Bu öyküler bizim hikâyemiz
Kadın üretimi ve kadın işçilerin hikâyeleri üzerine düşünürken tanıştığım bu kitap, bana bir kez daha görünmeyeni hatırlattı. Tarlada, fabrikada, atölyede, hastanede, ev içi emekte, ofislerde, market kasalarında, sokaklarda…
Hayatın her alanında var olan kadınların öyküleri hep vardı; ancak egemen erkek düzen tarafından sistematik biçimde görünmezleştirildi ve duyulmaz kılındı.
Okuduğum her bir öyküde toplumsal cinsiyet ve sınıfsal bakış açısının ne kadar güçlü olduğunu gördüm. Kiminin belki kaleme aldığı ilk öyküsü, kiminin de yıllardır bir kenarda bekleyen metinlerden yalnızca biri. Bu öyküler, toplumsal eşitsizlik ve sınıfsal sömürüye karşı edebi bir itiraz olarak kayda geçmektedir.

Kadın yazarların hâlâ yeterince görülmediği bir gerçek! Çoğu zaman ancak “ünlü” olduklarında görünür olabiliyorlar. Eril medya, daha çok popüler olanın peşinden gidiyor. Bu da pek çok değerli kadın kalemin geri planda kalmasına neden oluyor.
Bir kadın gazeteci olarak şuna yakından tanığım: Görünmeyen bu kalemleri, duyulmayan bu çığlıkları yine biz kadınlar fark ediyoruz. Birbirimizi görünür kılmaya çalışıyoruz. Çünkü bu hikâyelerin anlatılması bir tercih değil, bir gereklilik.
Kitapçı raflarında yer bulamayan ya da en arkalara itilen bu eserler, çoğu zaman ancak duyarlı ve örgütlü çevrelerde, kulaktan kulağa, elden ele dolaşarak okuruna ulaşıyor. Yani aslında topyekûn bir görünmezliğin içindeyiz.
Kültür Örüntüleri Kolektif Sanat Vakfı’nın hazırladığı ve Tar Yayın Evi’nden çıkan “Kadın Öyküleri Emek Serisi -1: Pamuk Beyaz Kan Kırmızı”, bu görünmezliğe karşı güçlü bir yanıt niteliğinde. Kitabı derleyen Sitem Şanlı önsözde şöyle diyor:
“Kolektif çalışmanın ürünü olan bu öyküler, bizim hikâyemiz. Emeğimizin, bedenimizin, dilimizin, inancımızın, cinsel yönelimimizin, düşünme ve var olma biçimimizin sömürülmesinin, tek tipleştirilmesinin, baskı altına alınmasının, yasaklanmasının öyküleri… Mükemmeliyetçiliği alaşağı eden, pespayeliği gözler önüne seren, çarkın içinde dönüp dururken çarkı kırmaya çalışan kadınların öykülerini okurken anladım ki bu iş sandığımızdan daha büyük bir iz bırakacak.”
Bu kitap yalnızca bir öykü derlemesi değil, işçi ve emekçi kadınların kendi kalemlerinden dökülen bir tarih notu. Bu yönüyle de başucu kitaplarım arasındaki yerini aldı.
Aynı zamanda, henüz yazdıklarını yayımlama imkânı bulamamış kadınlar için de güçlü bir ilham kaynağı olduğuna inanıyorum ve bu heyecanımı hemcinslerimle paylaşmak istedim.
Beni bu kitapla buluşturan yazar Adil Okay’a teşekkür ediyorum.
Bugün bir kez daha görüyorum ki biz kadınlar hayatın her alanında üretmeye devam ediyoruz; ancak bu üretimin görünmez emek olmaktan çıkması daha güçlü örgütlü bir dayanışmayla mümkün. Ve inanıyorum ki bu mücadeleyi biz kadınlar büyütecek, yine biz kadınlar kendimizi görünür kılacağız.
Kadın öyküleri bana umut ve direnç verdi.
Yaşasın kadın dayanışması, yaşasın kadınlar.
(AK/EMK)