Çocukların sosyal medya kullanımını düzenlemeye yönelik geliştirilen modeller ilk bakışta güçlü ve kararlı müdahaleler gibi görünebilir. Ancak bu modellerin pratikte nasıl işlediğine bakıldığında, ortaya çok daha karmaşık bir tablo çıkıyor. Yasaklardan ebeveyn denetimine, platform sorumluluğundan parçalı düzenlemelere kadar farklı yaklaşımlar, çocukları korumaya çalışırken yeni sorun alanları da yaratıyor.
Asıl soru şu: Bu modeller gerçekten çocukları koruyor mu?
Yasaklar: Net ama aşılabilir
Yaş yasağı modeli, çocukları sosyal medya platformlarından tamamen uzak tutmayı hedefleyen en sert yaklaşım. İlk bakışta en net çözüm gibi görünse de, uygulamada ciddi sınırlılıkları bulunuyor.
Arnavutluk’ta TikTok’a getirilen geçici yasağın VPN gibi araçlarla kolaylıkla aşılabilmesi, bu tür düzenlemelerin teknik olarak ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Benzer şekilde, Avustralya’da 16 yaş altına getirilen kapsamlı yasakta dahi platformların kullanıcıları tamamen dışarıda tutup tutamayacağı tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Fransa’da ise yaş yasağına geçişin öncesinde uygulanan ebeveyn izinli modelin aşılabildiği gerekçesiyle daha sert bir düzenlemeye yönelmesi, yasakların çoğu zaman önceki modellerin yetersizliğinin sonucu olarak ortaya çıktığını gösteriyor.
Yasakların bir diğer sonucu da dışlayıcılık. Sosyal medya, özellikle gençler için yalnızca bir eğlence alanı değil; aynı zamanda sosyalleşme, kendini ifade etme ve bilgiye erişim aracı. Bu alanın tamamen kapatılması, çocukların dijital kamusal alandan dışlanması anlamına da gelebilir.
Ebeveyn denetimi: Kontrol mü, yük mü?
Yaş doğrulama ve ebeveyn izni modelinin en önemli iddiası, aileyi sürece dâhil ederek daha dengeli bir kontrol mekanizması kurmak. Ancak bu modelin de ciddi sınırları var.
Avrupa Birliği ülkelerinde yaygın olarak uygulanan bu modelde, örneğin Belçika ve Fransa’da yapılan düzenlemelerin, çocukların yaşlarını yanlış beyan edebilmesi veya ebeveyn cihazları üzerinden izin verebilmesi nedeniyle kolaylıkla aşılabildiği görülüyor. Yunanistan’da geliştirilen “Kids Wallet” gibi uygulamalar ebeveyn denetimini güçlendirmeyi hedeflese de, bu tür araçların her aile tarafından aynı ölçüde kullanılamadığı biliniyor.
ABD’de de benzer bir durum söz konusu. Federal düzeyde ebeveyn izni zorunlu olsa da, eyaletler arasında farklı uygulamalar bulunuyor ve bu da sistemin bütüncül bir denetim mekanizması kurmasını zorlaştırıyor.
Daha önemlisi, bu eğilim çocukların korunması sorumluluğunu büyük ölçüde ailelere devrediyor. Oysa tüm ailelerin aynı dijital bilgiye, zamana ya da teknik imkânlara sahip olmadığı düşünüldüğünde, bu model dijital eşitsizlikleri derinleştirme riski taşıyor.
Ebeveyn denetimi aynı zamanda başka bir soruyu da gündeme getiriyor:
Koruma ile gözetim arasındaki sınır nerede başlıyor?
Çocukların dijital faaliyetlerinin sürekli izlenmesi, onları risklerden korumak kadar, sürekli denetim altında tutan bir gözetim pratiğine de dönüşebilir.
Platform sorumluluğu: Çözüm mü, sınırlı etki mi?
Son yıllarda öne çıkan bir diğer yaklaşım ise sorumluluğu doğrudan sosyal medya platformlarına yüklemek. Bu modelde devletler, kullanıcı davranışını sınırlamak yerine platformların içerik politikalarını, algoritmalarını ve tasarım süreçlerini düzenlemeye yöneliyor.
Birleşik Krallık’ta yürürlüğe giren Online Safety Act bu hattın en güçlü örneklerinden biri. Yasa, platformlara çocukları zararlı içeriklerden koruma yükümlülüğü getirirken, aynı zamanda tasarım süreçlerine de müdahale ediyor.
ABD’de California ve New York gibi eyaletlerde kabul edilen düzenlemeler de benzer şekilde algoritmik içerik akışlarını sınırlamayı ve çocuklara yönelik bağımlılık yaratan tasarım unsurlarını kontrol altına almayı hedefliyor.
Ancak burada temel sorun, bu yükümlülüklerin ne ölçüde uygulanabildiği. Sosyal medya şirketlerinin iş modeli, kullanıcıyı platformda mümkün olduğunca uzun süre tutmaya dayanıyor. Bu eğilim, özellikle çocuklar için bağımlılık yaratıcı içerik akışlarının önünü açabiliyor.
Bu nedenle platform sorumluluğu modeli, önemli bir adım olmakla birlikte, tek başına yeterli bir çözüm sunmuyor.
Parçalı düzenlemeler: Esneklik mi, yetersizlik mi?
Dünyanın önemli bir bölümünde çocukların sosyal medya kullanımına yönelik doğrudan ve kapsamlı bir düzenleme bulunmuyor. Bu ülkelerde konu daha çok veri koruma, siber güvenlik ya da zararlı içeriklerle mücadele gibi genel çerçeveler üzerinden ele alınıyor.
Örneğin Orta Asya ülkelerinde çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin doğrudan yasaklar yerine ebeveyn kontrolü ve genel dijital güvenlik politikaları öne çıkıyor. Afrika kıtasında ise birçok ülkede altyapı sorunları ve dijital erişim eşitsizlikleri, bu alandaki düzenlemelerin öncelik kazanmasını zorlaştırıyor.
Ortadoğu’da ise durum daha çok devlet merkezli içerik denetimi ve genel internet kontrolü üzerinden şekilleniyor; çocuklara özgü, kapsamlı sosyal medya düzenlemeleri sınırlı kalıyor.
Bu eğilim esneklik sağlasa da, çoğu zaman çocukların dijital ortamda karşılaştığı risklere doğrudan yanıt veremiyor.
Hiçbir model tek başına çözüm değil
Dünya genelindeki deneyimler, çocukların sosyal medya kullanımını düzenlemenin tek bir doğru yolu olmadığını gösteriyor. Yasaklar aşılabiliyor, ebeveyn denetimi eşitsizlik üretebiliyor, platform sorumluluğu sınırlı kalabiliyor, parçalı düzenlemeler ise yetersiz olabiliyor.
Daha da önemlisi, bu modellerin her biri çocukları koruma amacıyla geliştirilmiş olsa da, aynı zamanda yeni sorun alanları da yaratıyor: gözetim, eşitsizlik, dışlanma ve denetim.
Bu nedenle tartışma yalnızca “hangi model daha iyi?” sorusuyla sınırlı değil. Asıl mesele, çocukları korumaya çalışırken onların haklarını, mahremiyetini ve dijital dünyadaki varlıklarını nasıl yeniden tanımladığımız.
Bir sonraki yazıda, bu farklı yaklaşımların dünya genelinde nasıl şekillendiği ve neden ülkeden ülkeye değiştiği ele alınacak.

ÇOCUKLAR VE SOSYAL MEDYA
Çocukların sosyal medya kullanımı dünya genelinde nasıl düzenleniyor?
Bu dosya, Dr. Öğr. Üyesi Figen Algül’ün Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Halkla İlişkiler Tezli Yüksek Lisans Programı kapsamında yürüttüğü ders çerçevesinde, öğrencilerle birlikte hazırlanan ve farklı ülkelerde çocukların sosyal medya kullanımına yönelik düzenlemeleri karşılaştırmalı olarak inceleyen bir araştırma raporuna dayanmaktadır. Araştırma sürecine katkı sunan öğrenciler (soyadına göre alfabetik): Meltem Aydaş, Gülnaz Cengiz, Aishat Gasanova, Baran Gökyer, Asena Irmak Kuş, Nazerke Khudaibergenova, Sabiha Sıla Özdemir, Şevval Yağcı, İlayda Yavuz.
* Bu yazıda sunulan değerlendirmeler, farklı ülkelerdeki düzenlemeleri kapsayan daha geniş bir araştırma çalışmasına dayanmaktadır. Metinde yer alan kaynakça, bu kapsamlı çalışmanın yalnızca bir bölümünü yansıtmaktadır.
Kaynakça*
Euronews. (2026, Ocak 15). Avustralya’da 16 yaş altına sosyal medya yasağı: Bir ay sonra durum ne?
Gov.uk. (2025, Nisan 24). Online Safety Act: Explainer.
Office of the New York State Attorney General. (t.y.). SAFE for Kids Act.
(FA/NÖ)


