Kavgaz-Armatör: İlk kurşun
Algan Sezgintüredi ve Mesut Demirbilek’in ortaklaşa yazdıkları polisiye roman serisi Mutlu Kavgaz-Armatör bölümüyle devam ediyor.
Daha önceki Çantacı ve Pilot bölümleri yeni seride olduğu gibi April Yayınlarından yayınlanmıştı. İki yazar elbirliğiyle romanın başkarakteri Mutlu’yu her manada büyütüyorlar. Büyütürken elbette ham bırakmamaya özen gösteriyorlar, bunu görmemek mümkün değil.
Tempo, merak, gizem
Mutlu’nun karakteri oturuyor; vefa duygusunu ve kibarlığını elden bırakmıyor. Anladığım kadarıyla karşı cinse olan teması/iletişimi kendini tanıyıncaya kadar ağırdan alınıyor. Şimdiye kadarki bölümlerde Mutlu’nun utangaçlığını, çekingenliğini doğru tabir olursa bu alanda üzerindeki ölü toprağı henüz atmış değil. Elbette karakterin gelişmesinden anladığımız kadarıyla karşı cinse olan bakış açısının çok büyük etkisi var; duygusal ve oldukça narin.
Bu en güçlü sebep gibi dururken diğer küçümsenmeyecek sebepse geldiği yer; okuduğu bölüm. Karakterin bu alandaki ( karşı cins ) davranışların/tepkilerin ve toyluğun polisiye türüne renk kattığını biliyoruz.
Tempo, merak, gizem ve heyecan nasıl ki bu türün olmazsa olmazıysa kadınlar da rengi/doğası ve lezzetidir yavanlığı alır. Yazarlar Mutlu’daki bu tutukluğu metne başka kadın karakterler ekleyerek dengelemişler.
Okuyucu bu eksikliği hissetmiyor. Daldan dala konarak bahsettiğimiz durumun tam aksi gibi davranışlar sergileseydi o zaman karakter sallanıyor diyebilirdik. Mevcut durum tam da Mutlu’nun meşrebine uygun gidiyor.
Suçun başkenti
1990’lı yıllar, siyasi iktidarın başında Turgut Özal vardır. Parti kongrelerinde Kartal Demirağ denilen bir zat Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a suikastta bulunmasının üzerinden neredeyse iki yıl geçmiştir. Ekonomik sistemde ihracat ön plana çıkarılmış ülkedeki ekonomik büyümeler buna bağlanmıştır. Böyle ekonomik ve siyasi bir iklimde kaybolan büyük iş insanı Armatör Talip Uzunkaya’nın kaybı elbette ki birilerinin dikkatini çekmiş, adamakıllı bir soruşturma istenerek işin akıbeti öğrenilmek istenmiştir.
Mutlu Kavgaz- Armatör 1990’lı yılların İstanbul’unda geçiyor. Daha önce Kayıplar Bürosunun baktığı/takip ettiği Türkiye’nin en zengin iş insanlarından Armatör Talip Uzunkaya’nın 21 Nisan sabahı tatile çıkıp bir daha geri dönmemesi, haber alınmaması üzerine kısa ve üstünkörü şekilde soruşturduğu vakaya atanmasını işliyor.
Kayıplar Bürosu kayıp Talip Uzunkaya’nın bulunması için bir arpa boyu yol almayınca üst mercilerden Şef Sabri Ateş vasıtasıyla iş daha önce başarılı işler yapan, açık dosya bırakmayan ( Çantacı ve Pilot bölümlerini hatırlayın ) Komiser yardımcısı Mutlu Kavgaz’a verilir.
Mutlu daha 25’indedir. Tecrübeli yardımcıları sayesinde teklemeden gitmektedir. Üç bölgeye ayrılan koca İstanbul’un en cafcaflı, en belalı, en sorunlu bölgesi olan Beyoğlu’nu da içine alan B bölgesine bakmaktadır. Beyoğlu’nu suçun başkenti olarak düşünün.
İşi ehline bırakın
Mutlu, Kayıplar Bürosunun dosyasını incelediğinde işin neden çözülmediğini daha iyi anlar. Doğru sorular sorulmadığı için doğru yöne evrilecek cevaplar da alınmadığını görür. İşin püf noktası kilit isimlerle hiç temas edilmemiş olmasıdır. Hal böyle olunca Mutlu soruşturmayı doğru kişileri bulup sorgulayarak genişletir. Genişleyince iş çetrefil bir hal alır.
Çoğu insan bilmez, Türkiye’nin en büyük armatörü Turgay Ciner’dir. Birçoğumuz onu medyadaki yerinden/rolünden hatırlıyor olabiliriz.
Gerçi şimdilerde medyadaki bir soruşturmadan dolayı arandığını ve yurtdışında olduğunu biliyoruz ama mevzu Turgay Ciner değil, mevzu bu büyüklükteki bir iş insanının karşısına çıkan 25 yaşlarındaki Mutlu Kavgaz’ın hâletiruhiyesi. Bu örnekle Mutlu’nun nasıl zor bir göreve getirildiğini anlatmaya çalışıyorum. Karşında Turgay Ciner veya Sabancı ya da beşli çete şirketlerinden birinin sahibi ayarında biri var ve pot kırmadan soruşturmayı derinleştirmesi gerekiyor. Üstelik de ensesinde Şef Sabri Ateş’in, hep ‘sakın yanlış yapma, karışmam!’ diyen sesi/uyarısını unutmamaya çalışarak…
Çantacı bölümü için devlet kurumlarındaki liyakate dikkat çekmiş bunun önemi üzerinde durduğunu söylemiştim. Yazar bu bölümde de devamı niteliğinde ilerliyor, birçok ortak karakter devam ettiği için her kitaba bölüm dersek yanlış bir şey söylememiş oluruz.
O liyakat düsturunun önemini bu bölümde çok daha net bir şekilde görebiliyoruz. Zira Kayıplar Bürosunun elinde yılan hikâyesine dönen Talip Uzunkaya dosyası, işi bilenin eline düştüğünde nasıl da bir çırpıda çözülebileceğini gösteriyor.
Yazar ( lar ) işin ehlinin ne kadar önemli olduğunun altını çizerek müstahdemden müdür olmaz olursa nasıl yerimizde sayarıza çok güzel örnekler vermişler. Ya da ‘kepek bulamıyoruz, bakanım’ diyen çiftçiye, ‘o zaman kepek ekin’ diyebilecek kadar çiftçiden, tarımdan bihaber bakanın işinde ne kadar ehil olduğu örneğiyle daha anlaşılır hale getireyim.
Yazarların işaret ettiği tam da budur. Cinayet polisinin dosyayı görür görmez ertelenen, savsaklanan, unutulan ve çeşitli gerekçelerle sorulmayan bir dünya soruyu fark eder. Bundan sonrası sabır, metanet, nezaket ve teknik bilgisini konuşturmaya bakar.
Milat anı
Benim açımdan romanın en can alıcı kısmı Mutlu’nun üç yıla yakın, yanında taşıdığı silahını ateşleme kısmı.
Bu kısım zannımca okuyucunun da durup üzerinde düşüneceği bir bölüm… Zira yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgiyi okuyucunun iliklerine işleyen bir bakış açısıyla vermiş yazar. Sosyolog İsmail Beşikçi’nin ‘ilk kurşun teorisini’ çoğu kişi bilmez.
İlk kurşun teorisine göre ilk kurşununu sıkan kişi artık eski kişi değildir; değişmiştir her açıdan. Sıkmadan önceki kişi ile sıktıktan sonraki kişi arasında çok fark vardır. Mutlu’nun da çok kısa da olsa karşısındaki saldırgana sıkıp sıkmamaktaki tereddüdü kahramanın insana, canlıya bakış açısını belirlerken okuyucuyu da bunun üzerine düşünmeye sevk eder.
Devletin ( erkin ) cenderesinden geçmiş, bunun eğitimini, disiplinini almış bu yönde yetişmiş birinin o ilk karşılaşmadaki kısacık tereddüdündeki dejenere olmamış, insani yönünü kaybetmemiş saf hali insanın her daim bir umut kapısı olabileceğini gösterir. En son kertede kendini savunmaya girmesi ise elbette ki insani bir refleksle açıklanabilir.
Eskiden şeker bayramı şimdilerde Ramazan Bayramı olarak bildiğimiz bayramın isminin değiştirilişini ruhumuz bile hissetmeden nasıl usulca kabul edişimizi satır aralarına saklayan Kavgaz-Armatör polisiye romana iyi bir örnek eser.
Yan hikâyelerle okuyucunun dikkatini dağıtmadan metnin gövdesini sağlamlaştıran temposu yüksek bir roman.
(HB/EMK)