etmenin o garip tatminini yaşamak bunların içinde bedenle, zamanla ve nesneyle kurulan bir ilişki var.
Spotify’da bu ilişki kurulmuyor. Simmel’in para ekonomisi üzerine söylediklerini buraya taşımak mümkün: her şeyin eşdeğer ve ulaşılabilir hale gelmesi paradoks bir kayıtsızlık üretiyor. Sonsuz katalog önünde kalan insanın hissettiği şey tam da bu çok şey var, hiçbiri yeterince önemli değil, bir sonrakine geçmek her zaman mümkün.
Okuma pratiği de aynı kırılmayı yaşıyor. Sahaf, Spotify’ın tam tersidir. Bir sahafta bir şeyi bulmak hem mekânsal hem zamansal bir yatırım gerektirir; kitap elde edildiğinde bu yatırım metnin kendisine anlam ekler. Nesnenin maddeselliği, üzerindeki izler, önceki okuyucunun altını çizdiği cümleler, sayfanın sararmış kenarları bunlar okuma deneyimini katmanlı kılan unsurlardır.
PDF ise bu deneyimi düzleştirir. Erişim kolaylaşır, dikkat dağılır. Ekran okuma çoğunlukla tarama modunda ilerliyor; yavaş ve derin işlemenin yerini hızlı bilgi çıkarma alıyor. Derin okuma kazanılmış bir beceri ve her beceri gibi pratiğin azalmasıyla zayıflıyor.
Yapay zeka araçları bu süreci bir adım ileriye taşıyor: artık metni taramak bile gerekmiyor, makine özetliyor, makine sentezliyor, makine yanıt üretiyor. Zihnin uzantısı olarak tanımlanabilecek bu araçlar, kullanım biçimine göre zihni besleyebilir de boşaltabilir de. Ama bu ayrımı görünür kılan herhangi bir özet yok Spotify Wrapped’in aksine, düşünme sürecinin ne kadarının dışsallaştırıldığını kimse göstermiyor.
Hochschild, duygunun servis sektöründe nasıl yönetilen ve metalaşan bir nesneye dönüştüğünü göstermişti; gülümseme bir iş çıktısına dönüşmüştü. Bugün bundan daha köklü bir şey yaşanıyor: duygu artık yalnızca yönetilmiyor, taklit ediliyor. Empatiyi simüle eden, üzüntüyü tonlayan, heyecanı dozlayan sistemler elimizin altında. Bu simülasyon yeterince iyi olduğunda, asıl duygunun kendisi bir güvencesizlik kaynağına dönüşüyor.
Yazdığım bu daha mı iyi yoksa daha mı kötü sorusu yerini benimkinin anlamı var mı sorusuna bırakıyor. Üretkenlik arttıkça özgünlük hissi zayıflıyor; herkes bir şeyler yazıyor, içeriklerin arasından gerçekten birine ait olan bir şeyi duymak giderek zorlaşıyor.
Organik metin deyince kastedilen şeyi netleştirmek gerekiyor romantik bir nostalji değil bu, tanımlanabilir bir nitelik, yapay zekanın yazmadığı bir yazı. Bir metnin içinde yazan insanın özgül hayatından, özgül çelişkilerinden, özgül sessizliklerinden bir şeyler taşıması. Bir hatanın, bir belirsizliğin, bir cümleyi beş kez silip yeniden yazmanın izinin içinde bulunması. Tereddüt de metnin parçasıdır, vazgeçilmiş kelimeler de.
Algoritmik üretim bu izleri siliyor; geriye pürüzsüz ama iz taşımayan bir yüzey kalıyor. Bu yüzeyin hızı ve ölçeği, alanın yapısını dönüştürüyor: insan yapımı olan, sürtünmeli olan, hatalı olan, yavaş olan giderek niş bir konum işgal ediyor. Organik gıda analojisinin işaret ettiği şey burada da geçerli özgünlük yeniden kıymetlenebilir, ama bu değerlenme otomatik olmayacak.
Organik metnin arkasındaki özneyi, o öznenin sürecini, direncini ve belirsizlik izlerini görünür tutan pratikler, kurumlar ve okuma kültürleri olmadan, özgün olan da eninde sonunda başka bir piyasa kategorisine dönüştürülecek ve böylece özgünlüğünden bir şeyler yitirecek.
(AED/EMK)