Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle yaptıkları eylemlerinin 1100. haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.
Ellerinde karanfiller ve gözaltında kaybedilen Ermeni aydınların fotoğraflarını taşıyan kayıp yakınları adına haftanın açıklamasını insan hakları savunucusu avukat Eren Keskin okudu.
"174 Ermeni aydın bir daha geri dönmedi"
“24 Nisan 1915’te gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Ermeni aydınları unutmadık” diyen Keskin, şöyle dedi:
“Zorla kaybetmeler, çoğu zaman Nazi rejiminin 1941’de yürürlüğe koyduğu Gece ve Sis Kararnamesi ile anılır. Oysa bu karanlık yöntem, ondan 26 yıl önce, İstanbul’da yaşandı.
24 Nisan 1915 gecesi evlerinden ve işyerlerinden alınan Ermeni aydınlardan 174’ü bir daha geri dönemedi.
O gece, İttihat ve Terakki hükümetinin İçişleri Bakanı Talat Bey’in emriyle İstanbul’da kapsamlı bir operasyon başlatıldı. Önceden hazırlanan listelere göre polisler, gece yarısından sonra kapıları çaldı. İnsanlara “İfadeniz var, bir saat içinde geri döneceksiniz” denildi.
Gözaltına alınanlar önce karakollara, ardından Sultanahmet’teki Merkez Hapishanesi’ne götürüldü. Aralarında milletvekilleri, yazarlar, şairler, doktorlar, gazeteciler, avukatlar ve akademisyenler vardı. Onlar, Ermeni toplumunun hafızası, sözü ve kanaat önderleriydi.
25 Nisan’da, güvenlik güçleri eşliğinde özel bir trenle yola çıkarıldılar. Ayaş ve Çankırı’ya sevk edildiler. Sonraki günlerde süren tutuklamalarla sevk edilenlerin sayısı 250’ye yükseldi. Ancak bu yolculuk, bir sevk değil; kaybedilişe açılan bir yoldu.
Devletin gözetimi altındaki bu insanlardan 174’ü yok edildi. Arkalarında bir mezar taşı bile bırakılmadı. Resmi kayıtlara ise “firar etti” ya da “serbest bırakıldı” diye geçirildiler. Hakikat, inkârın karanlığına gömüldü.”
"Hakikat kayıtlardan silindi. Yerine inkâr yazıldı"
Kaybedilenlerden birinin gazeteci, siyasetçi ve 1908 Devrimi’nin öne çıkan isimlerinden Agnuni (Haçadur Malumyan) olduğunu hatırlatan Keskin, Azadamard gazetesinin kurucularından olan Agnuni, güçlü kalemi ve etkili sözleriyle tanındığını hatırlattı.
Keskin şöyle devam etti:
“24 Nisan gecesi onun da kapısı çalındı. Şaşkınlıkla “Talat’ın bundan haberi var mı?” diye sordu. Kendisine gösterilen tutuklama emrinde Talat’ın imzasını görünce şaşırdı. Kısa süre önce birlikte yemek yediği, hastalığında kendisini ziyaret eden birinin emriyle gözaltına alındığını anlamakta zorlandı. Bunun bir yanlışlık olduğunu düşündü.
Agnuni önce karakola, ardından Sultanahmet Hapishanesi’ne götürüldü. Oradan aynı operasyonda gözaltına alınanlarla birlikte Ayaş’a sevk edildi. Hâlâ bir yanlışlık olduğunu düşünüyordu. Ayaş’tan Talat’a çektiği telgrafla, kendisi ve diğer tutuklular için serbest bırakılma talebinde bulundu. Bu çağrı cevapsız kaldı.
2 Haziran 1915 tarihinde Talat Bey tarafından içinde Agnuni’nin de bulunduğu altı aydının “yargılanmak üzere” Diyarbakır’a gönderilmesi emredildi. Bu, varılamayacak bir yolun başlangıcıydı.
Polis ve jandarma eşliğinde günler süren yolculuğun ardından, Siverek civarında, Teşkilat-ı Mahsusa ile bağlantılı Hacı Tellal Hekimoğlu çetesi tarafından katledildiler. Devletin koruması altındaki bu altı aydın, bir mezar taşları bile olmadan yok edildi. Sonrasında hazırlanan resmi raporlarda ise “korumalarından kaçıp Rusya’ya gittikleri” iddia edildi. Hakikat kayıtlardan silindi. Yerine inkâr yazıldı.”
Keskin son olarak şunları vurguladı:
“Bugün, İstanbullu Ermeni aydınların zorla kaybedilişinin 111. yılında bir kez daha söylüyoruz: Geçmişle yüzleşmemek, bugünün hukuksuzluğunu ve cezasızlık kültürünü besliyor.
1100 haftalık ısrarımızla söylüyoruz: Kaç yıl geçerse geçsin, tüm kayıplarımız gibi Agnuni’yi ve 24 Nisan 1915’te kaybedilen Ermeni aydınları unutmayacağız. Unutturmaya karşı hatırlamayı, inkâra karşı hakikati savunmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

Diyarbakır: Ermeni soykırımını konu alan animasyon filminin gösterim başvurusuna 301 davası

RTÜK'ten ‘Ermeni Soykırımı’ ifadesi nedeniyle Açık Radyo’ya yayın durdurma cezası
(EMK)








