Türkiye’de çocukların sosyal medya kullanımı son dönemde giderek daha yoğun bir tartışma konusu haline geliyor. Özellikle gençlerin dijital platformlarda geçirdiği sürenin artması, siber zorbalık, bağımlılık ve veri güvenliği gibi başlıkların kamuoyunda daha görünür hale gelmesiyle birlikte, bu alana yönelik düzenleme ihtiyacı daha sık dile getiriliyor. Yetkililerin zaman zaman sosyal medya kullanımına yaş sınırı getirilmesi ya da ebeveyn denetiminin güçlendirilmesi gibi önerileri gündeme getirmesi, tartışmanın yalnızca toplumsal değil, aynı zamanda politik bir başlık haline geldiğini de gösteriyor.
Ancak Türkiye’de bu tartışmaya eşlik eden önemli bir kaygı da var: Bu tür düzenlemelerin çocukları koruma amacıyla geliştirilirken, aynı zamanda daha geniş bir denetim ve gözetim mekanizmasına dönüşme ihtimali.
Özellikle sosyal medya alanının zaten yoğun biçimde düzenlendiği bir ortamda, çocuklara yönelik getirilecek yaş sınırı, kimlik doğrulama ya da ebeveyn denetimi gibi uygulamaların yalnızca koruma amacıyla mı sınırlı kalacağı, yoksa kullanıcı davranışlarını daha geniş ölçekte izlemeye imkân tanıyan araçlara mı dönüşeceği tartışılıyor.
Bu nedenle mesele yalnızca “çocukları nasıl koruyacağız?” sorusuyla sınırlı değil.
Aynı zamanda şu soruyu da beraberinde getiriyor:
Koruma ile gözetim arasındaki sınır nerede çizilecek?
Ancak bu tartışma Türkiye’ye özgü değil. Dünya genelinde devletler benzer sorularla karşı karşıya: Çocukları sosyal medyanın risklerinden korumak için en doğru yol nedir? Yasaklar mı, denetim mekanizmaları mı, yoksa platformların daha fazla sorumluluk üstlenmesi mi?
Bugün farklı ülkeler bu sorulara farklı yanıtlar veriyor. Kimi doğrudan yasak getiriyor, kimi ebeveyn kontrolünü öne çıkarıyor, kimi ise sorumluluğu platformlara yüklüyor. Ortaya çıkan tablo, tek bir çözümden ziyade farklı modellerin bir arada var olduğu karmaşık bir yapıya işaret ediyor.
Bugün dünya genelinde çocukların sosyal medya kullanımına yönelik düzenlemeler kabaca dört ana model etrafında toplanıyor: yaş yasağı, yaş doğrulama/ebeveyn izni, platform sorumluluğu ve parçalı düzenleme modelleri. Bu yazı, bu farklı yaklaşımları ve öne çıkan örnekleri ele alarak küresel tabloyu ana hatlarıyla ortaya koymayı amaçlıyor.
En sert müdahale: Yaş yasağı modeli
Yaş yasağı modeli, belirli bir yaşın altındaki çocukların sosyal medya platformlarına erişiminin tamamen engellenmesine dayanıyor. Son dönemde bu eğilimin en dikkat çekici örneği Avustralya oldu. 2025 sonunda yürürlüğe giren düzenleme ile 16 yaş altındaki çocukların birçok sosyal medya platformuna erişimi yasaklandı ve bu yasağın uygulanmasından doğrudan platformlar sorumlu tutuldu.
Fransa da benzer bir yönde ilerliyor. 2026’da kabul edilen düzenleme ile 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya erişiminin tamamen yasaklanması hedefleniyor. Bu düzenlemelerde dikkat çeken nokta, sosyal medya şirketlerinin yalnızca içerik sağlayıcı değil, aynı zamanda çocukları korumakla yükümlü aktörler olarak konumlandırılması.
Bu modelin arkasındaki temel motivasyon, çocukların özellikle algoritmik içerik akışları karşısında korunması. Sosyal medya platformlarının kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre içeride tutmaya yönelik tasarımı, çocuklar açısından bağımlılık ve psikolojik riskler doğurabiliyor. Yaş yasağı modeli bu riski doğrudan ortadan kaldırmayı hedefliyor.
Bununla birlikte, bu hat yalnızca bu iki ülkeyle sınırlı değil. Avrupa’nın farklı bölgelerinde ve bazı ülkelerin politika tartışmalarında da benzer yasak önerileri gündeme geliyor. Ancak bu model henüz yaygınlaşmış bir uygulama değil ve birçok ülkede tartışma aşamasında. Bunun en önemli nedeni, böylesi katı bir yasağın pratikte ne ölçüde uygulanabileceği sorusu.
Kısmi kontrol: Yaş doğrulama ve ebeveyn izni
Tam yasak yerine daha esnek bir yaklaşım sunan bu modelde, çocukların sosyal medya kullanımına tamamen son verilmez; ancak erişim yaş doğrulama ve ebeveyn onayı gibi mekanizmalara bağlanır.
Avrupa Birliği ülkelerinin önemli bir kısmında bu model uygulanıyor. Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) çerçevesinde dijital hizmetlerde çocukların kendi rızasını verebilmesi için 16 yaş sınırı esas alınıyor; ancak üye devletlere ebeveyn iznini zorunlu tutmak açısından bu sınırı 13–16 yaş aralığında belirleme esnekliği tanınıyor. Yunanistan’da geliştirilen “Kids Wallet” gibi uygulamalar, ebeveynlerin çocukların sosyal medya erişimini doğrudan kontrol etmesine imkân tanıyor.
ABD’de ise federal düzeyde 13 yaş altı için ebeveyn izni zorunlu tutulurken, eyalet bazında farklı düzenlemeler görülüyor. Bu tablo, modelin tek tip değil, parçalı bir şekilde uygulandığını gösteriyor.
Bu yaklaşımın en önemli avantajı, aileyi sürece dâhil etmesi. Ancak uygulamada ciddi açıklar bulunuyor. Yaş doğrulama sistemlerinin kolaylıkla aşılabilmesi, çocukların ebeveynlerinin cihazları üzerinden kendilerine izin verebilmesi gibi durumlar, bu modelin etkinliğini sınırlayan başlıca sorunlar arasında yer alıyor. Nitekim Belçika ve Fransa gibi ülkelerde bu tür açıkların tartışma konusu olduğu ve bu nedenle daha sert düzenlemelere yönelim olduğu görülüyor.
Buna ek olarak, bu model çocukların korunması sorumluluğunu büyük ölçüde ailelere devrettiği için, tüm ebeveynlerin aynı dijital bilgiye ve denetim kapasitesine sahip olmadığı durumlarda eşitsizlikleri derinleştirme riski de taşıyor.
Platform sorumluluğu: Çözüm mü, sınırlı etki mi?
Platform sorumluluğu modeli, çocukların korunması yükümlülüğünü doğrudan sosyal medya şirketlerine devreden bir yaklaşım. Bu modelde devletler, kullanıcı davranışını değil, platformların işleyişini düzenlemeyi hedefliyor.
Birleşik Krallık’ta yürürlüğe giren Online Safety Act bu hattın en güçlü örneklerinden biri. Yasa, platformlara çocukları zararlı içeriklerden koruma yükümlülüğü getirirken, aynı zamanda dijital hizmetlerin çocuklara uygun şekilde tasarlanmasını zorunlu kılıyor.
Benzer şekilde bazı ülkelerde algoritmik içerik akışlarının sınırlandırılması, bağımlılık yaratan tasarım unsurlarının kısıtlanması ve veri kullanımının düzenlenmesi gibi önlemler gündemde. ABD’de bazı eyaletlerde geliştirilen düzenlemeler de platformların özellikle çocuklara yönelik içerik sunum biçimlerine müdahale etmeyi hedefliyor.
Bu model, sorumluluğu bireylerden alıp şirketlere yüklemesi açısından önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Ancak uygulamada platformların bu yükümlülükleri ne ölçüde yerine getirdiği ve denetimin ne kadar etkili olduğu hâlâ tartışmalı.
Dolaylı yaklaşım: Parçalı ve zayıf düzenlemeler
Dünyanın önemli bir bölümünde ise çocukların sosyal medya kullanımına yönelik doğrudan ve bütüncül bir düzenleme bulunmuyor. Bu ülkelerde konu genellikle veri koruma, siber güvenlik ve zararlı içeriklerle mücadele gibi başlıklar üzerinden dolaylı olarak ele alınıyor.
Orta Asya, Afrika ve Ortadoğu’nun büyük bölümünde bu tür parçalı düzenlemeler öne çıkıyor. Bu ülkelerde düzenlemeler çoğu zaman çocuklara özgü politikalar olarak değil, genel internet ve dijital güvenlik politikalarının bir parçası olarak şekilleniyor.
Bu yaklaşım, esneklik sağlasa da çoğu zaman çocukların korunması açısından sınırlı bir etki yaratıyor. Düzenlemeler daha çok genel çerçevelerle sınırlı kaldığı için sosyal medya kullanımının doğrudan kontrolüne yönelik güçlü mekanizmalar geliştirilemiyor.
Tek bir model yok
Dünya genelinde ortaya çıkan tablo, çocukların sosyal medya kullanımını düzenlemenin tek bir yolu olmadığını açıkça gösteriyor. Ülkeler farklı modelleri deniyor, çoğu zaman bu modelleri bir arada kullanıyor ve kendi sosyo-politik koşullarına göre hibrit çözümler geliştiriyor.
Ancak bu çeşitlilik aynı zamanda temel bir soruyu da beraberinde getiriyor:
Bu modeller gerçekten işe yarıyor mu?
Bir sonraki yazıda, bu modellerin ne ölçüde etkili olduğu ve hangi yeni sorunları ortaya çıkardığı tartışılacak. Çünkü mesele yalnızca hangi modelin seçildiği değil, bu modellerin nasıl bir denetim rejimi ürettiğidir.
[***] Bu dosya, Dr. Öğr. Üyesi Figen Algül’ün Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Halkla İlişkiler Tezli Yüksek Lisans Programı kapsamında yürüttüğü ders çerçevesinde, öğrencilerle birlikte hazırlanan ve farklı ülkelerde çocukların sosyal medya kullanımına yönelik düzenlemeleri karşılaştırmalı olarak inceleyen bir araştırma raporuna dayanmaktadır. Araştırma sürecine katkı sunan öğrenciler (soyadına göre alfabetik): Meltem Aydaş, Gülnaz Cengiz, Aishat Gasanova, Baran Gökyer, Asena Irmak Kuş, Nazerke Khudaibergenova, Sabiha Sıla Özdemir, Şevval Yağcı, İlayda Yavuz.
* Bu yazıda sunulan değerlendirmeler, farklı ülkelerdeki düzenlemeleri kapsayan daha geniş bir araştırma çalışmasına dayanmaktadır. Metinde yer alan kaynakça, bu kapsamlı çalışmanın yalnızca bir bölümünü yansıtmaktadır.
Kaynakça
Euronews. (2026, Ocak 15). Avustralya’da 16 yaş altına sosyal medya yasağı: Bir ay sonra durum ne?
Gov.uk. (2025, Nisan 24). Online Safety Act: Explainer.
Office of the New York State Attorney General. (t.y.). SAFE for Kids Act.
United States Federal Trade Commission. (t.y.). Children’s Online Privacy Protection Rule (COPPA).
(FA/NÖ)


