Yıllar süren tedaviler, bitmeyen sorular: İnfertilitenin kadınlara yüklediği bedel
*Türkiye'de yaklaşık 2 milyon çift çocuk sahibi olmakta güçlük çekiyor ve Dünya Sağlık Örgütü'ne göre her altı kişiden biri infertiliteyle karşılaşıyor.
*Tıbbi olarak infertilite kadın, erkek veya her iki eşten kaynaklanabilmesine rağmen, toplumsal baskı ve suçlamaların hedefi çoğunlukla kadınlar oluyor. Üç kadının tanıklığı bu gerçeği ortaya koyuyor: Biri yedi yıllık tedavi sonrası kendiliğinden hamile kalırken, Pembe 23 yıl sonra tüp bebek tedavisiyle ikiz çocuklarına kavuştu.
*Bir başka kadın ise tıbbi olarak sorunun eşinden kaynaklandığı tespit edilmesine rağmen suçlanmaya devam etti ve evliliği bitti. ,*Okul öncesi öğretmeni Ü. ise eşinin azospermi hastası olduğu ortaya çıkmasına rağmen onu destekledi, ancak eşi psikolojik baskı uygulamaya başladı ve boşanma davası açtı. Bu hikayeler, infertilitenin yalnızca tıbbi değil, kadınların omuzlarına yüklenen toplumsal bir yük olduğunu gösteriyor.
Türkiye'de milyonlarca çift için sıradan görünen bu soru, bazen yıllarca süren tedavilerin, hayal kırıklıklarının ve görünmeyen psikolojik yaraların kapısını aralıyor.
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre her altı kişiden biri yaşamının bir döneminde infertiliteyle* karşılaşıyor.
Türkiye'de ise yaklaşık 2 milyon çift çocuk sahibi olmakta güçlük çekiyor. Tıbbi olarak infertilite yalnızca kadından kaynaklanmıyor; kadın, erkek ya da her iki eşe bağlı nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Buna rağmen toplumsal baskının ve suçlamaların hedefi çoğu zaman kadınlar oluyor.
İstatistiklerin arkasında ise yıllarca süren tedaviler, tükenmeyen umutlar, sessizce taşınan suçluluk duyguları ve görünmeyen psikolojik yaralar var. Bu haber, çocuk sahibi olma mücadelesinde farklı hayatlar yaşamış üç kadının tanıklıklarını bir araya getiriyor.
ANNELER GÜNÜ
Dışlanıyorlar, Kabul Görmüyorlar: İnfertil Kadınlar Anlatıyor
“Bir lanet olabileceğini düşündüm”
Tedavi sürecini geride bırakmış, ismini paylaşmak istemeyen bir kadın, yedi yıl süren yolculuğunu şöyle anlatıyor:
"Hiçbir sorunumuz olmadığı söylendiği hâlde olmuyordu. Bir ara aşılama denemesinde önce gebelik var dendi, sonra yok dendi; o an dünyam başıma yıkılmıştı. Çocuğumun olmamasının bir lanet olabileceğini bile düşünmeye başlamıştım."
Kadın, sürecin evliliğine de yansıdığını anlatıyor. Eşi bir dönem yaşananları tamamen psikolojik nedenlere bağlıyor ve bu düşünceyle yeni bir iş kuruyor. Tam tüp bebek tedavisine başlayacakları günlerde ise beklenmedik bir gelişme yaşanıyor; gebelik kendiliğinden gerçekleşiyor.
“Kendimi hep suçlu hissettim”
Pembe'nin hikâyesi, yıllar süren sessiz bir mücadelenin öyküsü.
Köyünde kendisinden yaşça küçük bir adamla zorla evlendirilen Pembe, çocuk sahibi olamadıkları yıllar boyunca eşinden büyük olmasını kendisine kusur gibi görüyor.
Pembe, o çaresiz yılları şu sözlerle anlatıyor:
"Çok aradık çok... Duyup da gitmediğimiz hastane, doktor kalmadı diyebilirim. Kimi yaşım yüzünden olabilir dedi, kimi eşimden olabilir dedi. Kendimi hep suçlu hissettim."
Bebek özlemiyle geçen 23 yıl boyunca en büyük desteği babasından görüyor. Babası, tedavi masraflarını karşılayabilmek için elindeki tarlayı satıyor. Yıllar süren arayışın sonunda ise umut, tüp bebek tedavisiyle geliyor: "En son tüp bebek denedik, tuttu."
23 yıl sonra ikiz çocuklarını kucağına alan Pembe'nin mutluluğuna, yıllarca kendisini suçlayan kaynanası tanıklık edemiyor. Kaynanası, çocuklar dünyaya gelmeden önce hayatını kaybediyor. Geriye ise yılların bekleyişi, gözyaşı ve büyük bir mücadelenin izleri kalıyor.
“Tedaviler sonuç vermiyor”
Bazı kadınlar için ise suçlanmak, tıbbi gerçekler açıkça ortada olmasına rağmen değişmiyor.
İsmini paylaşmak istemeyen bir kadın, çocuk sahibi olamayınca eşiyle birlikte doktora başvurduklarını, yapılan tetkiklerde sorunun eşinden kaynaklandığının ortaya çıktığını anlatıyor. Onların durumunda tedaviler sonuç vermiyor. Buna rağmen eşi, süreç boyunca sanki sorumlu kendisiymiş gibi davranıyor. Yaşananlar zamanla evliliğin temelini sarsıyor ve çift yollarını ayırıyor.
"Vicdanımla sınandım”
İsminin yalnızca baş harfinin kullanılmasını isteyen Ü., evliliğinin altıncı ayında çocuk sahibi olamayınca ilk olarak tek başına doktora gidiyor.
"Evliliğimin altıncı ayı dolmuştu. Bekliyorum olacak mı, olmayacak mı; testler deniyorum. Birkaç gün bile gecikse malum gün... Bir bayan olarak gidiyorsun eczaneden, birkaç kez test bile aldım. Yaptım, baktım yok. Altı ay düzenli şeyden sonra kalamadığınızda doktora gitmeniz gerekiyor, gittim. Testlerime bakıldı; FSH'a, vesairelere... Hepsi normal çıktı. Doktor baktı baktı, 'Yok kızım' dedi, 'senin 10 tane çocuğun olur şu etapta, o derece sağlıklısın.' O an anladım eşimde bir sıkıntı olduğunu."
Ertesi gün eşiyle birlikte aynı doktora gidiyor. Aldıkları sonuç hayatlarının dönüm noktası oluyor.
"Sonuçlar yapıldı vesaire... Aynı doktoru buldum. Okudu okudu testleri... Yaşlı bir doktor, adamcağız omuzuma vurdu, 'Senden yana sıkıntı yok' dedi, 'eşinin sperm sayısı sıfır.' Apaçık söyledi bunu doktor. O an benim hastane başıma yıkıldı. Ömür boyu çocuğu olmayacak mı bu adamın? Azospermi hastası dedi."
Buna rağmen eşini yalnız bırakmıyor. İstanbul'daki merkezlere, profesörlere kadar birlikte gidiyor, ameliyat süreçlerinde yanında oluyor. Aynı zamanda okul öncesi öğretmeni olarak çalışmaya devam ediyor ve yaşadıklarını işine yansıtmamaya çalışıyor.
"Aktif olarak çalışıyorum, okul öncesi öğretmeniyim. İşime yansıtmamaya çalışıyorum, zor bir işim var. Sabah 7'de kalkıp akşam 7'sinde dönüyorum, İzmir trafiğine katlanıyorum. Velilerime yansıtmayayım, çocuklara yansıtmayayım derken... Meğerse hani dondurmayı sıyırdığınız gibi, hayatınızı sıyırıyorsunuz. Kimseye bir şey diyemiyorsun."
“Eşim boşanma davası açtı”
Zamanla evdeki dengeler değişiyor. Ü., biyolojik olarak çocuk sahibi olamayan eşinin yaşadığı yetersizlik duygusunu psikolojik baskıyla örtmeye çalıştığını söylüyor.
"Ben gene bir ümitle evliliğimi bitirmeyi düşünmedim, ben eşimi seviyorum. Yüzüne de söyledim. O an vicdanımla sınandım, ama eşim o vicdanı bana şey yapmadı. Bu sefer bana eziyetler başladı. Arabam var, ekonomik özgürlüğüm var; anneme gidip gelmemi bile kıskanmaya başladı. 'Sen nereye gidip geliyorsun?' demeye başladı. Onun niyeti farklıydı; başka yönden vurup beni bastıracaktı, onun derdi oydu. Yoksa beni kıskandığı falan değil. Kıskanan adam gidip boşanma davası açmaz ilk boşanma davasını eşim açtı."
Bugün geriye dönüp baktığında ise benzer süreçlerden geçen kadınlara tek bir cümleyle sesleniyor:
"Hayatlarına ödün vermesinler kimse için eşin dahi olsa, ailen dahi olsa. Ben ödün verdim."
"Toplumsal yükü biz çektik”
Üç farklı kadın, üç farklı yaşam öyküsü... . Ancak ortaklaştıkları yer aynı: İnfertilite yalnızca tıbbi bir tanı değil; kadınların omuzlarına yüklenen görünmez bir toplumsal sınav. Kimi yedi yıl umutla bekledi, kimi 23 yıl sonra çocuklarına kavuştu, kimi ise biyolojik neden kendisinde olmadığı halde evliliğini kaybetti. Rakamlar milyonlarca çifti gösteriyor; bu tanıklıklar ise o sayıların ardında sessizce taşınan suçluluğu, yargıyı ve yalnızlığı görünür kılıyor.
(AC/EMK)