Hafıza Merkezi, üç yıllık saha araştırmasına dayanan “Adalet Olmadıkça Barış da Olmaz” raporunu odağına alan çevrimiçi bir panel düzenledi. “Adalet İyileştirir” projesi kapsamında gerçekleştirilen panelde, 2000–2015 yılları arasında Kürt illerinde çocuk ve gençlere yönelik yaşam hakkı ihlalleri, siyasal arka planı ve onarıcı adalet perspektifiyle ele alındı.
24 Mart 2026 Salı günü çevrimiçi gerçekleştirilen panelde, raporun saha bulguları eşliğinde 2000’li yıllarda güvenlikçi politikaların nasıl biçim değiştirdiği, şiddetin gündelik yaşam içinde nasıl yeniden üretildiği ve cezasızlık mekanizmalarının nasıl işlediği tartışıldı.

Kürt illerinde çocuk ve gençlere yönelik yaşam hakkı ihlalleri veritabanı açıldı
Çocukluk ve gençlik üzerindeki güvenlik politikaları
Panelde, çocukların ve gençlerin “suçlu” ya da “tehdit” olarak kodlandığı bir dönemde Kürt illerinde büyümenin ne anlama geldiği, okuldan sokağa, mahalleden kamusal yaşama kadar uzanan güvenlik politikalarının yaşam üzerindeki etkileri değerlendirildi. Etkinlikte ayrıca, yaşam hakkı ihlallerini deneyimleyen çocuklar, gençler ve ailelerinin adaleti nasıl tanımladığı sorusu öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
Panele konuşmacı olarak Derya Bozarslan, Noémi Lévy-Aksu ve Adnan Çelik katıldı. Etkinliğin tartışmacıları ise Gülistan Zeren ile Ömer Saman oldu.
Panelde, devlet şiddetinin açtığı yaralarla yüzleşmenin ortak bir gelecek kurmak açısından hayati önem taşıdığı vurgulandı. Bireysel ve toplumsal iyileşmenin imkânlarının birlikte tartışıldığı etkinlikte, çocukluğun ve gençliğin yaralandığı bir yerde barışın, adalet olmadan mümkün olup olmadığı sorusu farklı boyutlarıyla ele alındı.

Müzisyen çocuk, “şarkı söyledi” gerekçesiyle tutuklandı
“Amacımız vakaların ötesinde hayatlara dikkat çekmekti”
Bozarslan raporu hazırlarken yaptıkları saha çalışmasına değinerek ev ev ziyaretlerde bulunduklarını ve yer yer odak grup çalışması yaptıklarını anlattı.
Çocuk ve gençlerin maruz kaldığı yaşam hakkı ihlallerine odaklanan araştırmanın bulgularını paylaşan Bozarslan, inceledikleri vakaların münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Bozarslan, bu ihlallerin politik, toplumsal ve mekânsal süreklilikler içinde ortaya çıktığını vurguladı.
Bozarslan, araştırmanın temel amacının yalnızca vaka ve sayılara odaklanmak olmadığını belirterek, “Bu çalışmanın ana konusu çocuk ve gençlerin maruz kaldıkları yaşam hakkı ihlalleri olsa da bunları bir vaka veya sayıya indirgemeden, ölen çocuk ve gençlerin hayatlarına dikkat çekmek araştırmanın amaçlarından biriydi” dedi.
Bu kapsamda, çocuk ve gençlerin büyüdükleri dönemin siyasi ve toplumsal atmosferini anlamak için hem yaşamlarını sürdürdükleri hem de hayatlarını kaybettikleri coğrafyalara gittiklerini ifade eden Bozarslan, süreci sosyolojik ve mekânsal açıdan incelemeye çalıştıklarını aktardı.

Yıllar sonra yeniden "taş atan çocuklar" suçlaması
40 vaka, 55 görüşme, 137 kişi
İki yıl süren saha çalışması boyunca, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporlarından yararlanılarak oluşturulan geniş veri tabanının daraltıldığını belirten Bozarslan, Diyarbakır, Mardin, Batman, Hakkâri, Şırnak ve Van’da 0-30 yaş aralığındaki 40 yaşam hakkı ihlali vakasının incelendiğini söyledi.
Araştırma kapsamında gerçekleştirilen 55 görüşmede toplam 137 kişiyle temas kurulduğunu kaydeden Bozarslan, hayatını kaybedenlerin birinci derece yakınlarıyla derinlemesine görüşmeler yapıldığını, ayrıca dönemi farklı aktörlerin tanıklıklarıyla anlamak amacıyla öldürülen çocukların öğretmenleri, toplumsal olaylarda sahada çalışan gazeteciler ve hafıza ile hatırlama pratikleri üzerine üretim yapan sanatçılarla odak grup görüşmeleri gerçekleştirildiğini anlattı.
Bozarslan, saha çalışmasının yanı sıra panel ve sempozyumlar düzenlediklerini, böylece hem sahadaki gerçekliği hem de bu alana ilişkin düşünsel çerçeveyi tartışma imkânı bulduklarını ifade etti.

Kızıltepe’de polisin yere fırlattığı çocuğun avukatı yaşananları anlattı
“İhlaller tesadüfi değil, yapısal”
Araştırma bulgularının, yaşam hakkı ihlallerinin bireysel ya da tesadüfi olmadığını gösterdiğini belirten Bozarslan, 1990’lı yılların şiddet hafızasının gündelik hayatta varlığını sürdürdüğünü, 2000’li yıllarda olağanüstü hâl kaldırılmış olsa da özel güvenlik politikalarının etkisinin devam ettiğini söyledi.
Bozarslan’a göre, zorla yerinden edilme sonrasında kentlerde oluşan yeni yerleşim dinamikleri ile kırsal alanlarda güvenlik politikalarının yarattığı riskler — mayınlar ve çatışma atıkları gibi — bu ihlallerin ortaya çıktığı yapısal zemini oluşturuyor.
Tüm bu verilerin, çocukların ve gençlerin yaşadığı ve hayatlarını kaybettiği coğrafyaların tesadüfi olmadığını ortaya koyduğunu dile getiren Bozarslan, söz konusu alanların özgün ve süreklilik gösteren politik ve tarihsel dinamiklerle şekillendiğine dikkat çekti.
(NÖ)

