“NATO, Avro-Atlantik bölgenin güvenliği içindir; Hürmüz’de saldırı amaçlı misyonlar için değil.”
Fransa’nın çarşamba günü Washington’a verdiği bu yanıt, Donald Trump’ın ABD’nin NATO’dan çekilmesini yeniden gündeme sokan sözlerine Avrupa’dan gelen en sert ve en açık karşılık oldu. Reuters’ın aktardığı bu tutum, yalnızca Paris’in siyasi itirazını değil, ittifakın hukuksal sınırlarına ilişkin vurgusunu da yansıtıyordu.
İran'a açtığı savaş için üs vermeyen müttefiklerden "iğreniyor"
Fransa'nın sert yanıtı Trump'ın aynı gün Reuters’a ve Londra gazetesi Daily Telegraph’a yaptığı açıklamaların ardından geldi. ABD Başkanı, Avrupalı müttefiklerin İran'la savaşı bağlamında Hürmüz Boğazı’nda ABD’ye destek vermemesinden yakınarak ABD’nin "mutlaka" NATO’dan çıkması gerektiğini düşündüğünü söylemişti.

Trump, ABD’yi NATO'dan çekmeyi düşünüyor
İttifakı “kağıttan kaplan” olarak nitelemiş ve müttefiklerin tutumundan “iğrendiğini” ifade etmişti. Trump'ı çığrından çıkaran Avrupa ülkelerinin ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşta onlardan askerî üs, hava sahası ve deniz gücü desteğine yanaşmamaları oldu.

ABD-NATO GERİLİMİ YÜKSELİYOR
Trump: "NATO, ABD olmadan kağıttan kaplandır"
Fransa'nın "ittifak yükümlülüğü" ve "ABD'nin savaşı" ayrımı
Reuters’ın haberine göre, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Hürmüz’de herhangi bir çözümün ancak İran’ın da dahil olacağı bir BM çerçevesiyle ele alınabileceğini savundu. Fransa Savunma Bakanlığından Alice Rufo da NATO’nun rolünün “savunma” olduğunu, ittifakın “tek taraflı askerî müdahaleler” için kurulmadığını söyledi. Bu, Trump’ın Avrupa’yı İran cephesine sürükleme baskısına karşı, “ittifak yükümlülüğü” ve “Washington’ın seçtiği savaş” arasına kalın bir çizgi çekme girişimi olarak öne çıktı.
Helsinki: "İttifakı küçültmeyelim Avrupa ayağını büyütelim"
Paris itirazında yalnız kalmadı. Kuzey Avrupa’dan da daha ihtiyatlı ama stratejik bir yanıt geldi. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Trump’la yaptığı telefon görüşmesinin ardından "daha Avrupalı bir NATO"nun şekillenmekte olduğunu söyledi. Reuters’ın aktardığı ifade, Avrupa’nın Trump’a doğrudan meydan okumadan, daha çok askerî ve siyasal yük üstlenmesi gerektiği tezini öne çıkardı. Helsinki, Washington’ın tehdidine “ittifakı küçültmeyelim, Avrupa ayağını büyütelim” diyerek karşılık verdi.
Londra: Sertleşmektense mesafelenmek
Londra’nın tonu da sertleşmekten çok mesafe koyan bir gerçekçiliğe yaslandı. Reuters’ın haberine göre, Britanya Başbakanı Keir Starmer, “Britanya’nın çıkarları" istikametinde hareket edeceğini söyledi. Bu ifade, bir yandan NATO’ya açık bağlılığı sürdürürken, diğer yandan Britanya’nın İran savaşı veya Hürmüz’deki olası askerî tırmanış konusunda otomatik olarak hizalanmayacağını gösterdi.
Reuters ve AP’nin aktardığı çerçevede Almanya, Polonya ve Britanya genel olarak ittifaka bağlılık vurgusunu korurken tansiyonu düşürmeye çalışırken Polonya ve Almanya, özellikle Rusya karşısında caydırıcılık mimarisinin korunmasını önceleyen bir dile yöneldi.
Üçüncü ülkeler de Trump'a, "bu senin savaşın" diyor
Trump’ın çıkışı yalnızca Avrupa başkentlerinde değil, süreci dışarıdan izleyen aktörlerde de “ittifakın işlevi” sorusunun yeniden gündeme gelmesine yol açtı.
AP’nin haberine göre, Çin ve Pakistan, İran savaşının tırmandığı tabloda “diplomatik çözüm" çağrısı yaparken, Bahreyn deniz güvenliğini sağlamak için bir “BM kararı" istemini öne çıkardı. Doğrudan NATO içi tartışmaya taraf olmasalar da bu kategorideki oyuncular da Avrupa’daki itirazlarla aynı doğrultuda yer aldı. Hürmüz Boğazı krizi, dünyanın geri kalanında Atlantik İttifakı’nın otomatik savaş yükümlülüğü olarak değil, daha geniş bir uluslararası diplomasi ve deniz güvenliği sorunu olarak görülüyor.
Uluslararası hukuk Avrupa'nın tezini güçlendiriyor
Uluslararası hukuk bakımından da Avrupa’nın itirazı metinsiz bir siyasal manevra değil. NATO’nun resmî metnindeki 5., 6. maddeler, silahlı saldırının “Avrupa ya da Kuzey Amerika'daki" müttefiklere yönelmesi halinde ortak savunmayı düzenliyor; 6. madde bu savunma coğrafyasını ayrıca tanımlıyor.
NATO’nun kendi resmî açıklamasına göre de 5. Madde, “Kuzey Atlantik alanının güvenliğini yeniden tesis etmek” amacıyla işletilen kolektif savunma mekanizmasına ilişkin. Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisinin hukuki mütalaası da 5. Maddenin “toprak sınırlaması"nın 6. Maddede çizildiğini ve saldırının öncelikle NATO üyesi ülke topraklarda gerçekleşmesi gerektiğini vurguluyor. Bu nedenle ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda İran’la giriştiği savaş, antlaşma mantığı içinde otomatik bir NATO görevi olarak okunmuyor.
NATO'dan çıkmak Trump'ın sandığı kadar kolay değil
NATO Antlaşması’nın 13. maddesi, taraf devletlerin ancak fesih bildiriminden “bir yıl” sonra ittifaktan ayrılabileceğini söylüyor. Reuters’ın çarşamba günü yayımladığı hukuksal değerlendirmeye göre ayrıca 2024 tarihli ABD savunma yasasına eklenen hüküm, NATO’dan çekilme için Senatonun üçte iki onayı ya da Kongrenin ayrıca yetkilendirmesini şartını içeriyor.
Bununla birlikte Reuters aynı değerlendirmede işaret ettiği üzere, asıl mesele salt formel ayrılık değil: Bir başkan, hukuken örgütten çekilmese bile, fiilen 5. Madde taahhüdünün inandırıcılığını aşındırabilir. CNN’in aktardığına göre, Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis de benzer bir yorumda başkanın NATO’dan “çekilemeyeceğini”, ama isterse ittifakı “iş göremez" hale getirebileceğini söyledi.
Avrupa NATO'yu Trump'la dövüşmeden kurtarma peşinde
Bu nedenlerle Avrupa’nın Trump'a yanıtının özü, yalnızca “NATO’dan çıkma” tehdidine tepki vermekten ibaret değildi. İttifakın ne olduğuna ilişkin bir sınır çizmekti.
Fransa’nın “Avro-Atlantik güvenlik” vurgusu, Finlandiya’nın “daha Avrupalı NATO” formülü ve Britanya’nın “ulusal çıkar” rezervi, aynı mesajın farklı dillerde kurulmuş halleri olarak öne çıktı.
Trump, NATO’yu İran savaşı karşısında bir sadakat sınavına sokmaya çalışırken; müttefiklerin çoğu, ittifakın Washington’ın her askerî tercihini izlemek için değil, belirli coğrafi ve hukuki sınırlar içinde ortak savunma için kurulmuş bir yapı olduğunu hatırlattı.
Eski ABD NATO Büyükelçisi Ivo Daalder’ın ifadesiyle mevcut tablo “NATO’nun tarihindeki en kötü kriz” olabilir; ama bugünkü tepkiler, en azından Avrupa’nın krizi “çözülme” olarak değil, antlaşmanın sınırlarını yeniden tanımlama momenti olarak okumaya çalıştığını gösteriyor.
(AEK)

