58. SİYAD Ödülleri ile dikkat çeken Gündüz Apollon Gece Athena, yüzeyde “annesini arayan bir kadının hikâyesi” gibi görünse de, film ilerledikçe çok daha geniş bir anlatıya dönüşüyor. Annelik yapamamış kadınlar, yoklukla büyümüş kız çocukları, otoriteye başkaldıran bireyler… Devlete, krala ya da kocaya karşı verilen mücadeleler film boyunca birbirine eklemleniyor.
Defne’nin arayışı: Bir fotoğraf, bir ağaç, bir tarih
İki aydır annesini arayan Defne’nin yolu Side’ye düşer. Elindeki tek ipucu, annesinin onu terk etmeden önce beşiğine bıraktığı fotoğraf ve fotoğrafın arkasındaki cümledir:
“Apollon’un kutsal ağacı defnedir.”
Defne, 1984’te terk edilmiştir. Kimlik kâğıdında anne adı “Havva”, baba adı “Adem” yazar. 1980’lerde Türkiye’de yetim bırakılan çocuklara toplumdan dışlanmamaları için verilen bu temsili isimler, “ilk insan” mitinden ödünçtür. Ancak darbenin yarattığı parçalanmış aileler, ekonomik yıkım ve sosyal hizmetlerin zayıflığı bu çocukların kaderini belirlemiştir. Defne de bu kaderin içinden çıkıp Side’nin yolunu tutanlardan biridir.
Hayaletler, kayıplar ve Cumartesi Anneleri
Defne, hayaletleri görebilen biri olarak farklı hikâyelere sahip insanlarla bağ kurar. Bu hayaletlerden biri, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın aradığı binlerce faili meçhulden biri olan Hüseyin Aslan’dır. Defne’nin en yakın arkadaşıdır ama Defne onun hikâyesini hiç dinlemez; çünkü annesinin yokluğu tüm sesleri bastırmaktadır.
Nazife ise hayatını seks işçiliği yaparak kazanmış, kocasını öldürdüğü için yıllarca kaçak yaşamış bir kadındır. Kızını terk etmiş, affedilmeden “öbür tarafa” geçemeyeceğine inanır. Defne’den aracılık ister.
Antik Çağ’dan kalan Rea ise krala karşı gelen bir başrahibedir; köle kızları özgürlüğe kavuşturduğu için diri diri gömülmüştür. Filmdeki hayaletler, dünyadaki görevlerini bir “fani”nin yardımıyla tamamlayıp Akdeniz aracılığıyla ebediyete kavuşur. Mitolojide nehir olan geçiş, filmde denizdir: Sıradan bir su değil, bilinmeyene açılan bir sınır.

Kendi hikâyesini görmeyenler, başkalarının yolunu açar
Defne, annesini bulduğunda reddedilir. Bu kırılma, çevresindeki hayaletlere ve insanlara karşı duyarlılığını artırır. Annesinin tur programına gizlice katıldığında kendini “Hazar” olarak tanıtması bilinçli bir tercihtir; Nazife’nin kızına duyduğu sevgiyi kendi annesinde de görmek ister. Ama annesi ne özür diler ne de yaptıklarını telafi eder. Hayalet olmamasına rağmen Defne’ye karşı bir duvar gibidir.
Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın yıllardır duyulmayan çığlığı, Defne’nin içindeki merhameti harekete geçiren en güçlü etkendir. Hüseyin’in gömüldüğü yer bile belli değildir. Bu yüzden annesine gitmek istemez; Akdeniz’den geçip sonsuzluğa yürümeyi de reddeder. Dünyada kalır ve şöyle der:
“Bizim gibiler her yerde. Sen yeter ki hikâyemizi dinle.”
Defne’nin hayatına dokunduğu bir diğer kadın pansiyon sahibidir. Kocası ölmüş olsa da hayaleti hâlâ yanındadır; ona ne yapması gerektiğini fısıldamaya devam eder. Kadın, büyük bir baskı ve ezilmişlik içinde yaşamayı sürdürür. Kocasından kalan eşyaları atsa da sandık geri gelir, ölü bile olsa adamdan kurtulamaz.
Defne’nin cesaretlendirmesiyle adamın en sevdiği koltuğu parçalar. Bu küçük ama gerçek karar, kadının hayatındaki en büyük özgürleşme anıdır. Adam, kadının kararlılığı karşısında gitmeyi kabul eder.
Mitoloji, Anadolu ve kadınların hikâyesi
Filmin Side’de çekilmesi tesadüf değildir. Gündüzleri ışığın, sanatın ve kehanetin tanrısı Apollon; geceleri bilgelik ve stratejinin tanrıçası Athena… Side’nin Anadolu dilindeki anlamı “nar”dır; doğurganlık ve kadınlığın sembolü.
Defne (Hazar), annesinin anlatması gereken defne ağacı mitini büyük bir öfkeyle yeniden yorumlar. Yüzyıllardır “aşk” diye anlatılan Apollon–Daphne hikâyesi, filmde kadının rızası dışında zorlandığı bir mahkûmiyet olarak yeniden okunur. Bu modern yorum, filmin en çarpıcı anlarından biridir.
Defne’nin annesinin fotoğrafının Halikarnas Balıkçısı’nın Anadolu Efsaneleri kitabından çıkması da boşuna değildir. Cevat Şakir’in “Mavi Anadolu” düşüncesi, medeniyetin kökünün Anadolu olduğuna işaret eder. Film de tam olarak bunu yapar: mitolojiyi, Anadolu’nun tarihsel ve toplumsal gerçekliğiyle harmanlar.
Kalanlar, gidenler ve sonsuzluğa yürüyenler
Kayalıklarda görünen carettalar gibi denize giderek sonsuzluğa kavuşan ruhlar… Antik kentin kalıntıları arasında dolaşan karakterler… Değişmeyen duygular, tekrar eden bağlar… Sanat ile gerçek hayatın iç içe geçtiği sahneler…
Aşık Veysel’in sesi ise filmdeki tüm kadınlara bir ağıt gibidir:
Rea’ya, Nazife’ye, Defne’ye, Hazar’a, Selma’ya…
“Dost dost diye nice nicesine sarıldım / Benim sadık yârim kara topraktır.”
(HŞİ/TY)







