Jafar Panahi’nin son filmi Görünmez Kaza (Yek tasadof-e sadeh), bireysel intikam ile toplumsal hesaplaşmayı, İran halkının gündelik yaşamındaki baskı ve yozlaşmayla örerek anlatıyor.
Beckett’in Godot’yu Beklerken oyununa yaptığı göndermelerle zamanın geçişini ve beklenen adaletin gelmemesini derinlemesine hissettiriyor.
Panahi’nin sineması ve politik direnişi
Jafar Panahi, İran rejimini eleştiren filmleri nedeniyle defalarca tutuklanmış, yurt dışına çıkış yasağına rağmen üretmeye devam etmiş bir yönetmen. Panahi’nin filmleri, sadece karakterlerin trajedilerini değil, aynı zamanda toplumsal baskı ve sistem eleştirilerini de sinematografik bir dille ortaya koyuyor.
Uluslararası alanda Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı, Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanmış olmasına rağmen, kendi ülkesi tarafından bir türlü değer görmemiştir.
Film akışı: Kader ve sorumluluk
Film, mutlu bir aile tablosuyla başlar: Hamile bir anne, baba ve küçük kızları arızalı bir arabayla yolculuk etmektedir. Yolculuk sırasında baba, karşılarına çıkan bir köpeğe çarpar ve hayvan ölür. Kadın, “Karanlıktı, olabilir… kader,” diyerek durumu geçiştirir. Ancak küçük kız, babasına dönerek “Hayır, sen öldürdün,” der.
Bu sahne, filmin temel temasını ortaya koyar: İnsan kaderin kurbanı mıdır, yoksa yaptığı eylemlerin sorumluluğunu üstlenmekten kaçmak için mi kadere sığınır? Panahi burada, kötü eylemlerimizin sonuçlarını kader diyerek meşrulaştırma eğilimimizi sorgular.
Vahid’in hesaplaşması ve intikam
Arızalanan arabasıyla tamirciye giren İkbal, yardım ister. Tamirci Vahid, bu adamın yıllar önce kendisine işkence eden kişi olduğunu fark eder ve takip ederek evini öğrenir. Vahid, İkbal’i bayıltır ve arabasının arkasına yükleyerek kurak bir arazide, kuru bir ağacın altına götürür. Adam, işkenceci olduğunu inkar eder; protez bacağından tanınır, ama bunun yeni takıldığını öne sürer.
Vahid, eski yoldaşlarını bularak yakaladığı kişinin gerçekten İkbal olduğunu teyit ettirir. Toplanan yoldaşlar arasında, Hamid bir an önce adamı öldürmeleri gerektiğini söyler, ama hiçbiri onu dinlemez. Tüm yoldaşlar, geçmişte yaşadıkları acılar ve ihanetler üzerine sessiz bir çatışma yaşarlar.
Geçmişle yüzleşme
Vahid’in eski eşi Golli ve kocası da olay yerine gelir. Golli, işkenceci tarafından uğradığı şiddeti itiraf eder; yaşadıkları, İkbal’in savaş sırasında kazandığı sert deneyimlerle birleşir. Her biri, parmaklıklar ardında geçirdikleri günleri ve İkbal’in protez bacağını nasıl kaybettiğini hatırlayarak geçmişin gölgeleriyle yüzleşir. Bu sahne, bireysel acılar kadar savaş ve şiddetin hayatlarda bıraktığı kalıcı izleri de gösterir.
İran halkının gündelik yaşamı ve toplumsal eleştiri
Film, asıl intikam ve adalet temasına odaklanırken, İran halkının gündelik yaşamındaki baskı ve yozlaşmayı da işler. Sokaklarda ve işyerlerinde karşılaşılan rüşvet ve küçük çıkar ilişkileri, kadınların başlarını açtıklarında maruz kaldıkları toplumsal baskı ve şiddet gibi sahneler, karakterlerin ötesinde toplumun tamamının içinde bulunduğu sistemsel zorlukları gözler önüne serer.
Panahi, bireysel trajediyi toplumsal bağlamla birleştirerek, izleyiciye yalnızca bir intikam hikâyesi değil, aynı zamanda baskı, adaletsizlik ve günlük çatışmaları da sunar.
Tiyatro göndermesi: Godot’yu Beklerken
Eskiden aralarında aşk ilişkisi bulunan Shiva ve Hamid, birlikte gittikleri oyunu hatırlar ve kurak ağacı oyundaki o ağaca benzetirler. Bu sahne, Samuel Beckett’in Godot’yu Beklerken oyununa selam çakmaktadır.
Beckett’in oyununda Estragon sürekli unuturken, Vladimir hatırlatır. Filmde ise tam tersine, işkence görenler, maruz kaldıkları acıyı, işkencecilerinin kokusunu, tenini ve yaptıklarını unutamaz; şiddet uygulayanlar ise hayatlarına devam edebilir. Bu çelişki, bireysel hafıza ve adalet arasındaki uçurumu gözler önüne serer.
Panahi, tiyatroyu beyaz perdede güncelleyerek sadece kılık değiştirmiş bir biçimde sunar; hafıza ve bekleyiş aynı yerde durmaktadır. Beklenen Godot gelmese de, izleyici bu sürekliliğin trajik ve absürt yanını derinden hisseder. Filmde de karakterler intikam ve adalet arayışlarıyla içsel bir bekleyiş içindedir; sonuç değişmez, zaman akar, beklenen adalet gelmez.
Sonuç ve hesaplaşma
Hamid, İkbal’e dönerek, “Yetkimiz Allah’tır,” deyip şeriata sığındıklarını söyler. Vahid’e sorar: “Peki ya siz? Hatalarınızın hesabını verecek misiniz?” Filmdeki final sahnesinde, İkbal yeşillenen bir ağacın altına bağlanır; intikam alınmamış, sistem değişmemiştir. Tanrı, adalet arayan dünyayı çoktan terk etmiştir. Vahid’in sözleri çarpıcıdır: “Bizi döverken üzülüyordun, neyin intikamını alıyordun? Biz hakkımızı arayan işçilerdik, sekiz aydır maaş alamıyor, ailelerimizi doyurmak için ömrümüzü tüketiyorduk.”
Direnişçi kadın Shiva, Vahid’e özür diler ve unutulmaz tiradıyla hesaplaşmayı anlatır: “Servetin çarçur edilmesi bizim suçumuz mu? Ülkeyi soydunuz, halkı yok saydınız. Sesini hapishane duvarlarında duyduğumu hatırlıyorum… Hayalini gerçekleştireceğim, senin ki dünyada yankılanacak. Oğlun seninle ilgili gerçeği görecek.”
Shiva’nın sözleri, bireysel adalet arayışının ve toplumsal hesaplaşmanın sembolü olarak filmin kapanışını güçlü bir şekilde taçlandırır.
(HŞİ/HA)






