İstanbul Yenikapı’da düzenlenen 2026 Newrozu, bu yıl hem kitlesel katılımı ve verilen politik mesajlarla hem de Kürt meselesi ekseninde yürüyen yeni tartışmalar bakımından da dikkat çekti.
bianet’e konuşan TJA aktivisti Sebahat Tuncel, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve HDK Eş Sözcüsü, DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, kendilerine yöneltilen ortak soruya verdikleri yanıtlarda, yeni dönemin yalnızca Kürt siyasi hareketini değil, Türkiye’deki genel siyasal iklimi de derinden etkileyeceğini söyledi.
Üç ismin değerlendirmelerinde öne çıkan ortak başlık, Kürt sorununun seyrindeki değişimin artık yalnızca bir “güvenlik” ya da “çatışma” meselesi olarak değil, doğrudan doğruya Türkiye’nin demokratikleşmesi, hukukun yeniden tesisi, toplumsal barışın inşası ve siyasetin yeniden kurulması meselesi olarak ele alınması gerektiği oldu.
Sebahat Tuncel, yeni dönemin başlangıcını 27 Şubat 2025 tarihiyle birlikte okuduğunu söyledi. Tuncel’e göre Türkiye’de devletin içine girdiği kriz, Ortadoğu’daki savaş ve yeniden dizayn süreci, aynı zamanda Türkiye’nin bu bölgesel gelişmelerin içine çekilme ihtimali, devleti Kürtlerle yeniden bir ittifak zemini aramaya yöneltti. Tuncel, Abdullah Öcalan’ın da bu tabloyu bir fırsata çevirdiğini ve yaklaşık elli yıllık siyasal hattı stratejik olarak değiştiren bir yaklaşım ortaya koyduğunu söyledi.
"Asıl belirleyici olan somut yasalar"
Tuncel’in değerlendirmesinde en dikkat çekici noktalardan biri, bu dönüşümün yalnızca Kürt siyasi hareketine dönük bir değişim olmadığı vurgusuydu.
Ona göre burada çift yönlü bir dönüşüm ihtiyacı var: Bir yandan Kürt hareketi silahlı mücadele yerine demokratik siyasetin esas alınacağı yeni bir yol haritası kuruyor, öte yandan devletin de inkâr, imha ve asimilasyon politikalarından vazgeçerek Kürtleri eşit yurttaşlık temelinde tanıyan yeni bir hukuk ve siyaset zemini kurması gerekiyor.
bianet’e konuşan Tuncel, Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’nin demokratikleşemeyeceğini, Türkiye demokratikleşmeden de Kürt sorununun çözülemeyeceğini söyledi. Bu nedenle Meclis’te komisyon kurulmuş olmasının tek başına yeterli olmadığını belirten Tuncel, bundan sonra asıl belirleyici olacak başlığın somut yasal adımlar olduğunu söyledi. Özellikle AYM ve AHİM kararlarının uygulanmasının artık bir temenniden çıkıp siyasal bir zorunluluk haline geldiğini vurgulayan Tuncel, toplumda oluşan barış beklentisinin karşılıksız bırakılmaması gerektiğini söyledi.
"Toplumsal muhalefetin önü açılacak"

Tülay Hatimoğulları ise sürece daha geniş bir Türkiye siyaseti çerçevesinden baktı. Hatimoğulları, bu dönemin yalnızca Kürt siyasetinin nasıl bir yön alacağı sorusuyla sınırlı tartışılamayacağını, aksine sağdan sola, liberalden muhafazakâra kadar Türkiye’deki bütün siyasal akımları etkileyecek yeni bir döneme işaret ettiğini söyledi. Çünkü ona göre yarım asrı aşan Kürt sorunu, sadece Kürtlerin değil, Türkiye’deki egemen siyasal aklın da kurucu unsurlarından biri oldu inkâr ve imha siyaseti etrafında şekillenen devlet anlayışı, aynı zamanda Türkiye’de siyasetin sınırlarını da belirledi.
Bu nedenle Hatimoğulları, Kürt meselesinde barışçıl ve demokratik bir çözüm ihtimalinin ortaya çıkmasının, Türkiye’de çok daha geniş çaplı bir siyasal değişim yaratacağını söyledi. İşçilerin, emekçilerin, yoksulların, kadınların, gençlerin, insan hakları savunucularının ve sol-sosyalist yapıların daha güçlü bir örgütlenme zemini bulabileceğini belirten Hatimoğulları, demokratik toplum sürecinin toplumsal muhalefetin önünü açabilecek bir aşamayarattığını söyledi.
Ona göre bu sürecin gerçek anlamda ilerleyebilmesi için mevcut iktidarın oyalama taktiklerinden vazgeçmesi ve demokratik siyasetin önünü açacak hukuki-siyasi adımları atması gerekiyor. Aksi durumda Türkiye’nin yeniden “eski tas eski hamam” düzenine dönme riski bulunduğunu da söyledi.
"Kadın öncülüğü"

Meral Danış Beştaş ise tartışmayı doğrudan “Türkiye siyaseti” kavramı üzerinden kurdu. Danış Beştaş, Kürtleri görmeyen, Kürtleri kapsamayan, onları yok sayarak siyaset yapan bir anlayışın gerçek anlamda Türkiye siyaseti olamayacağını söyledi.
Uzun süredir farklı partilerin Türkiye siyasetini Kürtleri dışlayarak kurmaya çalıştığını belirten Beştaş, ancak bunun tersinden okunması gerektiğini; Kürtleri dışlayan bir siyasetin zaten eksik ve başarısız bir siyaset olduğunu dedi.
Danış Beştaş’ın değerlendirmesinde dikkat çeken bir başka vurgu da, DEM Parti ve önceki siyasal çizginin artık sadece “Kürt siyaseti” olarak tanımlanamayacağı yönündeydi. Türkiye’nin her yerinde var olmaya çalışan, farklı kimlikleri, dilleri, inançları ve toplumsal kesimleri kapsayan bir siyaset iddiasının büyüdüğünü söyleyen Beştaş, bu çizginin özellikle kadın öncülüğüyle güç kazandığını söyledi. Kadınların öncülüğünün yalnızca örgütsel bir tercih değil, aynı zamanda Türkiye’ye dair demokratik gelecek tahayyülünün temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı.
Danış Beştaş, gerçek özgürlük ve eşit yaşamın halkların bir arada, birbirini dışlamadan yaşayabildiği demokratik bir toplumdan geçtiğini söyledi. Kürtlerin, Arapların, Alevilerin ve bütün farklı toplumsal kesimlerin ortak ve eşit yaşamının mümkün olduğunu belirten Beştaş, bunun yolunun da ırkçı ve dışlayıcı siyasal anlayışların aşılmasından geçtiğini dedi.
Yenikapı Newrozu’nda verilen bu üç yanıt birlikte okunduğunda, ortaya yalnızca Kürt siyasetinin geleceğine dair bir çerçeve çıkmıyor. Aynı zamanda Türkiye’nin önünde duran daha büyük bir soruya da işaret ediliyor: Kürt meselesinde demokratik ve barışçıl bir çözüm hattı kurulabilirse, bu yalnızca bir çatışma başlığının kapanması anlamına mı gelecek, yoksa Türkiye’de siyasetin dili, sınırları ve aktörleri de köklü biçimde değişecek mi?
Sebahat Tuncel, Tülay Hatimoğulları ve Meral Danış Beştaş’ın bianet’e yaptığı değerlendirmeler, ikinci ihtimalin daha güçlü olduğunu gösteriyor.
Üç isim de farklı tonlarda ama benzer bir çerçevede konuşuyor: Kürt meselesindeki dönüşüm, Türkiye’nin tamamında yeni bir siyasal iklim yaratma potansiyeli taşıyor. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi, yalnızca açıklamalara ya da sembolik jestlere değil, hukuki güvenceye, demokratik reformlara ve devletin somut adımlar atmasına bağlı görünüyor.
(EMK)







