“Katliam yasası” 2. yılında: "Bu yasa direnişle silinecek"
2024'te yürürlüğe giren ve "katliam yasası" olarak anılan düzenlemenin iki yılının ardından yaşam hakkı savunucuları, yasanın sokakta yaşayan hayvanların barınaklara toplatmasının ölümlerle sonuçlandığını ve hayvanlara yönelik şiddeti meşrulaştırdığını belirtiyor. Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, Cüret Hayvan Özgürlüğü Hareketi ve Maltepe Yaşam Hakkı Savunucuları, birçok mahallede sokakta yaşayan köpeklerinin tamamen ortadan kaldırıldığını, kısırlaştırma politikalarının uygulanmadığını ve barınaklarda toplu ölümlerin yaşandığını aktarıyor.
Toplumun yüzde 85'inin yasaya karşı olduğunu savunan aktivistler, Anayasa Mahkemesi başvurusunun reddedilmesinin ardından hukuki mücadelenin tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. Yaşam hakkı savunucuları 2 Ağustos'ta Kadıköy'de "Bu yasa kanla yazıldı, direnişle silinecek" sloganıyla yeniden bir araya gelecek.
2024 yılında kamuoyunda “katliam yasası” olarak anılan düzenleme yürürlüğe girdiğinde, sokakta yaşayan köpeklerin toplatılıp barınaklara kapatılmasını engellemek için verilen mücadele, yasanın geri çekilmesine odaklanıyordu.
İki yılın ardından yasa, yaşam hakkı savunucularına göre yalnızca hukuki bir düzenleme değil; hayvanlara yönelik nefreti körükleyen, toplumu kutuplaştıran ve etkileri gündelik hayata yayılan bir sorun hâline geldi. Sokaklardan kaybolan hayvanlar, kapasitesini aşan barınaklar, ölümle sonuçlanan toplama uygulamaları ve artan yaşam hakkı ihlalleri; savunucular için güvensizlik, yas ve adalet arayışını da beraberinde getirdi.
Araştırmalar, raporlar ve saha haberleri ise bu sürecin 2024’te başlamadığını; en az 2011’den bu yana adım adım inşa edilen bir “sokakları hayvansızlaştırma” politikasının devamı olduğunu ortaya koyuyor.
İki yıl önce binlerce kişinin itirazına rağmen yürürlüğe giren yasa, yaşam hakkı savunucularına göre hâlâ meşru değil. Bu nedenle 2 Ağustos’ta Kadıköy’de yeniden aynı çağrıyla bir araya gelecekler:
“Bu yasa kanla yazıldı, direnişle silinecek.”
YTÜ Davutpaşa Kampüsü’ndeki 128 köpek için öğrenciler nöbette
İki yılın ardından nasıl bir tablo var?
Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, “katliam yasası”nın yürürlüğe girmesinden iki yıl sonra ortaya çıkan tabloyu “korkunç” olarak değerlendiriyor. İnisiyatife göre yasa yalnızca sokakta yaşayan hayvanları değil, barınaklardaki ve evlerdeki hayvanları da etkileyen yaygın bir şiddet ortamı yarattı.
Bugün yaşananların temel nedenlerinden birinin yıllardır uygulanmayan kısırlaştırma politikaları olduğunu savunan inisiyatif, birçok mahallede sokakta yaşayan köpeklerin neredeyse tamamen ortadan kaldırıldığını belirtiyor:
2024 yılında kendilerinin getirdiği Hayvanları Koruma Kanunu’nun sadece kısırlaştırma maddesini yerine getirselerdi, bugün tek tek toplayıp öldürdükleri köpeklerin büyük bölümü hiç doğmamış olacaktı.
İnisiyatife göre son iki yılda yalnızca hayvanlara yönelik yaşam hakkı ihlalleri artmadı; onları korumaya çalışan gönüllüler ve yaşam hakkı savunucuları da daha fazla hedef hâline geldi. Daha önce istisnai görülen bazı şiddet biçimlerinin olağanlaştırılmaya çalışılması, hayvanlara yönelik şiddetin toplumsal düzeyde meşrulaştırılması riskini büyüttü.
Ortaya çıkan tablo, savunuculara göre yalnızca sayılarla ya da hukuki süreçlerle açıklanamaz. Yaşananlar, mahallelerin gündelik hayatını ve insanlar ile hayvanlar arasında yıllar içinde kurulan birlikte yaşam deneyimini de dönüştürüyor.
“Kıyamet günü sorulacak: Öldürülmemesi gerektiği halde köpekleri niye öldürdün?”
Boş kalan kaldırımlar…
Ülke genelinde çizilen tablonun mahallelerdeki karşılığını Maltepe Yaşam Hakkı Savunucuları anlatıyor. Oluşuma göre son iki yılda değişen yalnızca sokakta yaşayan hayvanların sayısı değil; mahallelerin gündelik yaşamı, insanlar ile hayvanlar arasında kurulan bağ ve güven duygusu da oldu.
Köpeklerin toplanması sonrası sokaklar ve mahallelerimiz bizlere daha güvenli hissettirmiyor; şimdi boş olan, onların hep uyudukları kaldırımlar bizlere gasp edilen bir hayatı hatırlatıyor.
Maltepe Yaşam Hakkı Savunucuları, hayvan karşıtı söylemlerin yaygınlaşmasıyla daha önce varlığı olağan karşılanan köpeklerin bir anda şikâyet konusu hâline geldiğini belirtiyor:
“On yıllardır bizlerle birlikte ve şehir yaşamına uyumlu sokakta yaşayan hayvanlarının doğası aslında hiç değişmemişken, bir-iki yıllık hayvan karşıtı propaganda sonucu insan algısının sorgusuz ve hızla değişmesi tüm hayvanseverler için kaygı uyandırıcıydı.”
Türkiye’nin farklı kentlerindeki barınaklardan gelen toplu katliam, kaybolma ve toplama sırasında ölüm haberleri de giderek artıyor. Gönüllüler belediyelerden bilgi alamadıklarını, sokakların sessizleştiğini anlatırken hayvan hakları savunucuları bu vakaların münferit değil, sistematik olduğunu savunuyor.
“Toplumsal şiddetin örgütlenme biçimi”
Cüret Hayvan Özgürlüğü Hareketi, “katliam yasası”nı toplumsal şiddetin örgütlenme biçimlerinden biri olarak değerlendiriyor.
Harekete göre hayvanlara yönelik tecrit, baskı ve sömürü pratiklerinin tamamı politik. Bu politikanın temelinde, “egemenlerin sermaye dinamiklerine uymayan her yaşamı hedef alması ve en güçsüz olarak işaretlediklerine yönelik şiddeti meşrulaştırması ve örgütlemesi” bulunuyor.
Cüret, bu politik çerçevenin görünür kılınmasının ortak mücadeleyi güçlendirdiğini ifade ediyor:
“‘Katliam yasası’nın politik kodlarını ifşa ettiğimizde öfkemizi ve irademizi doğru hedeflere yönlendirebiliyor, toplumun tüm bileşenleriyle aynı düşmana karşı ortak mücadeleyi büyütebiliyoruz.”
Ankara’da köpek Matmazel’in ölümüyle ilgili soruşturma başlatıldı
Toplumun yasaya bakışı değişti mi?
Geçen iki yılda yaşam hakkı savunucuları yalnızca devletin politikalarını değil, toplumun bu politikalara verdiği tepkiyi de değerlendirdi.
Cüret Hayvan Özgürlüğü Hareketi, kamuoyunun önemli bir bölümünün yasayı hiçbir zaman benimsemediğini savunuyor:
Toplumun yüzde 85’inin karşı olduğunu kendi anketleriyle görmelerine rağmen kanlı yasayı Meclis’ten geçirenler de şunu gördü: ‘Katliam yasası’ halkın vicdanından geçmedi.
Harekete göre geçen iki yıl, “iyi barınak” ve “doğal yaşam alanı” söylemlerinin çözüm üretmediğini de gösterdi. Kısırlaştırma çalışmalarının durma noktasına gelmesi, hayvan üretimi ve ticaretinin ise sürmesi, yasanın “popülasyon kontrolü” gerekçesiyle savunulamayacağını ortaya koyuyor.
“Tek çözüm: Kısırlaştır, aşıla, yerinde yaşat.”
Cüret, “katliam yasası”nı birlikte yaşam fikrini hedef alan daha geniş bir siyasal iklimin parçası olarak görüyor. Hayvanlara yönelik sistematik şiddetin normalleştirilmesinin; kadın cinayetleri, çocuk işçiliği, göçmenlere yönelik hak ihlalleri ve siyasi baskılar gibi farklı alanlarda yaşanan adaletsizliklerden bağımsız ele alınamayacağını belirtiyor.
Hukuk neden tek başına yetmedi?
“Katliam yasası” Anayasa Mahkemesi’ne taşındı, farklı kentlerde belediyelerin uygulamalarına karşı davalar açıldı ve barınaklardaki hak ihlalleri belgelenerek yargıya götürüldü. Ancak yaşam hakkı savunucuları, hukuki mücadelenin tek başına yeterli olmadığını söylüyor.
Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, hayvan hakları alanında çalışan hukukçuların hazırladığı başvurunun Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmesini sürecin önemli dönüm noktalarından biri olarak değerlendiriyor. İnisiyatife göre hukuki mücadele sürdürülmeli; ancak toplumsal baskı ve sokaktaki örgütlenmeyle birlikte yürütülmediği sürece kalıcı bir sonuç üretmesi zor.
Son iki yılda yaşam hakkı savunucularının örgütlenme biçimleri de değişti. Hukukçular, mahalle gönüllüleri, veteriner hekimler, vegan kolektifler ve yerel inisiyatifler daha görünür ortaklıklar kurdu. Mücadele, tek merkezli kampanyalardan farklı kentlerde birbirini besleyen yerel dayanışma ağlarına evrildi.
Maltepe Yaşam Hakkı Savunucuları, yaşam hakkını savunmanın yalnızca hayvanları korumaktan ibaret olmadığını vurguluyor:
Verdiğimiz mücadele, bizlere dayatılan baskıya, haksızlığa, adaletsizliğe ve eşitsizliğe karşı verilen ortak mücadelenin de ayrılmaz bir parçası. Yaşamı değersizleştiren her anlayışa karşı çıkmanın, hak ve adalet talebini her alanda birlikte yükseltmenin sorumluluğunu taşıyoruz. İnanıyoruz ki yaşam hakkını savunmak, yalnızca hayvanlar için değil; daha adil, daha eşit ve daha vicdanlı bir toplum için de mücadele etmektir.
BİA ÇOCUK KİTAPLIĞI
Çocuklara yaşam hakkını anlatan bir köpek: Şans
2 Ağustos’ta neden yeniden sokakta?
Yaşam hakkı savunucuları iki yıl boyunca yalnızca yasanın geri çekilmesini talep etmedi. Belediyelerin uygulamalarını izledi, hukuki süreçleri takip etti, barınaklardaki ihlalleri belgeledi, mahallelerde dayanışma ağları kurdu ve sokakta sesini yükseltmeyi sürdürdü.
Bu nedenle 2 Ağustos, yalnızca bir yıl dönümü değil; iki yıldır kesintisiz devam eden mücadelenin duraklarından biri. Aktivistler, yaşam hakkı ihlalleri sürerken sessiz kalmamaya, dayanışmayı ve mücadeleyi büyütmek için sokaklarda ve meydanlarda buluşmaya çağırıyor.
Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, yasa çıkmadan önce Kadıköy Meydanı’nda yapılan ve binlerce kişinin katıldığı protestoları hatırlatarak mücadeleden vazgeçmeyeceklerini söylüyor:
“Hayvanların onları savunan insanlara ihtiyaçları var. Bitmiş olsak da, tükenmiş olsak da sokaklara çıkıp ‘hayvanları da sokakları da meydanları da terk etmiyoruz’ demeliyiz. Yasa çıkmadan önce Kadıköy Meydanı’nı dolduran 15 bin kişiyi gördük. Bunu yine mümkün kılmak bize bağlı.”
Maltepe Yaşam Hakkı Savunucuları ise mücadeleyi büyütecek en önemli aracın mahalle dayanışmaları olduğuna dikkat çekiyor:
“Hayvanlar için verilen mücadele bireysel çabalarla başlasa da kalıcı sonuçlar ancak dayanışmayla mümkün olur. Bir kişinin gösterdiği özen, zamanla bir mahallenin sahiplenmesine; bir mahallenin dayanışması ise birçok canlının yaşamının değişmesine vesile olabilir.”
Cüret Hayvan Özgürlüğü Hareketi de sokağa çıkmanın yalnızca bir protesto biçimi değil, ortak iradeyi görünür kılan ve mücadeleyi büyüten bir pratik olduğunu vurguluyor:
Hayvanlara uygulanan sistematik şiddeti normalleştirelim istiyorlar. Adil bir topluma olan tüm inancımızı yitirip tekil çaresizliklerimize gömülelim, sinikleşelim ve tüm vahşeti görmezden gelerek suçlarına ortak olalım. Hedeflenen bu dönüşüm neyse ki henüz gerçekleşmedi; hâlâ direnen ve direnişi büyüten insanlar var.
(ÖÖ/NÖ)