KELİMELER VE RESİMLER’DEN
Nasıl devam ettim?
Askerliğimi 28 yaşında İstanbul yakınlarında ve yandaki fotoğrafta (sol ortada gözlüklü) göründüğüm gibi Tuzla’da yaptım. Üniversite mezunu bir er adayı idim ve rahattım. Şu anlatacağım ve benzeri anlar dışında şikâyet edeceğim hiçbir şeyim yoktu.
Arada bir, mesela bizim kırk kişilik takım hepimiz yatakhanede, ranzalarımızda uyanmış ya da sınıfta oturmuş dışarıdaki yağmurun dinmesini beklerken, yani etrafta bizi denetleyecek bir subay yok ken takımın şakacılarından biri herkesin işitebileceği bir şekilde bağırarak konuşurdu:
“Beyler, adam gazeteciyim diyor, ama çalıştığı hiçbir gazete yok!” Bu sözden sonra kırk kişi kahkaha atardı. Şakacı kişi devam ederdi: “Beyler, adam romancıyım da diyor, ama hiç yayımlanmış romanı da yok!”
Kahkahalar daha da büyürdü. Bu ikinci kahkahaya ben de bizim kırk kişilik takımla katılırdım.
22 yaşında ressam ve mimar olma fikrinden caymış, üniversite mezunu olmak için gazetecilik okumuş, diploma almış, ama hiç gazetecilik yapmamıştım. Yedi yıldır günde on saat roman yazıyordum ama onları yayımlatamıyordum. Buna rağmen kararlılık ve heyecanla yazıyordum. Nasıl devam ediyordum?
İşime güveniyordum ama kendime aşırı bir güvenim olduğunu söyleyemem: Kendi yaşımda yeni insanlarla tanışmaktan, toplantılara, davetlere katılmaktan dikkatle kaçınıyordum. Çünkü oralarda herkes en sonunda aynı soruyu soruyordu: “Ne iş yapıyorsunuz?” Belki bunu “yedi yıldır yayımlanmamış romanlar yazıyorum evde!” diye cevaplayabilirdim. Ama daha kahredici sorular da vardı. “Geçiminizi nasıl temin ediyorsunuz!”
Babamın verdiği cep harçlığıyla yaşadığımı söylemek hoşuma gitmiyordu.
Daha sonra yayımlanmamış romanlarım kısa bir süre içersinde arka arkaya İstanbul’da yayımlandı, ödüller aldı, çok satan kitaplar arasına girdi. Ondan sonra da en çok sorulan soru “Nasıl devam ettin?” olduğu için bu konuda çok düşünmüştüm. İşte cevaplarım:
1. İşime güveniyorum derken, “roman sanatına”, bir zanaat olarak romancılığa güveniyordum. Çok fazla okuduğum için hem dünya romanını, hem Türkiye’de yayımlanan romanları tanıyordum. Kendi kumaşımın niteliklerinden, en sonunda sevileceğinden emindim. Kendime güvenim olduğu için değil, zanaatı tanıdığım için.
2. Aslında askerlik arkadaşlarım beni seviyordu. Alayları şefkatliydi, onlarla birlikte kendime gülebiliyordum. Aynı şeyi burjuva yaşıtlarım, iddialı genç devrimciler, hiç tanımadığım öfkeli kişiler, otoriter yaşlılar için söyleyemem. Beni sevmeyenlerden ve anlayışsızlardan uzak durdum.
3. Yirmi iki yaşındayken yazar olmaya karar verdiğimde bu işin zor olacağını sezmiştim. Zaten pek çok kişi Türkiye’de yazarlık yaparak geçinemiyeceğimi, ayakta duramayacağımı söylüyordu bana. Haklıydılar. Zor yolculukta kararımdan cayabilirdim. Bunun için beni bekleyen burjuva hayatından uzaklaşmış, mimarlık eğitimimi yarıda bırakmıştım. Yani geri dönüş gemilerini yakmış, köprüleri atmıştım. Devam etmekten başka yapabileceğim bir şey yoktu! (OP/TY)