25 Kasım 2024’te Tünel Meydanı’nda düzenlenen 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde gözaltına alınan 168 kişi bugün hakim karşısına çıktı. Duruşmayı, TİP Milletvekili Sera Kadıgil de takip etti.
İstanbul’da Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 29. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmada, ilk 30 kişinin savunması alındı. Davayı İstanbul Barosu ve baronun Kadın Hakları Merkezi'nden avukarlar gözlemci olarak takip etti.
Ara kararını açıklayan mahkeme, savunmaları alınan tüm sanık ve avukatların duruşmalarda vareste tutulmasına karar verdi, bir sonraki duruşma 8 Nisan'da görülecek.
"Mücadelemiz eşit ve özgür bir yaşam için"
Ayrıca 25 Kasım Platformu ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu da takip etti.
Sanıkların avukatlarından Yelda Koçak, “Bu ortamda yargılamanın adil yargılama hakkı baştan sakatlandı. Çünkü her davada yargılanan sanığın diğer sanığı dinlenme hakkı var. Sonuçta beraat dahi olsa adil yargılanma hakkı ihlal ediliyor” dedi.
Sonrasında Aleyna Arzum Yalçın savunmasını yaptı, şöyle dedi:
“Bugün burada bir suçun faili olarak değil yıllardır işlenen ve cezasız olarak bırakılan suçlara karşı hayatı savunan olarak bulunuyoruz. Burada suç olarak karşımıza konan şey, erkek şiddetine karşı sokağa çıkmaktır. Biz hayatı istiyoruz. Mücadelemiz eşit özgür bir yaşam içindir. Bu yargılanmak isteniyor. Kadınların hayatımı korumayan bir devletle karşı karşıyayız. Tüm kadınların beraatını istiyorum.”
Avukat Yelda Koçak tekrar söz aldı ve 25 Kasım'ın yasaklanmasına dair iptal davası açtıklarını ve kazandıklarını söyledi.
"Biz birbirimizi savunuyoruz"
Sonrasında sanık Aslı Çelik savunma yaptı şöyle dedi:
“Kadına yönelik her türlü şiddetin son bulması için mücadele ediyoruz. Şiddetsiz bir hayat için bir araya gelmek isteyen kadınlar ve LGBTİ+’lar engellendi haksız bir şekilde polislerce gözaltına alındı. 2024’te bizler mücadelemiz birbirimizin için dedik, biz birbirimizi savunmak zorundayız. Her yıl yüzlerce kadın öldürülüyor. Beraatimi istiyorum suçlamaları kabul etmiyorum” dedi.
"İşkence ile gözaltına alındım"
Yargılananlardan Sıla Bayram şöyle dedi:
“Kadınlar şiddet gördüğünde mahkemeye gidemiyor. Yargı paketleri ile bir sürü fail tahliye edildi. Serap Avcı gibi kadınlar meşru müdafaa hakkını kullandığında mahkemeler bunu görmüyor. Ben işkence ile gözaltına alındım. Arkadaşlarımın sesini duyuramadım bugün duyurmak istiyorum. Hepimiz erkek şiddeti ile karşılaştık mücadele ettik. Biz şiddeti tanımlıyor ve reddediyoruz. Babadan kocadan aileden bağımsız kendi düzenimizi kurmak istiyoruz. Bizden istenen makul olmamız. Biz o dört duvar içine sığmıyoruz. Her kadın için birbirimiz için mücadele ediyoruz. Kadına yönelik şiddet failleri sokaktayken bizlerin yargılanması ve yargılayanlar tarihe geçecektir. İstanbul’da eylemler yasaklanıyor. Beraatimi istiyorum."
Ayrıca Bayram, "Gözaltına alınırken ters kelepçe yapıldı, başıma barikatla vuruldu. İşkence ile gözaltına alındım. Psikolojik şiddet gördüm. Hastanede de kendimizi anlatamadık. Polis bizimle geld. Darp raporu almamız da engellendi. İşkenceleri kayda geçiremedik" dedi.
Betül Azra Kılıç suçlamaları kabul etmediğini söyledi beraat istedi.
Uluslararası af örgütü tarafından görevlendiren gözlemci sanık Ece Milli, “Ben görevim gereği orada gözlemci olarak bulunuyordum. Barışçıl protestoları izlemek üzere oradaydık. Polis tarafından çember içine alındık ve ters kelepçe ile otobüse bindirildik. Herhangi bir ihtar duymadım” dedi.
"Şartlar oluşmadan savunma yapmayacağım"
Sanık avukat, iddianameyi mahkemeye iade etti Dosyada sanık olarak yer alan avukat Eren Kutlu ise iddianameyi iade ederek şöyle konuştu:
“İstanbul Barosu’nda görevli avukatım. Beni tanıyan güvenlik şube amiri hukuka aykırı şekilde gözaltına alınma emri vermişti. Bu dosya nedeniyle aramızda husumeti oluşmuştur. Kendisi hakkında şikayetçiyim. Tefrik edilerek dosyanın memur suçları soruşturma bürosuna gönderilmesini talep ediyorum. Bu dosyada yargılama yapılırken ‘erkek açıklama yapılması’ hukuka aylarken olmasa da dosyanın özüne aykırıdır. Kendim hakkımda derhal beraat talebim vardır fakat yazılı olarak bir ay önce gönderdiğim fiziki şartlara uygun salon ve SEGBİS kaydı alınması ve CMK’dan avukat ataması talebi şartların oluşmadan savunma yapmayacağım. İddianameyi de size iade ediyorum."
Ara kararını açıklayan mahkeme, savunmaları alınan tüm sanık ve avukatların duruşmalarda vareste tutulmasına karar verdi, bir sonraki duruşma 8 Nisan'da görülecek.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı
Anayasa MADDE 34- (Değişik: 3/10/2001-4709/13 md.)
Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
"25 Kasım yargılanamaz"
25 Kasım Kadın Platformu olarak 25 Kasım 2024’te gözaltına alınan 168 arkadaşımızın ilk duruşması için Çağlayan Adliyesi’ndeyiz.
— 25 Kasım Kadın Platformu (@25KasimKadin) January 8, 2026
📹: @puleragema pic.twitter.com/GL0M9kXNmN
25 Kasım Platformu duruşma öncesinde şu açıklamayı yaptı:
"Bugün 2024 yılında düzenlenen 25 Kasım eyleminde gözaltına alınan arkadaşlarımızın yargılandığı davanın ilk duruşması için buradayız.
Her yıl 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde yüzlerce kadın sokaklara çıkıyoruz. Kadın cinayetlerine, erkek-devlet şiddetine, LGBTİ+ düşmanlığına karşı isyanımızı yükseltiyor, kadın dayanışmasını büyütüyoruz.
Geçtiğimiz yıl, yani 2025 yılında da Taksim Tünel Meydanı’nda toplandık, İstiklal Caddesi’ne doğru yürüdük. 2024 yılında ise Taksim ve Tünel Meydanı’na çıkan bütün yollar binlerce polisle, bariyerlerle, TOMA'larla abluka altına alındı, şiddetsiz bir hayat için bir araya gelmeye çalışan kadınlar ve lgbti+lar engellendi. Toplanma alanı olarak belirlenen Karaköy’e gelmeye çalışan 168 kadın ve Lgbti+ farklı farklı yerlerde polis şiddetiyle gözaltına alındı. 7 arkadaşımız mevcutlu tutulurken, 2 göçmen arkadaşımız önce Geri Gönderme Merkezi’ne sevk edildi, orada uğradıkları psikolojik ve fiziksel işkencenin ardından sınır dışı edildiler.
Haksız ve hukuksuz olan budur! Erkek şiddetine, kadın cinayetlerine, trans cinayetlerine, “şüpheli” denilen kadın ölümlerine, devlet eliyle kadın bedenine yönelen şiddete karşı dünyanın dört bir yanında, aynı gün yapılan, o meydanda da yıllardır gerçekleşen eylemimiz suç değil, hakkımızdır.
2024 yılında “mücadelemiz birbirimiz için” demiştik. Çünkü eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam için biz kadınlar ve LGBTİ+’lar birbirimizi savunmak zorundayız. Çünkü kadına yönelik şiddete karşı önleyici/koruyucu politikalar geliştirmesi gereken devlet, var olan yasaları bile uygulamıyor. Bu adliyelerde iyi hal ve haksız tahrik indirimleriyle cezasızlık besleniyor. Her yıl yüzlerce kadın erkekler tarafından öldürülüyor.
2025 yılında kayıtlara “şüpheli ölüm” olarak geçen kadın cinayetleri daha fazla görünürleşti. Siyasi iktidarın mücadelemizle kazandığımız medeni haklarımıza; boşanmaya, nafakaya, miras hakkına dönük saldırıları arttıkça, kadınlar şiddet ve emek sömürüsü dolu aileler içine hapsedilmeye çalışıldıkça, aile, ahlak diyerek kadınların ve lgbti+ların var oluşları, yaşamları hedef gösterildikçe şiddet hayatımızın her alanını kuşatıyor. Erkekler bu erkek egemen sistemden, bu devlet politikalarından güç alıyor, kadınlara şiddet uygulama hakkını kendilerinde görüyor.
Yılın son 3 günü boyunca devam eden Ayşe Tokyaz cinayeti davasını hepimiz duyduk. Görevden ihraç edilmiş bir polis olan Cemil Koç’un kız kardeşine zarar vermiş olabileceğini düşünen Esra Tokyaz’ın karakola şikayet etmeye gittiğinde failin mesai arkadaşlarının onu oyaladığını, “duygu sömürüsü yapma” dediğini, telefonuna el koyduğunu, yaptığı şikayetin bilgisini fail Cemil Koç’a ilettiğini, hatta polislerden birinin kız kardeşini arayan bu genç kadını taciz ettiğini öğrendik. Kadınlar bunları yaşama ihtimallerini bildikleri için şiddete maruz bırakıldığında karakollara gidemiyor, gitse de “kocandır eve dön” sözlerini duyacağını ya da devletin kendini yeterince korumayacağını düşünerek şiddet dolu hayatlarını değiştiremiyor.
Yine yılın son günlerinde 11.yargı paketiyle suç kaydı olan birçok erkek serbest bırakıldı. Bu erkeklerden biri olan Okay Gür salınır salınmaz imam nikahıyla birlikte yaşadığı Rojda Yakışıklı’yı arayarak “hepinizi öldüreceğim” dedi. Rojda polise başvurdu ama yeterli önlem alınmadığı için ertesi gün Okay Gür, Rojda’yı katletti.
Ayşe Tokyaz’ın, Rojda Yakışıklı’nın ve adını sayamadığımız binlerce kadının yaşadıkları tesadüf değil; münferit hiç değil. Bu cinayetler, devletin korumadığı, cezasızlıkla güçlendirdiği erkek şiddetinin sonucu.
Bugün 25 Kasım davamızın ilk duruşması var. Birazdan arkadaşlarımızla mahkeme salonuna gireceğiz. Erkek devlet şiddetine karşı sokağa çıkan kadınların ve LGBTİ+'ların uğradığı polis şiddetini, bu şiddeti önlemeyip bizleri dava eden adalet sistemini yargılayacağız. Bundan sonra da hem 25 Kasımlarda hem de her gün erkek egemen sisteme, erkek şiddetine, devlet şiddetine karşı sokaklarda olmaya, mücadelemizi sürdürmeye, kadın dayanışmasını büyütmeye devam edeceğiz. Çünkü mücadelemiz birbirimiz için; mücadelemiz eşit, özgür, şiddetsiz bir yaşam için!"
(EMK)







