1 Numaralı Kararname
Hafta sonu bazı medya organlarında yer alan haber yoruma göre, rejim değişikliği sarayda da hatta Cumhurbaşkanı nezdinde de konuşulabilir hale gelmiş. Haberin içeriği, yorumlar vb. ötesinde eğer kamuoyuna sunulmak üzere konu ısıtılmaya başlandıysa hazırlıklı olmak önem taşıyor. Nesnel koşulların yanı sıra, yakın tarihi, bugüne dair toplumsal algıyı ve ilgili mevzuatı derinlemesine incelemek, analiz etmek gerekiyor. Bu haftaki yazının içeriği bu konuda yalnızca genel bir durum tespiti ve hazırlanalım önerisi amacını içeriyor.
Bir defa daha
Geçtiğimiz hafta bugün, onuncu defa tanık olduk. İktidar bloğu, 15 Temmuz 2016 gününü toplumun geniş kesimleri tarafından kabul edilen, benimsenen, resmî tarihin doğal bir parçası, bu iktidarın kendisiyle başlatabileceği “yeni” bir anlatının sembolü haline getiremedi. Görevliler dışında, dokuz yıldır toplumun büyük bölümü tarafından yalnızca resmî tatil olarak yaşanıyor.
İktidar, uzun zamandır, toplumda yaygın bir tepki, itiraz olmadan pek çok şeyi yasaklayabiliyor, yaptırım uygulayabiliyor. Hatta seçim sonuçlarını bile uygulamadan kaldırabiliyor. Bütün bunlara rağmen, henüz toplumsallaştırabildiği kendine özgün bir “değer”, “kültür” yaratamadı. Çok istiyor, üzerinde yoğun olarak çalışıyor olsa da bir türlü gerçekleştiremiyor. “Bu işi” başaramıyor. Muhalefete ve topluma yaşattıkları yanında, bazılarımız için sözü edilecek önemde kabul edilmese de görünen o ki bu hali iktidara dert olmuş durumda. Yakın ve orta vadede de istedikleri gibi bir sonuca ulaşabilecek durumda değiller.
24 yıla rağmen mümkün
Eğer on yıllık bu izlenim önemli yanılgılar içermiyorsa, iktidar ve dönemi, yarattığı toplumsal ve ekonomik tahribatın devasa boyutuna karşın, pek çok örneğinde yaşandığı gibi sıradanlaşabilecek. Bu durum, eğer siyasi koşulları yaratılabilirse, “partili cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin” yerine, öncesindeki “parlamenter sistemin” demokratikleştirilerek yeniden tesis edilebilmesinin ve beraberinde toplumsal kabulünün de gerçekleşebileceğinin verisi olarak kabul edilebilir. Bu durum, 24 yıla yaklaşan AKP iktidarının sonrasında rejimin yeniden düzenlenebilmesi adına umut vesilesi olarak görülebilir. Çünkü, yeni rejimin uygulanmaya başlanmasından sonra henüz bir defa genel seçim yapıldı. Eğer ikincisinin yapılması mümkün olursa sonuncu olması da mümkün olabilecek.
Durum
16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilen plebisitte kabul edilen 18 ayrı başlıktaki Anayasa değişikliği 24 Haziran 2018 genel seçim sonuçlarıyla birlikte uygulamaya girdi. Bu tarihten itibaren “partili cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”nin uygulamaya başlanmasıyla, dünyadakilere paralel olarak Türkiye’de de demokrasi ve özgürlükleri zaman içinde askıya alan, temayülleri yok sayan “yeni” bir rejim tesis edildi. Anayasa değişikliğine dayalı olarak kurulan “yeni” rejim, parlamenter sistemdeki güçler ayrılığına bağlı olarak yasama, yargı ve yürütme organlarının yetki ve karar ayrılığı ilkesini ortadan kaldırdı. Ülke yönetiminin yasama organı tarafından gerçekleştirilen yasal düzenlemeler yerine, cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan kararnamelerle yönetilmesi dönemini başlattı.
Mevzuat ve yetki
Resmî Gazete’nin 10 Temmuz 2018 tarihli, 30474 sayılı nüshasında yayımlanarak uygulamaya giren 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ya da açık adıyla “Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi”, biri geçici olmak üzere toplam 540 maddeden oluşuyor. Bu kararnameyle Cumhurbaşkanı; cumhurbaşkanının tanımı, görev ve yetkileriyle birlikte, cumhurbaşkanlığının organlarını, görev, sorumluluk ve yetkileriyle birlikte kadrolarını da belirledi. Tabii ki yalnızca bununla sınırlı değil. Yanı sıra, tüm bakanlıklar, merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatları ile görev ve yetkileri de bu kararnamede A’dan Z’ye yeniden tanımlandı. Özetle, sekiz yıl önce, 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Türkiye’de merkez ve yerel devlet yönetiminin yapısı ve işleyişi, yetki ve sorumlulukları Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan tarafından bizzat belirlendi. Söz konusu kararnamenin günümüze kadar yapılan ekleme ve çıkarmalarla yetkiyi ve işleyişi cumhurbaşkanlığına yönelik olarak daha da artırması ve geliştirmesi sağlandı.
Cumhurbaşkanlığı Politika Kurulu
Kararnamede devlet yönetiminde daha önce bilmediğimiz, yeni yapılar da mevcut. Örneğin, 20.-36. maddeler arasında, yaklaşık 15 alanı kapsayan toplam 9 adet “Cumhurbaşkanlığı Politika Kurulu”nun kuruluş gerekçesi ile görev ve yetkileri tanımlanıyor. Eğitimden sağlığa, sağlıktan yerel yönetimlere, yerel yönetimlerden ekonomiye, güvenlik ve dış politikaya kadar pek çok alanda “politika geliştirme” yetkisi verilen bu kurullar eliyle daha önce her biri bir bakanlıkta olan yetki el değiştirdi. Tümü Cumhurbaşkanı ile birlikte çalışacak bu kurullar kendisi tarafından atanan en az üç üyeden oluşuyor. Bu kurulların çalışmaya başlamasıyla, bakanlıklar politika belirleyen ve uygulayan merkezi yapılar olmaktan çıkarıldı. Kendi yapıları dışında olan ve kendilerinin dahil olamadığı politika kurulları tarafından belirlenip, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan politikaların yalnızca icracısı konumuna getirildi.
Bakan ve bakanlık personelinden farklı olarak bu kurulların üyelerini konunun ilgilileri, doğrudan bakanlıklarda işi olanlar dahil olmak üzere, birçoğumuz ne biliyor ne de tanıyoruz. Hatta böyle bir yapıdan, dolayısıyla işlevinden bile haberdar değiliz. Bununla birlikte, yayımlanan cumhurbaşkanlığı kararnameleri dokuz politika kurulundan bir ya da birkaçı tarafından hazırlanıyor. Çoğu zaman ilgili bakanlığın dahi haberi olmadan yayımlanıyor. Hazırlanan bu metinler kararnamelere dönüştürülüyor ve bakanlıklara neyi, nasıl, ne zaman yapacakları tartışmasız bir biçimde tebliğ edilmiş oluyor. Politika kurullarının her birisi dolayısıyla her bir üyesi ülke yönetiminde bakan ve bakanlıklardaki görevlilerden çok daha fazla belirleyici ve yetkili konumda. Hem de ülke yönetiminde herhangi bir sorumlulukları olmadan. Oysa, bakan ve bakanın yetkisi neredeyse yokken, bütün sorumluluk onlara ait.
Ne yapılabilir, nasıl yapılabilir sorularının yanıtı tabii ki konunun uzmanlarının yol göstericiliğinde muhalif, demokrat, sol, sosyalist siyasi iradenin öncülüğünde gerçekleşebilecek. Ancak, gündeme getirilmeye çalışılan konuyu doğru yerden ve doğru hedeflerle tartışmak, iktidarın hedefleri yerine toplumsal çıkarı, demokrasi, özgürlük ve adaleti tesis etmeyi ana hedef olarak gündeme yerleştirebilmek önemli ve ivedilikle hazırlanılması gereken bir konu başlığı. (OH/TY)