ODTÜ’lü kadınlar ve LGBTİ+’lardan güvenli kampüs çağrısı: CİTÖB baskı altında
*ODTÜ'de öğrenci ve akademisyenlerin mücadelesiyle 2016'da kurulan Cinsel Tacizle Mücadele Birimi (CİTÖB), rektörlük tarafından bütçesiz ve odasız bırakılarak işlevsizleştirilmeye çalışılıyor. Özgecan Aslan cinayetinin ardından büyüyen protestolar ve 27 Nisan 2016'da başlatılan nöbet sonucu kurulan birim, cinsel taciz vakalarını değerlendirip tavsiye kararı oluşturuyor, eğitimler veriyor ve farkındalık çalışmaları yürütüyor.
*Ancak birimin doğrudan yaptırım yetkisi olmayıp nihai kararlar rektörlüğe bağlı disiplin kurullarında veriliyor.
*Öğrenciler, yönetimin failleri koruduğunu ve mağdur suçlayıcı tavır takındığını belirterek, birime bütçe ayrılması, bağımsız ofis tahsisi ve eğitimlerin zorunlu tutulması için 3 bin 500'ü aşkın dilekçe toplayarak mücadele ediyor. Kampüsteki feminist dayanışma ağları, kurumsal engellere rağmen hayatta kalanları desteklemeye devam ediyor.
ODTÜ’lü feminist kadın ve LGBTİ+ öğrenci ve akademisyenlerin “güvenli kampüs” mücadelesi ile kazanılan Cinsel Tacizle Mücadele Birimi (CİTÖB) kurumsal baskı ve işlevsizleştirme politikalarıyla karşı karşıya.
"Kampüste yaratılan bu nispeten güvenlilik hissi bence bir illüzyon..."
Feminist ODTÜ öğrencisi Hayat, dışarıdan korunaklı birer vaha gibi görünen üniversite kampüslerinin görünmeyen yüzünü bu sözlerle tarif ediyor. Nitekim kampüsteki karanlık yürüme yolları, yetersiz ring seferleri ve yurtlarda yaşanan hak ihlalleri bu illüzyonun sınırlarını çiziyor ve üniversite bileşenlerinin ‘akademik iyilik hâlini’ doğrudan baltalıyor.
İşte bu güvensizlik iklimine karşı hayatta kalanlarla dayanışma örmek ve faillere karşı caydırıcı mekanizmalar kurmak adına ODTÜ’lülerin en büyük kurumsal kalkanı, öğrencilerin ve akademisyenlerin ortak mücadelesiyle 2016'da kurulan Cinsel Tacizle Mücadele Birimi (CİTÖB). Ancak bugün akademisyenler ve öğrenciler, bu resmi birimin rektörlük eliyle bütçesiz ve odasız bırakılarak işlevsizleştirildiğini söylüyor. Dayanışma ve eylemleriyle seslerini yükselten ODTÜ öğrencileri, tam da bu illüzyonu kırmak ve "Eşit, özgür, güvenli bir kampüs" inşa etmek için Cinsel Tacizle Mücadele Birimi’nin (CİTÖB) yeniden etkinleştirilmesini talep ediyor.
CİTÖB nasıl kuruldu ?
Bugün kurumsal işlevsizleştirilmenin kıskacında olan CİTÖB kampüsün hafızasında çok daha köklü bir direnişin ve aşağıdan yukarıya örülen bir hak mücadelesinin ürünü olarak duruyor.
Birimin kurumsal genetiğinde, idari bir rızadan ziyade, kampüs öznelerinin örgütlü direnişi ve ısrarı var. Birimin kuruluşundaki bu ilk adımları, kurucu akademisyenlerden Prof. Dr. Fatma Umut Beşpınar şu sözlerle aktarıyor:
"CİTÖB’ün kuruluş sürecinde ilk ihtiyacın öğrencilerden geldiğini söylemek gerekir. 2010’lu yılların başından itibaren öğrenciler yaşadıkları cinsel taciz ve cinsel saldırı deneyimlerini, bu konuda duyarlı olduklarını düşündükleri öğretim üyeleriyle paylaşmaya başladılar. Bu paylaşımlar, cinsel tacizle nasıl mücadele edilebileceği, başvuranlara nasıl destek sunulabileceği ve dayanışma mekanizmalarının nasıl kurulabileceği üzerine düzenli toplantıların yapılmasına zemin hazırladı."
Beşpınar'ın aktardığı üzere, bu paylaşımlar zamanla tekil vakalara destek olmanın ötesine geçerek üniversiteler arası bir dayanışma ağına ve ortak bir kavramsal dile dönüştü. ODTÜ Öğretim Elemanları Derneği bünyesindeki TAHİDEB çalışmaları ve diğer üniversitelerle yapılan Üniversitelerde Cinsel Taciz ve Cinsel Saldırıya Karşı İletişim Ağı (CTS) toplantıları, kampüsteki kadınların elindeki en büyük teorik ve pratik silahlardan biri oldu. Öğrenciler sokakta ve kampüste deneyimlerini görünür kılarken, akademisyenler de bu hak talebini kurumsal bir mekanizmaya tahvil etmek için çalıştı.
2015 yılına gelindiğinde, Özgecan Aslan cinayetinin ardından ODTÜ’de büyüyen öfke ve kitlesel yürüyüşler, kampüsteki "güvenli alan" talebini geri dönülemez bir eşiğe taşıdı. Üniversite öğrencilerinden yükselen bu büyük çığlık karşısında YÖK, tüm üniversite rektörlüklerine "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi" göndermek zorunda kaldı. Ancak ODTÜ’de birimin resmiyet kazanmasını sağlayan asıl son düzlük, yine öznelerin fiili direnişiyle oldu. Kampüste yaşanan bir taciz vakasının ardından harekete geçen ODTÜ Kadın Dayanışması, 27 Nisan 2016’da rektörlük binası önünde tarihi bir nöbet başlattı. Talepler netti: "Tacizci okuldan atılsın, Taciz Önleme Birimi kurulsun!" Bu ısrarlı takibin ve çadırların kurularak günlerce sürdürülen nöbetin sonucunda idari duvarlar yıkıldı; 24 Mayıs 2016 tarihli Senato kararıyla CİTÖB resmi olarak hayata geçti. Umut Hoca, bu kazanımın kurumsal kültürde yarattığı kırılmayı şöyle özetliyor:
“ Bu süreç aynı zamanda kültürel bir dönüşümü de ifade ediyordu. Başlangıçta hâkim olan “bizde böyle şeyler olmaz” yaklaşımından, vakaların üniversite üst yönetimiyle birlikte ele alınabildiği ve cinsel tacizin kurumsal düzeyde tanındığı bir aşamaya geçildi. Bu nedenle CİTÖB’ün kuruluşu yalnızca bir birimin kurulması değil, aynı zamanda cinsel taciz ve saldırıya karşı üniversite içinde daha açık, destekleyici ve hesap verebilir bir kurumsal kültürün oluşmaya başlaması anlamına gelmektedir.”
CİTÖB ne yapıyor?
2016 yılındaki senato kararıyla birlikte, ODTÜ kampüsünde cinsel taciz ve saldırı vakalarının ele alınması amacıyla ilk kez kurumsal ve hukuki bir çerçeve çizildi. Birimin anayasası niteliğindeki "CİTÖB Yönergesi" ve "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İlke ve Stratejiler Belgesi", gizliliğin güvence altına alındığı, başvuranlara hukuki ve psikolojik destek kanallarının gösterildiği bir yapıyı mümkün kıldı.
Prof. Dr. Fatma Umut Beşpınar, birimin üstlendiği misyonun sadece tekil başvuruları değerlendirmekle sınırlı kalmadığını, önleyici faaliyetlerin ve toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin kurumsallaşmasının merkeze alındığını belirtiyor:
"CİTÖB artık yalnızca başvuru alan ve tavsiye kararı oluşturan bir birim değil, aynı zamanda üniversite genelinde farkındalık artıran, eğitim veren ve toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin kurumsallaşmasına katkı sunan bir yapı olarak çalışmaktadır. Her hafta düzenli olarak öğrenci topluluklarına, Erasmus öğrencilerine, dekanlıklara, yeni kadroya katılan öğretim üyelerine ve yurt çalışanları gibi farklı üniversite bileşenlerine seminerler verilmektedir. Ayrıca tüm üniversiteye açık olan BA100 dersi içine cinsel tacize dair farkındalık ve CİTÖB tanıtımını içeren bir modül eklenmesi, önemli bir kurumsal kazanım olarak değerlendirilebilir."
Birimin geçmişteki Gönüllü Ağı deneyimi de bu pratiklerin öğrenciler eliyle nasıl tabana yayıldığını doğruluyor. Eski CİTÖB gönüllüsü ve ODTÜ öğrencisi Önem, o dönemde yürüttükleri pratikleri ve kurulan iletişim ağını şu sözlerle aktarıyor:
"CİTÖB Gönüllü Ağı’nda öğrencilerle iletişimimiz genellikle sosyal medya üzerinden sürdürülüyordu... Bu konuşmalar ulaşabildiğimiz veya bizlere ulaşan topluluklarla bilinç yükseltme etkinlikleri yapmaya evrilmişti; topluluklarla CİTÖB nedir, nasıl kurulmuştur, cinsel taciz nedir, cinsel saldırı nedir, bunları nasıl ayırt edebiliriz gibi konulardan bahsettiğimiz buluşmalar düzenliyorduk."
Ancak CİTÖB'ün bu ideal ve görünür faaliyet haritası, son dönemde kampüsteki kadınların ve LGBTİ+’ların ısrarlı talepleri ile yürütülüyor. Nitekim geçtiğimiz süreçte mühendislik, mimarlık gibi farklı fakültelerin öğrencileri bizzat dekanlıklarla görüşerek bu eğitimlerin kendi bölümlerine getirilmesini sağladı. Yurtlar Müdürlüğü'nün yurt çalışanlarına yönelik cinsel taciz farkındalık mailleri ve seminerleri başlatması da yine öğrencilerin güvenli kampüs talebiyle topladığı binlerce dilekçenin doğrudan bir sonucu olarak hayata geçti.
İşlevsizleştirme kıskacı
CİTÖB'ün kampüs genelinde yürüttüğü seminerlere ve eğitim modüllerine rağmen, mekanizma çok temel bir idari sınır çizgisine çarpıyor: Doğrudan yaptırım uygulama yetkisinin olmaması. Birim, cinsel taciz ve saldırı deneyimlerine karşı kurumsal bir zemin sunsa da, nihai karar merci her zaman üniversite yönetiminin kontrolündeki kurullar oluyor. Bu sınırın yapısal mevzuattan kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Fatma Umut Beşpınar, kurumsal düğümü şu sözlerle özetliyor:
"Türkiye’de CİTÖB benzeri yapıların genel olarak doğrudan soruşturma yürütme veya yaptırım uygulama yetkisi bulunmamaktadır. Üniversitelerde disiplin süreçleri ilgili disiplin mevzuatına bağlı olarak işlediği için, CİTÖB’ün de doğrudan yaptırım yetkisi yoktur. CİTÖB başvuruları değerlendirir... disiplin soruşturması açılmasına yönelik tavsiye kararı oluşturur. Ancak nihai soruşturma ve yaptırım süreci ilgili idari birimler tarafından yürütülmektedir."
Prof. Dr. Fatma Umut Beşpınar’ın işaret ettiği bu idari ayrım, birime başvuran öğrenciler nezdinde bir kafa karışıklığına ve güven sarsıntısına yol açabiliyor. Eski CİTÖB gönüllüsü Önem, görev yaptığı dönemde de en çok bu yanılsamayı açıklığa kavuşturmak için çaba sarf ettiklerini aktarıyor:
"Birime giden başvurularda beyan kurul tarafından değerlendiriliyor... ve yaptırımın ne olacağına karar vermesi üzerine disiplin kurullarına gönderiliyordu. Burada yaptırımın CİTÖB tarafından belirlendiği gibi bir yanılsama hep olmuştur; fakat bu noktayı açıklığa kavuşturmak başvuruların devamı ve duyulan güveni yitirmemek için önemliydi." Önem, bu kısıtlılıkların arkasındaki politik tercihe de dikkat çekiyor: "CİTÖB’ün bir odası yok, verilen emek tanımsız bırakılıyor ve duygusal emek olarak karşımıza çıkıyor, halbuki bahsettiğimiz yapı rektörlüğe bağlı bir birim. Tabii CİTÖB’ün bütün yükünü bu insanların gönüllü emeklerine bırakmak da politik bir tercih..."
Tam da bu noktada, kurumsal "tavsiye" kararlarının gönderildiği nihai mercilerin yapısı ve üniversite yönetiminin politikası, yasal kısıtlılıkları aşan "bilinçli bir işlevsizleştirme kuşatmasına" dönüşüyor. Feminist ODTÜ öğrencisi Hayat, CİTÖB'ün yönlendirmek zorunda kaldığı rektörlüğe bağlı disiplin kurullarının mevcut tutumunu ve birimin kaynaklarının nasıl kurutulduğunu şöyle anlatıyor:
"Zaten birim kayyumluk tarafından çalıştırılmıyor. Bütçe verilmiyor, içinde yeterli hoca ve öğrenci bulundurulmuyor, farkındalık çalışması, eğitimler yaptırılmıyor... İnsanlar kayyumun, öğrenci dekanının failleri koruduğunu biliyorlar; defalarca kez açık açık fail akladılar, faillerin sırtını sıvazlamakla meşhurlar. Dolayısıyla da faile karşı disiplin kurulunun yürüteceği bir süreçten bir umudu olmuyor insanların. Zaten bir de bu süreçlerde hayatta kalanların karşılaştığı tavır çoğu zaman mağdur suçlayıcı, fail aklayıcı ve tetikleyici bir tavır oluyor."
Yönetimin failleri koruyan bu idari tutumu, kampüsteki yaşam alanlarını kadınlar ve LGBTİ+’lar için doğrudan bir tehdit haline getiriyor. Feminist ODTÜ öğrencisi Hayat, kurumsal cezasızlığın sahaya yansımasını güncel bir örnekle gözler önüne seriyor:
"Kayyımlık tecavüz failini koruyup kollarken elbette güvende hissetmiyoruz, hissedemeyiz. En yakın örnek; bugün okulumuzda bir tecavüz faili rahat rahat dolaşabiliyor, bir öğrenci yurdunda kalabiliyor. Bu ve diğer örnekler CİTÖB’e ya da CİTÖB’ün yönlendirdiği rektörlüğe bağlı disiplin kuruluna dair bir güvensizlik yaratıyor, bu da çok fazla insanı umutsuzluğa sürüklüyor."
Ancak bu kurumsal abluka ve idari sessizleştirme politikası, kampüste tek taraflı bir teslimiyete yol açmadı. Aksine, resmi kanalların tıkandığı, birimin odasız ve bütçesiz bırakıldığı bu kıskaca karşı ODTÜ öğrencileri kitlesel bir direnç geliştirdi. Geçtiğimiz süreçte 3 bin 500’ü aşkın dilekçe toplayarak rektörlüğün kapısına dayanan öğrenciler; CİTÖB’e bütçe ayrılması, bağımsız bir ofis tahsis edilmesi ve eğitimlerin zorunlu tutulması taleplerini kurumsal duvarlara adeta kazıdı.
"Asla Yalnız Yürümeyeceksin”
Rektörlük eliyle yaratılan bu güvensiz alanlara, bütçesizlik ablukasına ve idari engellere karşı kampüsteki feministler, kadınlar ve LGBTİ+’lar geri adım atmıyor. Resmi bir birim olan CİTÖB’ün kurumsal idare tarafından işlevsizleştirildiği her noktada, kampüsün kendi öz dayanışma ağları fiilen ve daha güçlü bir şekilde devreye giriyor. Hayat, resmiyetin sustuğu yerde feminist ilkelerle örülen bu alternatif savunma hattını şu sözlerle aktarıyor:
"Kampüste var olan dayanışma ve topluluklar kadınların ve lubunyaların daha güvenli bir kampüste yaşayabilmesi için birçok biçimde mücadele ediyor; süreçlerde hayatta kalanlarla dayanışmak, kişiyi yalnız bırakmamak bu toplamların yaptığı en hayati şey. Psikolojik ve hukuki destek sağlamaya çalışıyorlar, faile karşı hayatta kalanın taleplerini gözeterek kimi aksiyonlar alınıyor, en ama en önemlisi kişiler yalnız olmadıklarını görüyorlar. Bu sebeple de bu alanlara gidiyorlar, bulunduğumuz her yerde 'Asla yalnız yürümeyeceksin' diyoruz, bunu gerçekleştirmeye dair kocaman bir mücadelemiz var."
Bu örgütlü ısrar, idari mekanizmaların fail aklama refleksine karşı sadece koruyucu bir kalkan olmakla kalmıyor, aynı zamanda somut yaptırımları da adeta söküp alıyor. Hayat, dayanışmanın yakın zamanda kazandığı bir zaferi örnek göstererek resmi kurulların hantallığının nasıl aşıldığını gözler önüne seriyor:
"Mücadele ve dayanışma bizi hayatta tutan şey... Ve bunun karşılığını alıyoruz; süreçlerde disiplin kurulu olsa bile, hayatta kalanın da talebi varsa ısrar ediyoruz. Çok yakın bir vakitte, aylar süren bir sürecin sonunda bir cinsel saldırı faili okuldan atıldı. Bu gibi kararlar da çıkıyor; elbette süreç hayatta kalan için zorlayıcı oluyor, çok fazla kanıt isteniyor, beyan defalarca kez alınıyor, tetikleyici sorular soruluyor. Buralarda müdahale etmeye, kişiyi yalnız bırakmamaya çalışıyoruz."
ODTÜ'de güvenli kampüs talebinin umutsuz bir bekleyiş değil, yaşayan ve dönüştüren bir süreç olduğunu kanıtlıyor. Eski CİTÖB gönüllüsü Önem de mevcut ablukayı bir umutsuzluk olarak okumamak gerektiğinin altını çizerek, çıkış yolunun yine birimin köklerinde gizli olduğunu hatırlatıyor:
"Kampüste, sokakta güvende hissetmek temel bir ihtiyaç değil de bir lüksmüş gibi sınıflandırılıyor. Ne CİTÖB ne de ODTÜ bu iklimden bağımsız düşünülemeyeceği gibi tüm CTS’ler (Cinsel Tacizle Mücadele Ağları) için aynı kaygıyı dile getirmek mümkün; sindirilmeye çalışılan yalnızlaştırılmış birimler ve onların içinde mücadeleyi sürdüren insanlar var elimizde. Bir süredir böyle olduğunu ve ne ileri götürecekse buradan doğacağını bildiğimizde bunu umutsuzluk olarak okumamak da mümkün... Etkin ve işlevli CİTÖB için gereklilikleri sıralamak önemli; CİTÖB’e daha fazla kaynak tanınmalı, psikolojik destek ve hukuki desteğe giden yollar kolaylaştırılmalı, buraya verilen emek görünür bir emek halini almalı, eğitimler zorunlu kılınmalı... Kazanımlarımızın çeperini genişletmek için CİTÖB’ü kuran mücadeleye bakmak gerekir."
Hayat ise geleceğe ve kurulması hedeflenen mekanizmaya dair net talepleriyle kampüsteki herkese sesleniyor:
"Birimin aktif çalışma yapması; bölümlerde, fakültelerde, yurtlarda, birimlerde, topluluklarda eğitimler, farkındalık çalışmaları düzenlemesi demek. İçinde daha fazla emek edecek insan bulundurması ve öğrencilerin de süreçlerde karar mekanizmasında yer almasını talep ediyoruz. Özellikle travma çalışan psikologlarla birlikte hareket edilmesini, destek yönlendirmesi yapılmasını çok kritik buluyoruz."
Kaynakça