NATO Zirvesi yolunda Trump’a F-35 freni: “S-400 Ankara'da dururken satış yasağını delme”
Washington’da iktidar ve muhalefetten Temsilciler Meclisi üyeleri, Ankara’da başlayacak NATO zirvesi arifesinde Başkan Donald Trump’ı Türkiye’ye F-35 savaş uçağı satış yasağını delme girişimlerinden uzak durmaya çağırdı.
Cumhuriyetçi Mike Lawler ve Demokrat Brad Sherman’ın ilk imzacısı oldukları mektup, Trump’ın Ankara’da Erdoğan’la olası ikili temasları sırasında F-35 dosyasını yeniden açması ve Türkiye’nin KAAN savaş uçağı programına Amerikan motorları satışıyla destek vermesine yönelik yükselen beklentilerin Kongrede uyandırdığı rahatsızlığı açığa vuruyor.
"S-400 varken F-35 olamaz"
İmzaya açılan 2 Temmuz tarihli mektupta, Erdoğan yönetiminin ABD’nin bölgesel ortaklarına karşı izlediği politika, Rusya’yla savunma işbirliği ilişkileri, İsrail karşıtı tavrı, İran’la temasları, ve Yunanistan ve Kıbrıs’la gerilimleri gerekçe gösterilerek, bu koşullar altında Türkiye’ye F-35 satışının Amerikan ulusal güvenlik çıkarlarıyla bağdaşmayacağı savunuluyor.
Mektup, Türkiye’nin 2019’da Rusya yapımı S-400 hava savunma sistemi satın alması üzerine F-35 programından çıkarıldığını hatırlatarak, S-400 sistemi Türkiye’de kaldığı sürece satış yasağının korunmasını istiyor.
İmzacılar temelde, S-400’lerin yalnızca Türkiye’nin egemen savunma tercihi sayılamayacağı; F-35’in gizli kalması gereken tasarımı, NATO içi güven ilişkisi ve ABD askeri teknolojisinin korunması bakımından kalıcı bir risk oluşturduğunu savunuyor.
F-35'in tılsımı ne?
F-35’in sırrı, uçağın “görünmezlik” avantajını hangi koşullarda nasıl koruduğu; yani hangi radar karşısında, hangi açıdan, hangi mesafede nasıl iz bıraktığında. S-400’ler Türkiye’de konuşlu iken F-35 satışına kategorik olarak karşı çıkanların temel kaygısı, Rusya yapımı sistemin F-35’leri uzun süre gözleyebilmesi halinde bu izleri çözerek Rusya’nın uçağı daha kolay tespit etmesi için yöntemler geliştirmesi ihtimalinden kaynaklanıyor.
Ankara ise S-400 alımının, Batılı müttefiklerin ülkenin hava savunma ihtiyacını karşılamak konusunda zamanında tatmin edici çözüm sunmamasından kaynaklandığını savunuyor.
Zamanlama: Ankara NATO 2026 Zirvesi
Mektubun zamanlaması bu yüzden belirleyici. Trump yönetimi, NATO zirvesi öncesinde Türkiye’ye değeri 700 milyon doları aşan General Electric üretimi jet motorlarının satışını Kongreye bildirdi. Ankara, bu motorları, Türkiye’nin yerli yapım savaş uçağı KAAN’da kullanmak için satın alacak. Satışa karşı çıkanlar, KAAN motorlarının, F-35 kapısının yeniden aralanmasının ilk adımı olabileceğinden kaygılı.
Trump yasağı delebilir mi?
Kongredeki kaygıyı büyüten, Trump’ın bu dosyayı Erdoğan’la kişisel diplomasi zemininde ele alma olasılığı. Reuters, Trump’ın, motor satışı, F-35 programı ve NATO zirvesine ilişkin bir soruya verdiği, “Muhtemelen onları çok mutlu edecek bir şey yapacağım” yanıtının F-35 yasağının Başkan tarafından gelecek bir siyasi manevrayla aşılabileceği endişesini güçlendirdiğini bildiriyor.
ABD Kongresi daha önce Türkiye S-400’leri elinde tuttuğu sürece F-35 satışını yasaklayan hükmü yasalaştırmıştı. Lawler-Sherman mektubu, Trump yönetimine bu yasa yürürlükte olduğu sürece “S-400 sorunu çözülmeden bu kapıyı açmaya kalkmaması" için testi kırılmadan bir yol gösterme niteliğinde.
Ankara için Zirve ambargoları gevşetme sahnesi olabilir
Buna karşılık Ankara aynı dönemde NATO müttefiklerinden savunma sanayisine yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını istiyor. Erdoğan, zirve öncesinde yaptığı açıklamada bu kısıtlamaların ittifak dayanışmasına zarar verdiğini, Türkiye’nin Avrupa güvenliğindeki rolünün yeterince görülmediğini belirtti. Böylece zirve, bir yandan NATO’nun birlik gösterisi olarak sahnelenirken, zirveye ev sahipliği yapan Türkiye de bu sahnede savunma sanayisi ambargolarını gevşetme girişimini sergileme gayretinde.
Trump-Erdoğan ilişkisi de bu çerçevede özel önem taşıyor. Biden döneminde demokraside geriye gidiş, Rusya’yla yakınlaşma ve insan hakları ihlalleri karnesi nedeniyle Washington’dan mesafeli muamele gören Ankara, Trump’ın kişisel diplomasiye dayalı yaklaşımını bir fırsat olarak görüyor. KAAN motorları bu fırsatın ilk somut işareti olabilirse de F-35 alımı S-400 duvarına çarpmayı sürdürüyor.
ABD'de üçüncü bir eksen daha var
Ancak, Washington’daki itirazlar tek yönlü değil: İki partili Lawler-Sherman girişimi Türkiye’ye F-35 satışına daha çok ABD stratejik çıkarları, İsrail’in güvenliği, Yunanistan ve Kıbrıs’la ilişkiler, Rusya ve İran dengesi açısından karşı çıkarken ABD Kongresi’ndeki barış ve demokrasi güçleri daha geniş bir perspektiften hareket ediyor. Bu kanada göre, F-35 benzeri yüksek saldırı kapasitesine sahip silahların otoriterleşen ya da insan hakları sicili kabarık müttefiklere verilmesi, başlı başına sorgulanmayı gerektiren bir dış politika tercihi.
İlerici itiraz Washington'da sesini duyuruyor
Bernie Sanders, Alexandria Ocasio-Cortez, Rashida Tlaib ve Mark Pocan gibi ilericilerin son yıllarda İsrail’e silah satışlarına karşı geliştirdiği tutum, bu açıdan önemli bir ölçüt sunuyor. Bu eksen, ABD silah transferlerinin yalnızca “hangi müttefike yaradığı” sorusu üzerinden değil; insan hakları, savaş hukuku, sivillerin korunması ve demokratik denetim açısından da değerlendirilmesini savunuyor. Ocasio-Cortez’in İsrail’e silah satışına karşı çıkarken söylediği gibi, “ABD’nin müttefiklerine koşulsuz silah sağlaması, hak ihlallerini ve yerinden edilmeleri besleyen bir dış politika mekanizmasına dönüşebiliyor.”
Bu yaklaşım Türkiye dosyasında da ayrı bir önem taşıyor. Batılı başkentler, Türkiye’de demokrasinin geriye gitmesi, muhalefete baskı, belediyelere ve gazetecilere yönelik operasyonlar gibi başlıkları yüksek sesle dile getirmekten giderek uzaklaşırken, askeri işbirliği ve güvenlik pazarlıkları daha çok öne çıkıyor. İlerici eleştiri Türkiye’ye F-35 verilmesine yalnızca Rusya'nın S-400 teknolojisiyle uyumsuz olduğu için değil, bu savaş uçaklarının hangi iç ve dış politik ortamda, hangi denetim mekanizmaları kapsamında kullanılacağının belirsizliği nedeniyle de itiraz edilmesi gerektiğini savunuyor.
Ankara zirvesi öncesinde Washington’daki denklem böylece üç eksende bölünmüş görünüyor: Trump’ın Erdoğan’la şahsi ilişkilere dayalı pazarlık diplomasisi; Kongre’nin güvenlikçi, İsrail-Yunanistan-Kıbrıs hassasiyetli fren mekanizması; ve ilerici kanadın silah satışlarını insan hakları ve savaş karşıtlığı ölçütlerine bağlama arayışı. Üçüncü eksenin tezleri henüz Zirve zeminine yansımasa da içeride daha çok işitilmeye devam ediyor.
Bilgi kutusu | F-35'ten S-400'e ve yeniden F-35'e
Türkiye, F-35 programına yalnızca alıcı olarak değil, parça üreticisi ortak olarak da girmiş; 100 kadar uçak alma planı yapmış ve program için yaklaşık 1,4 milyar dolar ödeme yapmıştı. Ancak uzun menzilli hava savunma ihtiyacını gerekçe göstererek ABD’den Patriot alamadığını ya da uygun koşullarda alamadığını savunan Erdoğan rejimi Rusya’nın S-400 sistemine yöneldi.
Bu tercih, 2016 darbe girişimi sonrası Batı’ya güvensizlik, Suriye savaşı, ABD’nin YPG’ye desteği ve Erdoğan-Putin hattında gelişen taktik yakınlaşma okumalarıyla birleşti. Washington ise S-400’ün NATO sistemleriyle uyumsuz olduğunu ve F-35’in görünmezlik sırlarını Rus radarlarına açabileceğini söyleyerek Türkiye’yi 2019’da programdan çıkardı.
Böylece Ankara, parasını ödediği ve sanayisinin üretim zincirine dahil olduğu son nesil "görünmez" savaş uçağını alamadığı gibi, programdaki üretim payını da kaybetti. ABD daha sonra CAATSA yaptırımlarını devreye soktu; Kongre de S-400 kaldığı sürece F-35 kapısının Türkiye’ye açılmasını hukuken zorlaştırdı.
Türkiye S-400’ü geri vermek ya da tamamen devre dışı bırakmak istemiyor; çünkü bu Erdoğan açısından hem Rusya’ya karşı hem de iç kamuoyuna karşı siyasi geri adım anlamına geliyor. Öte yandan S-400’ü elde tutmak da F-35’e dönüşü neredeyse imkânsızlaştırıyor; sistem çalıştırılmasa bile Washington “sahiplik” halini risk olarak sayıyor. Ankara, bu açmazdan çıkmak için bir yandan KAAN projesini hızlandırmaya, bir yandan da F-16 modernizasyonu ve Eurofighter gibi ara çözümler aramaya yöneldi.
Sonuçta Erdoğan yönetimi Batı’dan stratejik özerklik kazanmak isterken hem F-35 gibi en ileri NATO platformundan dışlandı hem de Rusya'nın sistemi kullanamadığı, atamadığı, fakat elde tuttukça yeni kapıları kapatan bir yük haline geldi.
Bu sürecin kaba mali bilançosu şöyle: S-400 anlaşmasının fiyatı genellikle 2,5 milyar dolar olarak biliniyor; Rusya tarafı, bunun yüzde 45’ini Türkiye’nin ödeyeceğini, kalanının Rusya’nın kredisiyle karşılanacağını açıklamıştı. Bu da peşin/ilk ödeme kapsamında yaklaşık 1,1 milyar dolar civarında bir yük anlamına geliyor. F-35 programında da Türkiye’nin ödediği paranın 1,4 milyar dolar düzeyinde olduğu sık sık dile getirildi. Alınamayan F-35'lere ödenen 1,4 milyar dolar ve kullanılamayan S-400'e ödenen 1,1 milyar dolar, toplamda hiçbir şey elde edilemeden harcanan 2,5 milyar dolarlık kamu kaynağı olarak zarar hanesine yazıldı.
(AEK)