SİYASİ CASUSLUK DAVASI
Ekrem İmamoğlu: Suç yok, delil yok, buna rağmen ‘masumiyetini ispat et’ deniyor
İstanbul’un görevden alınan Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu'nun danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan, el koyulan TELE1'in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile reklamcı Hüseyin Gün’ün “casusluk (TCK 328)” suçlamasıyla yargılandığı görülmeye dava başladı.
Duruşma Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde oluşturulan İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Sanıkların tümü tutuklu.
Ayrıca Ekrem İmamoğlu’nun 414 kişiyle birlikte yargılandığı diğer dava da yine cezaevindeki İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor. İddianamede savcılık İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün için 15 yıldan 20’şer yıla kadar hapis istiyor.
Duruşmada ilk olarak itirafçı konumundaki Hüseyin Gün dinlenecek. Ardından da mahkeme Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Ekrem İmamoğlu’na söz verecek.
MLSA’nın ve gazeteci Gülşah İnce’nin aktardığına göre duruşma öncesi kolluk mahkeme salonunun bulunduğu binada koridora barikat kurdu. Gazetecilerin basın odasına geçişi engellendi. Yalnızca 5 gazetecinin salona alınacağı belirtildi.
Duruşma öncesi koridora barikat kuruldu, gazetecilerin basın odasına geçişi engellendi. Yalnızca 5 gazetecinin salona alınacağı belirtildi.
Saat 10.00’da başlaması gereken duruşma 11.00’da başladı. Bu sırada gazeteciler de duruşma salonuna alındı.
Hüseyin Gün'ün savunmasıyla başladı
Kimlik tespitinin ardından Hüseyin Gün iddianameye karşı savunma yapmaya başladı.
“Ben 313 gündür bugünü bekliyorum” diyen Gün, muhbir Ümit Deniz Alaçam’ın (üvey kardeşi) suç duyurusu sonrası hakkında yakalama kararı çıkarıldığını, ABD’den Türkiye’ye döndüğünde İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındığını söyledi. Alaçam’ı uyuşturucu kullanmak ve bahis oynamakla suçladı.
Telefon ve bilgisayar şifrelerini kendi isteğiyle emniyete verdiğini belirten Gün, “Kendimden eminim, ben casus değilim” dedi. “Somut hiçbir delilin de bulunmadığını belirtmek isterim.” diye ekledi.
Hakkındaki “siyasal ve askeri casusluk” suçlamalarının “mesnetsiz ve gerçek dışı” olduğunu savunan Gün, devletin gizli kalması gereken hiçbir bilgiyi temin etmediğini, paylaşmadığını ve bu yönde bir girişimde bulunmadığını ifade etti.
Gün ayrıca, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen İBB davasında tutuksuz sanık olarak yargılandığını söyledi. Devamını da şöyle getirdi:
“Ben hiçbir zaman devletimin güvenliğini iç veya dış yararlar açısından gizli kalması gereken bilgileri temin etmedim. Böyle bir teşebbüste bulunmadım ve kimseyle de paylaşmadım. Buna ilişkin en küçük ikrarda da bulunmadım. Kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan biri başka kimseye casusluk iftirası atamaz.
Cep telefonumda kayıtlı yabancı devlet görevlileri, siyasi bürokratlar, emekli istihbarat birimleriyle yaptığım konuşmalara bakıldığında somut delil bulunmadığını sizler de göreceksiniz.
15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadeleye ilişkin devletim adına yurtdışında görev yaptığım, FETÖ’cülerin oradaki kimliklerini, adreslerini, kaçırdıkları mal varlıklarını ülkemiz için tespit ettiğim rahatlıkla tespit edilebilir.
2016-2018’de dönemin başbakanlık müsteşarı tarafından tam yetkiye haiz olduğum açıkça görülmekte ve şirketime verilen yetki belgesini de avukatım sizlere takdim edecektir.
Ben devlet sırrını ifşa etmemek için ticari faaliyet dedim ilk ifademde ama iddianamede bunları görünce şok oldum en hafif tabiriyle.
Hiçbir karşılık beklemeksizin salt vatanıma hizmet için, hain FETÖ’ye karşı yürütülen mücadele kapsamında hazırladığım bu dokümanların bugün tarafıma asılsızca casusluk suçlamasını olarak yöneltilmesi son derece mesnetsizdir. Yani olamaz böyle bir şey.
Devletime ait hangi askeri veya siyasi bilgiyi verdiğim temin ettiğim gösterilmemiştir. Olmayan bir şey gösterilemez zaten.
Sayın İmamoğlu’nu da manevi annemle müştereken yaptığımız nezaket ziyaretiyle hayatımda bir kez gördüm ve bugün de ikinci kez görüyorum. Sayın yanardağ ve Özkan’ı annem vasıtasıyla tanıdım.
Nitekim dosyada iletişim kayıtlarına bakıldığında İmamoğlu ile ne önce de sonra irtibatımın olmadığı açıkça görülür. Yine iletişim kayıtlarında teyit edildiği üzere İBB seçimlerinin iptali sonrası 12 günlük kısıtlı sürede, açık kaynaklara yaptırdığım sosyal medya analizi ve akabinde konuyla ilgili İBB’ye 2019 Eylül ayında bir sunum ve bir adet toplantı dışında hiç yüz yüze görüşmem olmadı.
Fakat Necati Özkan ile olumsuz haber duyunca, insani olarak geçmiş olsun mesajı gönderdim ve 7 yıldır başka hiçbir irtibatım olmadı. Hakikat bunlar.
Diğer yandan manevi annemin yadigarı sayın Merdan Yanardağ ile de seyrektir görüşmem… Benim bu süreçte üstlendiğim tek rol, İBB seçimlerinin iptali sonrası manevi annemin yoğun ısrarı neticesinde ki bunun nedeni koyu CHP’li ve sayın İmamoğlu’nu çok seviyordu…
Sayın Özkan’la yaklaşık 12 günlük kısıtlı sürece gayrihukuki hiçbir şey yok… O da gönüllü, ücret de yok.
Yine 2019’da Eylül ayında annemin ısrarı üzerine sosyal medya analizine yönelik bir adet sunum olmuştur ve maddi olarak anlaşamadığımız için bir iş ilişkimiz olmamıştır.
Teknik olarak sizi boğmak istemiyorum ama içerik analizi herkes yapabilir. Ben asla İBB veri tabanını kopyalamadım, sisteme izinsiz müdahalede de bulunmadım. Vatandaşların telefonlarına, KVKK’ye aykırı bir bağlantı sağlamadım.”
Gün savunmasını “Muhbirin (Ümit Deniz Alaçam) güvenilir biri olup olmadığı teyit etmek için GBT kayıtlarının dosyaya eklenmesini talep ediyorum.” diyerek bitirdi.
Mahkeme ardından çapraz sorguya geçti. Mahkeme başkanının “Hazırladığınız raporun Necati Özkan’a, onun da Ekrem İmamoğlu’na ulaştırıldığı söyleniyor. Bilginiz var mı?” sorusuna Gün “Yani öyledir. Ama işte haberlerde diyorlar ‘Seçim manipülasyonu, yok o raporlar kazandırmış…’ Yani bu seçmene ve bu ülkenin bir vatandaşı olarak bana da büyük haksızlık olur…” diyerek yanıt verdi.
Hakimin “Merdan Yanardağ’ı nereden tanıyorsunuz?” sorusuna da “Benim sevdiğim, Takip ettiğim bir gazeteci… TELE 1 izleyicisi olarak bağışta bulundum ama küçük miktar. Kanalın elektrik faturasını ödemez. Yani bağış yapmak, casusluk nasıl oluyor anlamadım…” dedi.
Necati Özkan’ın “Size herhangi bir veri, data, bilgi, e-mail, şifre verdim mi? Elden veya mesajla?” sorusuna ise Gün “Hayır vermediniz.“ yanıtını verdi. Özkan’ın “Seçimlerle ilgili olarak bir manipülasyon yapmanıza ilişkin talimatım oldu mu?” sorusuna da “Hayır” diyerek cevapladı.
İmamoğlu: Bu siyasi bir dava
Duruşma, verilen aranın ardından Ekrem İmamoğlu'nun savunmasıyla devam etti.
İmamoğlu, iddianamenin “devlet ve millet adına utanç verici” olduğunu söyleyerek başladı. Hüseyin Gün’ün ifadelerinin ardından söyleyeceklerinin daha da zorlaştığını belirten İmamoğlu, “Benim muhatabım Hüseyin Gün değil. Tümüyle boş bir iddianame olduğunu bilmeyen yok” dedi.
Yargılamaların siyasi olduğunu savunan İmamoğlu, “Çok rahatım, çok gururluyum. Burada verdiğim mücadeleden dolayı gururluyum. Onur duyuyorum” diye konuştu.
İmamoğlu, Silivri’de aylardır demokrasi ve adalet mücadelesi verildiğini belirterek, “Bu mücadeleyi kimi zaman 12 metrekarelik bir hücreden veriyoruz; kimi zaman da burada olmaması gereken salonlarda, davaya dönüşmemesi gereken kuru iftiralardan oluşan yargı süreçlerinde sürdürüyoruz” dedi.
Hakkındaki davaları “siyasi müdahale” olarak nitelendiren İmamoğlu, “Suç yok, delil yok; buna rağmen ‘masumiyetini ispat et’ deniyor. Böyle bir şey olabilir mi?” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, diploma iptali, “ahmak davası”, bilirkişi davası ve diğer soruşturmaları hatırlatarak, bugünkü casusluk suçlamasını “asrın iftirası” olarak tanımladı.
İddianamedeki “2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanmasının sağlandığı” yönündeki ifadeye de tepki gösteren İmamoğlu, şöyle konuştu:
“İstanbul’da seçimi kazanmak, başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olmak suç mudur Sayın Başkan? Buna kim dava diyecek? Kim casusluk davası diyecek? Bu siyasi bir dava. Seçimde, sandıkta karşıma çıkmaktan korkan zihniyetin ortaya koyduğu siyasi davadır.”
"Tam bir hukuk cinayetidir"
İmamoğlu, yargı süreçlerinin Türkiye’ye zarar verdiğini de savunarak şunları kaydetti:
“Bugün gerçekten dünyada eşi benzeri görülmemiş, sırf koltuktan kalkmamak için, halkı adına, koltuğa yapışmış korku içerisinde bir zihniyetin, kendini dört defa yenmiş, milletin oyuyla beşinci defa yenilecek diye rakibini imha etme üzerine kurulan yürütülen yargı saldırısı altındayım. İşin özeti budur.
Bugün burada milletin iradesini hiçe sayan anlayışın ve onun yargıdaki bir avuç aparatın ürettiği en tuhaf, onun bizzat kaleme aldığı o zihniyetin bizzat kaleme aldığı senaryolardan biri ve onun talimatlandırdığı yönetmenin sözde casusluk suçlaması nedeniyle bugün buradayım.
Bu iddianame nedir biliyor musunuz? Tam bir hukuk cinayetidir. İddianame 159. sayfa. ‘Siyasal casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı...’
Suç mudur Sayın Başkan? İstanbul’da seçimi kazanmak, başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olmak suç mudur Sayın Başkan? Bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Şimdi buna kim dava diyecek? Kim casusluk davası diyecek? Kim diyebilir? Bu siyasi bir dava. Seçimde, sandıkta karşıma çıkmaktan korkak zihniyetin ortaya koyduğu bir siyasi davadır Sayın Başkan, sayın heyet. Bütün bunları yaşatacaksınız, ondan sonra Meclis’te yasa çıkaracaksınız, bu ülkeye de yabancı yatırımlar koşa koşa gelecek. Hadi oradan! Kimi kandırıyorsunuz, kimi aldatıyorsunuz?"
Duruşma devam ediyor...
İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün hakkında “casusluk” iddianamesi
(HA)