Sebahat Erdem: Her bireysel hikayenin içinde toplumsal gerçeklik bulunur
İnsanın kalbini kayıtsız şartsız teslim aldığı şeyler vardır hayatta; şiir gibi, doğa gibi, resim gibi... Müzik de böyle bir yerde durur. Sesin inişli çıkışlı, o büyüleyici yatay serüveninde insan kendini zamanın ve mekânın ötesinde bulur. Onunla geçilmeyen su yatağı, çıkılmayan zirve kalmaz; rüzgâra meydan okunur, aşkın her hâli yaşanır ve yeri gelir, o ses bir direniş coşkusuna dönüşür. Müzik, sınırları ve yasakları aşan, baskı ya da hükümranlık tanımayan evrensel bir dildir. Yeryüzünün en kuytu köşesinden en bilinen meydanına sıçrar; en bildiğimiz yerden, en bilinmeyenin sesini dinler ve oraya ulaşır.
Eğer insanlığın aynı anda anlayıp hissedebildiği ortak bir dil varsa, bu kuşkusuz müziktir. Bu zamansız dilin ruhumuzda bıraktığı izleri, ezgileriyle hayatımıza değen sevgili Sebahat Erdem ile Xewnekî Nû – Kürtçe Tangolar’ı konuştuk.
Sevgili Sebahat, tango ile Kürt müziğini birleştirme fikri nasıl doğdu? Bu iki kültür arasında sizi en çok şaşırtan benzerlik ne oldu?
Kürt müziği ile tangoyu birleştirme fikri çok doğal gelişti. Çünkü iki müzik geleneğinin de temelinde göç, özlem, sevda, ayrılık ve hasret gibi evrensel duygular var. Tango, Arjantin’e göç eden insanların yalnızlığını ve aidiyet arayışını anlatırken; Kürt müziği de yüzyıllardır göçlerin, ayrılıkların ve memleket hasretinin sesi olmuştur.
Beni en çok şaşırtan şey, coğrafyaları çok uzak olsa da bu iki kültürün anlattığı hikâyelerin birbirine bu kadar yakın olmasıydı. Müzikal olarak da Kürt müziğindeki bazı makamların duygusal yapısı ile tangonun melodik dünyası arasında güçlü bir bağ olduğunu gördüm.
Bu yüzden Kürtçe Tango benim için yalnızca iki türün birleşmesi değil; farklı coğrafyalarda yaşayan insanların ortak duygularda buluşmasıdır.
Müziğinizde “özlem” ve “sürgün” teması çok güçlü hissediliyor. Şarkılarınızda kişisel mi toplumsal hikâyeler mi ağır basıyor?
Kürtçe Tango büyük ölçüde göçmenlik ruhuyla besleniyor. Şarkılarımda özlem, aşk, ayrılık ve hasret kadar direniş ve başkaldırı da yer alıyor. Çünkü göç yalnızca yer değiştirmek değil; insanın kimliği, hafızası ve aidiyet duygusuyla yeniden yüzleşmesidir.
Anlatılan hikâyeler bazen kişisel görünse de çoğu zaman daha geniş bir toplumsal deneyime dayanır. Bir insanın aşkı, ayrılığı ya da özlemi; yurdundan uzak düşmüş birçok insanın ortak duygusuna dönüşebilir. Bu nedenle eserlerimde kişisel ve toplumsal hikâyeler birbirinden ayrılmaz.
Kürtçe Tango benim için hem kendi duygularımı anlatmanın hem de göçmenlerin, sürgünlerin ve aidiyet arayan insanların ortak sesini duyurmanın bir yoludur.
Hem geleneksel Kürt müziğine hem de batı müzik formlarına dokunuyorsunuz. Bütün bu mirasa dair estetik bakış açınız nasıl bir yaklaşımı barındırıyor?
Ben müziği sınırları olan bir alan olarak görmüyorum. Müzik, farklı kültürlerin, hafızaların ve hikâyelerin birbirine dokunduğu büyük bir buluşma alanı. Bu nedenle geleneksel Kürt müziğine bağlı kalırken tango, klasik müzik ve batı müziği formlarından da besleniyorum.
Estetik yaklaşımım, gelenekten kopmadan yeniyi aramak üzerine kurulu. Bir kültürü korumanın onu dondurmakla değil, yaşatmak ve yeniden yorumlamakla mümkün olduğuna inanıyorum. Ud, lavta ve perküsyon gibi geleneksel tınılar; piyano, kontrbas, trompet ve bandoneonla buluşunca ne tamamen doğulu ne de batılı olan özgün bir dil ortaya çıkıyor.
Ben bunu bir kolajdan çok, kültürler arasında kurulan samimi bir diyalog olarak görüyorum.
Beste yapmayı da çok önemserim. Sizi besteye iten ana öğe nedir? Ruhsal bir dinamizm midir beste yapmak?
Benim için beste yapmak, ruhun kendini ifade etme biçimlerinden biri. Bazen bir duygu, bazen bir özlem, bazen de yıllardır içimde taşıdığım bir hikâye beni besteye götürür. Göçler, ayrılıklar, karşılaşmalar, sevdalar ve insanın kökleriyle kurduğu bağ müziğime ilham verir.
Evet, beste yapmak benim için güçlü bir ruhsal dinamizmdir. İnsan bazen kelimelerle anlatamadığını bir melodiyle anlatabilir. Ben de içimde biriken duyguları çoğu zaman notalarla dışarı aktarırım.
Bestelerimde hafıza, aidiyet, aşk, özlem ve insanın kendini arayışı önemli yer tutar. Müziğin yalnızca kulağa değil, kalbe ve ruha da dokunması gerektiğine inanıyorum.
Avrupa’da bir Kürt sanatçı olarak üretim yapmak nasıl bir deneyim? Zorlukları ne?
Avrupa’da bir Kürt sanatçı olarak üretmek değerli ama zorlukları olan bir deneyim. Özellikle bağımsız ve henüz geniş kitlelerce tanınmayan bir sanatçı için ekonomik koşullar oldukça zorlayıcı. Albüm yapmak, konser organize etmek, müzisyenlerle çalışmak, tanıtım yürütmek ve sahne bulmak ciddi emek ve kaynak gerektiriyor.
Bugün kültür sanat alanında görünürlük çoğu zaman popülerlik üzerinden şekilleniyor. Tanınmış sanatçılar festivallere daha kolay davet edilirken, yeni ve bağımsız sanatçıların kendilerine alan açması daha fazla sabır istiyor.
Buna rağmen üretmeye devam ediyorum. Çünkü müzik benim için yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir ifade biçimi ve kültürel sorumluluk. Kürtçe Tango gibi özgün projelerin yolu kolay değil; ama samimi ve özgün sanatın er ya da geç kendi dinleyicisini bulacağına inanıyorum.
Dijital dönüşümün müziğin sadece yeni ve görsel dünyayla algılanmasına götüren yolunu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dijital dönüşümün müziğe sağladığı imkânları inkâr edemeyiz. Ancak bu sürecin müziğin ruhunu ve insani yanını zayıflattığını düşünüyorum. Bugün her şey çok hızlı tüketiliyor; şarkılar dinlenmekten çok izleniyor, duygular ise çoğu zaman algoritmalara göre şekilleniyor.
Müzik dünyasında artan bir mekanikleşme hissediyorum. Teknoloji kusurları düzeltiyor, sesleri mükemmelleştiriyor; fakat bazen o kusurların içindeki insan ruhunu da yok ediyor. Oysa bir yorumcunun nefesi, sesindeki titreme ya da kırılganlık şarkının gerçek duygusunu taşıyabilir.
Ben müziğin özünde insan hikâyesi olduğuna inanıyorum. Dijital çağda bile insan hâlâ içindeki yaraya dokunan bir ses, kendisini anlatan bir melodi arıyor. Müziğin gerçek gücü teknolojisinde değil, kalbe dokunabilmesinde saklıdır.
Önümüzdeki dönemde neler var heybenizde? Yeni klipler mi yoksa farklı çalışmalar mı göreceğiz?
Önümüzdeki dönem benim için heyecan verici olacak. Temmuz ayında Amed’e giderek albümümün ikinci klibini çekeceğiz. Görüntü yönetmenim Kerem Çelik ve ekibiyle birlikte, müziğin duygusal dünyasını güçlü bir sinematografik anlatımla buluşturmak istiyoruz.
Bu klipte yalnızca bir şarkıyı görselleştirmeyi değil; hafıza, izler, göç, özlem ve insanın içsel yolculuğu gibi temaları da estetik bir dille anlatmayı hedefliyoruz. Amed’in tarihi dokusu ve kültürel hafızası bu anlatının önemli bir parçası olacak.
Ayrıca Kürtçe Tango projesini farklı ülkelerde sahneye taşımak için çalışmalarımız sürüyor. Yeni konserler, klipler ve farklı disiplinlerle buluşacak projeler üzerinde çalışıyoruz.
Müzik dışında hayatınızda neler var?
Müzik hayatımın merkezinde olsa da yaşamım yalnızca müzikten ibaret değil. Dans, tiyatro, sinema ve görsel sanatlar her zaman ilgi duyduğum ve üretimlerimi besleyen alanlar oldu. Özellikle müzik ile hareket arasındaki ilişki beni çok etkiliyor; tango ile kurduğum bağda bunun büyük payı var.
Bunun yanında kültürel ve sosyal projelerde yer almaya önem veriyorum. Kadınların, göçmenlerin ve farklı kültürlerden insanların sanat yoluyla kendilerini ifade edebilmelerine katkı sunan çalışmaları değerli buluyorum.
Seyahatler de hayatımda önemli bir yer tutuyor. Yeni şehirler, insanlar ve kültürlerle karşılaşmak bana ilham veriyor. Bazen bir sokak, bazen bir hikâye ya da tanıştığım biri yeni bir bestenin başlangıcı olabiliyor.
Albümden dinleme önerisi
(BC/NÖ)