Unutulmaya yüz tutmuş bir ekokırımın yeniden farkındalığı: Kanal İstanbul
Ekoloji ve çevre dernekleri ile aktivistler İstanbul, Muş ve Ağrı'da 8 Haziran’dan 13 Haziran’a kadar sürecek ‘Uluslararası Ekokırım Farkındalık Günleri’ için bir araya geldi.
Paneller, keşif gezileri, sergiler ve basın açıklamalarını kapsayan etkinlikler serisinin ilk ayağını Kanal İstanbul sahasına yapılan keşif gezisi oluşturdu.
Organizasyonun İstanbul kısmını üstlenen Doğa İçin Sanat Derneği ile birlikte Türkiye Çevre Platformu, Muğla Çevre Platformu, Zilan Ekoloji Platformu, Van Çevre Derneği, Batman Çevre Platformu ve Meşe Derneği yurttaşlarla birlikte Sazlıdere’de TOKİ inşaatlarının yapıldığı bölgeye gitti.
Sazlıdere keşif gezisi öncesinde ise TMMOB’un Karaköy’deki binasında bir basın toplantısı yapıldı. Burada konuşan DİSDER Başkanı Göksen Ezeltürk “Evrensel düzeyde iklim değişimi günümüz itibariyle bir iklim krizi boyutuna ulaştı.” diyerek söze başladı.

İklim krizinin bir çevre sorunu olmadığını sistem sorunu olduğunu söyledi. Daha sonra konuyu İstanbul’a ve Kanal İstanbul’a getirerek şunları kaydetti:
“16 milyonu aşan nüfusuyla İstanbul, plansız kentleşme, deprem tehlikesi ve iklim krizi karşısında savunmasız. Kentsel yaşam alanlarımız, su havzaları, Kuzey Ormanları ve kıyı alanları sermaye siyasetine kurban edildi. Marmara Denizi canlılığını kaybetti.
Şimdi ise İstanbul Kanalı projesiyle bu yıkımı perçinleyecekler. Israrla geri dönülemez biçimde doğayı tahrip eden adımlar atıyorlar. Bunun adı ekokırımdır. Doğanın insan eliyle bilinçli ve geri dönülemez bir şekilde yok edilmesi anlamına gelir.”
Ezeltürk, İliç, Kazdağları, Akbelen, Sinop, Ergene ve Fatsa'daki doğa tahribatını da ekokırıma örnek gösterdi.
Latin Amerika’dan Türkiye'ye: Ortak mücadele için tecrübe aktarımları

Toplantıya Kolombiya ve Venezuela sınırında yaşayan Wayuu yerli topluluğundan insan hakları savunucusu, avukat ve gazeteci Dayanna Palmar Uriana da katıldı. Ayrıca katılımcılara kendi topluluğunun tecrübelerini paylaştı.
Basın açıklaması sonrası bianet’e konuşan Uriana, kendi topraklarındaki yıkımı ve bu yıkıma karşı verilen mücadeleleri anlattı.
Wayuu yerli halkının yaşadığı bölgenin Kolombiya ve Venezuela sınırında kaldığını belirten Uriana yaklaşık 30 yıldır Kolombiya tarafındaki açık kömür madenciliğine dikkat çekti:
“Vahşi madencilik, La Guajira'daki nehirlerin ve derelerin yönünün değişmesine neden oldu. Ve bu, zaten çöl olan bir bölgede büyük bir su kıtlığı sorunu yarattı" dedi. Ekokırımın insani boyutuna vurgu yapan Uriana şöyle devam etti:
"Wayuu yerli topluluğu, ekolojik kırım bağlamında bir insani acil durum ve insani kriz yaşadı.
Şimdi ise burada çevreye verilen zararın aynı zamanda insanlara, özellikle de yerli halklara nasıl zarar verdiğine dair bir örnek olarak deneyimlerimizi paylaşıyoruz.
Çünkü toprağın kaybı, aynı zamanda geçim kaynaklarının kaybı ve topraklarımızla, atalarımızdan kalan topraklarla kurduğumuz ilişki biçiminin kaybıdır."
Palmar Uriana, Kolombiya Anayasa Mahkemesi'nin, Kolombiya'daki 36 yerli topluluğunun kültürel yok olma riski altında olduğuna hükmettiğini belirterek, "Bu yasal süreç zaman aldı ve yavaş ilerledi, ancak bölgede topluluklarımızın ihtiyaçları ve kriz hakkında ses çıkarmak için hareket eden birçok taban örgütü var" dedi. Mücadelenin evrenselliğine işaret etti. Sonra da şunları ekledi:
“İklim krizinin sonuçlarını küresel olarak hissediyoruz: Daha sıcak ve soğuk havalar, seller… Ve bence bu, doğaya bir kaynak gibi davranmanın, onunla bir ilişki sürdürmemiz ve bir denge kurmamız gereken bir şey olarak görmemenin bir sonucu.
Ortak mücadelemiz, doğal kaynakların korumamız gereken bir şey olduğunu kabul etmek üzerine olmalı. Petrol sondajı, kömür madenciliği, barajlar, güneş enerjisi, rüzgar santralleri gibi büyük altyapı projeleri çok fazla alan ve kaynak kaplıyor. Hatta bunlar içinden bazıları çözüm olarak tanıtılıyor. Ama asıl çözüm, yaşamın geldiği yerdedir. Ve yaşam sudan, temiz havadan, ormandan gelir."
Türkiye'de benzer mücadeleler verenlere de seslenen Palmar Uriana, "İnsanları bize katılmaya, bu hafta gerçekleştireceğimiz etkinliklere katılmaya ve doğada olup bitenleri belgelemek için, korumamız gereken kutsal alanların neler olduğuna ve çevremizi ve yaşam tarzımızı korumak için bu girişime nasıl dahil olunabileceğine dair örgütlenen taban örgütlerine katılmaya davet ediyorum." diye konuştu.
Ekokırıma yerinde şahitlik etmek

Basın açıklamasının ardından sivil toplum temsilcileri, yurttaşlar ile birlikte otobüse binerek Sazlıdere’ye hareket etti.
Ekip, iş makinelerinin halihazırda çalıştığı alanda bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Yine burada konuşan DİSDER Başkanı Göksen Ezeltürk, Kanal İstanbul güzergahındaki yıkıma bir kez daha şahitlik ettiklerini söyledi. 3. Köprü, Kuzey Marmara Otoyolu ve İstanbul Havalimanı gibi projelerle kentin ekolojik bütünlüğünün kırıldığını belirtti.
Sadece Kuzey Marmara Otoyolu nedeniyle 1465 hektarlık orman alanın yok edildiğini anlattı. Şimdi ise Kanal İstanbul’la İstanbul’un su havzası olan Sazlıdere’nin ranta kurban edildiğini ifade etti:
“Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv Alanı uğruna, yıllık 55 milyon m³ su verimi olan Sazlıdere Barajı içme suyu statüsünden çıkarıldı. Sonrasında ise TOKİ yapılaşmasına açıldı. Bu doğaya karşı işlenen küresel bir ekokırım suçudur.”
Etkinlik, yaklaşık 1 saatlik keşfin ardından son buldu. Kitle geldiği otobüsle Taksim’e geri döndü.
(BY/HA)