İsveç’te seçimlere yaklaşık iki ay kala ‘Quisling’ tartışması ve tarihin gölgesi
‘Quisling’ ifadesinin kökeni, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası ile işbirliği yapan Norveçli faşist siyasetçi Vidkun Quisling’in soyadına dayanıyor. Norveç’in 9 Nisan 1940’ta Naziler tarafından işgal edilmesinin ardından Almanya’nın desteğiyle kukla bir rejimin başına geçen Quisling’in adı, o tarihten bu yana İskandinav dillerinde “vatan haini” ve “işgalciyle işbirliği yapan kişi” anlamında kullanılan en ağır siyasi hakaretlerden biri olarak kabul ediliyor.
Kelimenin geçmişi: Siyasi arenada ‘Quisling’ ithamı
Bu ifade İsveç siyasetinde ilk kez kullanılmıyor. Sol Parti’nin (V) eski lideri Lars Ohly, 19 Nisan 2019’da aşırı sağcı ve göçmen karşıtı İsveç Demokratları (SD) lideri Jimmie Åkesson’u hedef alarak, “Burada gördüğünüz bir Quisling; bir işbirlikçi, bir hain...” ifadelerini kullanmıştı.
Bugün gelinen noktada Jimmie Åkesson, seçimlerin ardından Muhafazakâr Parti (M), Hristiyan Demokratlar (KD) ve Liberallerin (L) desteğiyle başbakan olma hedefini gizlemiyor. Sol kesim ve muhalif gazeteciler ise sağ bloktaki bu ittifakı, Adolf Hitler’in 1930’lar Almanyası’nda iktidara geliş sürecine benzetiyor.
Ağustos 2026: Tartışmanın yeniden alevlenmesi ve Papen benzetmesi
Lars Ohly’nin geçmişte ırkçılara karşı kullandığı bu ağır ifade, 4-5 Ağustos’ta bu kez karşı yönde kullanılarak yeniden gündeme geldi.
Siyasi krizi başlatan gelişme, sol eğilimli Aftonbladet gazetesinin yayın yönetmeni Anders Lindberg’in kaleme aldığı eleştiri yazısı oldu. Lindberg, İsveç Demokratlarının iktidara gelmesi hâlinde partinin önde gelen isimlerinden Richard Jomshof’un Adalet Bakanı olma ihtimalini sert bir dille eleştirdi.
Lindberg, mevcut Muhafazakâr Başbakan Ulf Kristersson’u, Nazi Almanyası döneminde Adolf Hitler’in şansölye olmasının önünü açan Alman siyasetçi Franz von Papen’e benzetti.
Jomshof’un sert yanıtı: Lindberg ve Andersson’a ‘hain’ suçlaması
Bu ağır benzetmeye öfkelenen SD milletvekili Richard Jomshof, sosyal medya hesabından gazeteci Anders Lindberg’i doğrudan ‘Quisling’ olarak nitelendirdi.
Sosyal Demokrat Parti (S) lideri ve eski Başbakan Magdalena Andersson, Jomshof’un bir gazeteciye yönelik sözlerini sert biçimde eleştirerek Başbakan Kristersson’dan bu ifadeleri derhâl kınamasını istedi.
Ancak geri adım atmayan Jomshof, bu kez vites artırarak “Aslında Magdalena Andersson da bir Quisling’dir” dedi. Jomshof, Andersson’u ülkenin demokrasisini yıkmayı hedeflediğini öne sürdüğü “İslamcıların önünde diz çökmekle” ve onlara taviz vermekle suçladı.
Bu gelişmeler karşısında, aşırı sağcı partinin dışarıdan desteğine ihtiyaç duyan Başbakan Ulf Kristersson da ortağının ifadelerini “yakışıksız ve edepsizce” olarak nitelendirdi.
Tarihsel arka plan: İsveç’in İkinci Dünya Savaşı’ndaki ‘sözde’ tarafsızlığı
İsveç, İkinci Dünya Savaşı boyunca Nazi Almanyası’nın resmî bir müttefiki olmadığını savundu ve savaşı, işgale uğramadan ‘tarafsız’ bir statüde tamamladı.
Savaş yıllarında hükümetin başında Sosyal Demokrat Başbakan Per Albin Hansson bulunuyordu. Ancak bu hükümet tek bir partiden değil, dönemin olağanüstü koşulları nedeniyle farklı partilerin katıldığı millî bir koalisyondan oluşuyordu.
İsveç’in bu dönemde izlediği ‘tarafsızlık’ politikası, ahlaki ve siyasi açıdan bugün bile yoğun biçimde tartışılıyor. Ülke, özellikle savaşın ilk yıllarında Alman askerî stratejisine önemli kolaylıklar sağladı:
Askerî transit geçişler: Almanya’nın 1940’ta Norveç’i işgal etmesinin ardından İsveç, Alman askerlerinin ve mühimmatının kendi demiryollarını kullanmasına izin verdi. 1940-1945 yılları arasında İsveç topraklarından iki milyondan fazla Alman askeri geçti. 1941’de ise Alman birliklerinin Norveç’ten Finlandiya’daki Sovyet cephesine taşınmasına doğrudan göz yumuldu.
Stratejik ticaret: İsveç, Alman savaş sanayisi açısından hayati ve stratejik öneme sahip yüksek kaliteli demir cevherini savaş boyunca Nazi Almanyası’na satmayı sürdürdü.
Savaşın seyri değişirken atılan adımlar
Savaşın sonlarına doğru Almanya’nın yenileceğinin anlaşılması üzerine İsveç, politikasını kademeli olarak değiştirdi. Alman askerlerinin transit geçişlerine 1943’te son verildi.
Bu dönemden sonra İsveç, Danimarkalı ve Norveçli mültecilerin korunmasında önemli bir rol üstlendi. Hatta bu ülkelerin direniş güçlerinin kendi topraklarında eğitilmesine izin verdi.
Özellikle Nazi Almanyası’nın Danimarka’daki Yahudileri toplama kamplarına gönderme kararı üzerine kapılarını açan İsveç, 7.000’den fazla Danimarkalı Yahudi’nin hayatının kurtarılmasına katkı sağladı.
Türkiye ile benzerlik: Pragmatik denge politikası
İsveç’in savaş yıllarında izlediği, pragmatik olduğu kadar ikiyüzlü olmakla da eleştirilen politika, dönemin Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün uyguladığı ‘aktif tarafsızlık’ ya da ‘denge politikası’ ile önemli benzerlikler taşıyor.
Türkiye de savaş boyunca kâğıt üzerinde her iki tarafa mesafeli kaldı; Almanya’ya stratejik öneme sahip krom sevkiyatını sürdürdü ve ancak savaşın galibi kesinleştikten sonra, Şubat 1945’te sembolik olarak Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etti.
İsveç ise askerî tavizler ve ticari işbirlikleriyle örülü ‘tarafsızlık’ statüsünü savaşın sonuna kadar korumayı başardı.
Siyasi blokların dağılımı ve hükümet senaryoları
Kamuoyu araştırmalarında Sosyal Demokratlar (S), Sol Parti (V), Yeşiller (MP) ve Merkez Parti (C), mevcut hükümet karşısındaki muhalefet toplamı içinde değerlendiriliyor. SVT için Verian tarafından hazırlanan Haziran 2026 Seçmen Barometresi’ne (Väljarbarometern) göre:
Merkez-Sol ağırlıklı muhalefet bloğu: Yüzde 53,4
Bileşenleri: Sosyal Demokratlar (S), Sol Parti (V), Yeşiller (MP) ve dışarıdan destek veren Merkez Parti (C).
Sağ Blok (Hükümet İttifakı): Yüzde 44,0
Bileşenleri: Muhafazakâr Parti (M), Hristiyan Demokratlar (KD), Liberaller (L) ve hükümete dışarıdan destek veren aşırı sağcı İsveç Demokratları (SD).
Kısa notlar
Vidkun Quisling (1887-1945): İkinci Dünya Savaşı sırasında Norveç’i işgal eden Nazi güçleriyle işbirliği yaparak kukla hükümetin başbakanlığını yürüten faşist siyasetçi. Savaşın ardından vatana ihanetten idam edildi. Soyadı, İskandinav dillerinde ve İngilizcede “vatan haini” ve “işbirlikçi” ifadelerinin karşılığı hâline geldi.
Franz von Papen (1879-1969): Weimar Cumhuriyeti döneminde Almanya şansölyeliği yapan siyasetçi. Adolf Hitler’i kontrol edebileceğini düşünerek 1933’te onun şansölye olmasının önünü açan ittifakın mimarlarından biriydi. Aynı zamanda 1939-1944 yılları boyunca Almanya’nın Ankara Büyükelçisi olarak görev yaptı. Siyasi literatürde, “aşırı sağa iktidar yolunu açan merkez sağ siyasetçi” prototipini simgeliyor.
Aktif tarafsızlık – denge politikası: İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye ve İsveç gibi ülkelerin, büyük güçlerin baskılarına rağmen savaşa fiilen girmemek, ancak kendi güvenliklerini ve çıkarlarını korumak amacıyla her iki tarafa da dönemsel tavizler vererek yürüttükleri denge stratejisi.
(Cİ/VC)