Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB), 1 Mayıs programını açıkladı.
Mahkemeden kesinleşmiş karar: 1 Mayıs’ta Taksim yasağı hukuksuz
Sendikalar ve meslek örgütleri adına açıklamayı DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu yaptı.

İşçiler ve kamu emekçileri olarak yine tarihsel bir kavşakta 1 Mayıs'a yürüdüklerine işaret eden Çerkezoğlu, gerçek bir demokrasi için, halkı Türkiye'nin dört bir yanında 1 Mayıs meydanlarında birleşmeye çağırdı.

1 Mayıs 2026 için dörtlüye çağrı
Taksim başvurusu yapıldı
4 kurumun 1 Mayıs'ı birlikte örgütledikleri bütün bileşenler olarak 2026 1 Mayıs'ı için çalışmalarını başlattıklarını kaydeden Çerkezoğlu, tüm illerde gerekli başvuruları yaptıklarını vurguladı.
"İstanbul'da 1 Mayıs meydanı Taksim Meydanı'dır" diyen Çerkezoğlu, DİSK olarak 1 Mayıs'ı Taksim Meydanı'nda kutlamak için 25 Mart'ta İstanbul Valiliği'ne başvurduklarını kaydetti. Çerkezoğlu, diğer iller için de gerekli başvuruları yaptıklarını bildirdi.
Çerkezoğlu, İstanbul için yaptıkları başvurunun henüz sonuçlanmadığını söyledi.
Diğer 1 Mayıs meydanları
Çerkezoğlu, diğer illerde 1 Mayıs'ın kutlanacağı meydanları da şöyle açıkladı:
- Ankara: Tandoğan Meydanı
- İzmir: Gündoğdu Meydanı
- Antalya: Cumhuriyet Meydanı
- Mersin: Cumhuriyet Meydanı
- Adana: Uğur Mumcu Meydanı
- Samsun: Cumhuriyet Meydanı
- Kayseri: Mimar Sinan parkı
- Eskişehir: Cumhuriyet Meydanı
Ortak çağrı metni
Biz işçiler, kamu emekçileri, mühendisler, mimarlar, hekimler, emekliler, gençler, kadınlar; biz bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini üretenler olarak yine tarihsel bir kavşakta 1 Mayıs’a yürüyoruz.
İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma gününde emeğimizin hakkı için; gelirde, vergide, ülkede adalet için; yurtta ve dünyada barış için; gerçek bir demokrasi için 1 Mayıs meydanlarında birleşmeye ve bu düzeni değiştirmeye çağırıyoruz.
Bu düzene itirazımız var!
Çünkü biz çalışıyoruz, biz üretiyoruz; ancak emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Ücretlerimiz enflasyon karşısında her geçen gün eriyor, alım gücümüz hızla düşüyor. Daha uzun saatler boyunca, daha düşük ücretlerle ve daha güvencesiz koşullarda çalışmaya zorlanıyoruz. Biz yoksullaşırken; bankalar, şirketler ve holdingler kâr rekorları kırmaya devam ediyor.
Bu düzende vergide adalet yok; işçiler patronlarından fazla vergi veriyor. Devletin hazinesinin büyük bir bölümü, yoksul ile zenginin aynı oranda ödediği dolaylı vergilerle dolduruluyor.
Bu düzende bizden alınan vergiler de bizim için harcanmıyor; kaynaklar halkın refahı için kullanılmıyor.
Bu düzen, umudu kalmayan gençlere yurt dışına çıkmak dışında bir hayal bırakmıyor.
Bu düzende yaşamın her alanında eşitsizlikle ve şiddetle karşı karşıya kalan kadınlar güvencesiz bırakılıyor.
Bu düzende emeklilere saygı yok, insanca yaşam hakkı yok.
Bu düzende doğa talan ediliyor, kentler rant uğruna yok ediliyor; deprem bölgelerindeki. zeytinliklerimiz, meralarımız dahi sermayeye peşkeş çekiliyor. Depremlerde on binlerce insanımızın yaşamını yitirmesine yol açan rantçı politikalar olduğu gibi devam ediyor.
Oysa bir avuç ayrıcalıklı kesimin çıkarları değil, halkın ihtiyaçları esas alındığında; gelirde ve vergide adalet sağlandığında, bu ülkenin kaynakları hepimizi insanca yaşatmaya yeter.
Biliyoruz ki, bizim ürettiğimiz ve bizden çalınan değerler; rantçılara, faizcilere, sermayeye ve savaş harcamalarına gidiyor. Eğitimden sağlığa, barınmadan ulaşıma en temel haklarımız piyasalaştırılıyor; okullarda çocuklarımıza bir öğle yemeği bile çok görülüyor.
Ürettiğimiz değerlerin bölüşümünde artan adaletsizliğe karşı halkın tepkileri ise “siyasallaşmış yargı” ile bastırılıyor. Sendikacılar, belediye başkanları, siyasetçiler, gazeteciler, gençler, kadınlar; itiraz eden kim varsa hapishanelere dolduruluyor. Yargı talimatla “dağıtılıyor”; adalet yerini keyfiliğe bırakıyor. Sendikalaşma ve grev hakkı gasp ediliyor. “Toplu Satış” sözleşmeleriyle kamu emekçileri ve emekliler yoksulluğa ve sefalete mahkum ediliyor. KHK’larla hukuksuzca ihraç edilen on binlerce kamu emekçisi, aradan geçen on yıla rağmen hala görevlerine iade edilmiyor.
Bu düzende demokrasi yok; bu düzende muhalefete ve itiraza yer yok. Ne kadar ücretle, ne koşullarda çalışacağımıza; ne yiyeceğimize, ne içeceğimize, ne giyeceğimize, ne düşüneceğimize, neye inanacağımıza karar verme hakkını kendinde görenler, son olarak seçimlerde karşısına çıkacak adayları seçmeye kalkacak kadar pervasızlaşıyor. Kimi seçeceğimizi bile belirlemeye kalkan bu düzen, yaşamımızın her alanına “kayyum” atamaya kalkıyor.
Bizlere hak, hukuk, adalet, demokrasi vadedemeyen düzen; yıllarca bizi bölerek, parçalayarak, ayrımcılıkları körükleyerek ayakta kaldı. Kürt sorununda demokrasiye, diyaloga, barışa dayalı çözüm yerine çatışmaya, ayrımcılığa ve şovenizme dayalı politikalar hayata geçirildi. Barış ve demokratik toplum çağrısı çerçevesinde yürütülen sürece rağmen iktidar bırakalım adım atmayı siyasal operasyonları tüm muhalefet çevrelerini de kapsayacak şekilde daha da artırdı. Günü geldi, laikliği hedef alarak inançlar üzerinden de bizleri bölmeye çalıştı.
Bu nedenle barış ve kardeşlik; en fazla biz işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, kadınların, gençlerin ihtiyacıdır. Bizler her zaman barışı savunmaya, daha da önemlisi barışı birlikte inşa etmek için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Kapitalist sistem bugün dünya halklarına savaş, barbarlık, yoksulluk ve diktatörlük dayatıyor. Özellikle ABD emperyalizmi ve İsrail’in bölgemizde artan saldırganlığı; hukuk tanımaz bir devletin ne kadar tehlikeli bir suç örgütüne dönüşebileceğini gösteriyor ve tüm dünya halkları için tehlikeli bir model olarak karşımıza çıkıyor.
Bu nedenle;
Bizler sadece ülkemizde değil, dünyada da barışı savunmaya; emperyalist barbarlığa karşı halkların omuz omuza mücadelesini güçlendirmeye devam edeceğiz. Tüm dünyada 1 Mayıs’lar, işçi sınıfının ve emekçi halkların barış talebinin yükseleceği alanlar olacak.
Çünkü; bu ülkenin emekçileri, adaletli bir düzeni, barışı ve demokrasiyi kuracak güçtedir.
Bu karanlık tabloya, ağır hak ihlallerine rağmen bu düzeni değiştirecek irade ve kararlığa, umuda sahibiz.
Yeter ki tek başına kurtuluş olmadığını bilelim.
Yeter ki birleşelim, yeter ki örgütlenelim.
Bugün ayrıştırmaya, bölmeye, yalnızlaştırmaya karşı birlikte durmanın; birlikte üretmenin, birlikte mücadele etmenin zamanıdır.
Gücümüzün birliğimizden geldiğini Türkiye’nin dört bir yanındaki 1 Mayıs alanlarında gösterelim.
1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nde çağrımızı omuz omuza yükseltelim: Birleşelim, Değiştirelim!
Yaşasın 1 Mayıs!
Biji 1 Gulan!
DİSK-KESK-TMMOB-TTB
(AB)

