Suriye’de kadınları hedef alan dini ağlar: Devlet desteği iddiası
Suriye’de son günlerde “Beyt el-Ahavat” (Kız Kardeşler Evi) gibi dini davet faaliyetler büyük tartışmalar yarattı. Farklı mezhep ve din mensuplarını hedef alan, ‘hidayete davet eden’ bu faaliyetlerin amaçları, hukuki meşruiyeti ve yönetim tarafından aldıkları destekler tartışıldı. Tartışmalar, Suriye geçici yönetiminin bu tür faaliyetleri toplumun ideolojik dönüştürülmesi için sistematik bir politika yürüttüğü iddia ediliyor.
Betül Alluş vakası
Tartışmalar özellikle, Alevi genç kadın Betül Alluş’un olayı ile gündeme geldi. Betül Alluş 21 yaşında Lazkiye’de Tişrin Üniversitesi’nde okuyan ve yurdunda kalan bir öğrenci.
Geçtiğimiz 29 Nisan Çarşamba günü aniden ortadan kayboldu. Ailesi kızlarının kaçırıldığını söyledikleri bir video yayımladılar. Aynı gün Betül’un yer aldığı bir video paylaşıldı. Videoda siyah örtülü şekilde giyinen Betül, aslında kaçırılmadığını, “Allah yolunda hicret ettiğini” ve “İslam dinine hidayet bulduğunu” ifade etti.
Alluş ailesinin mücadelesi
Aile, videonun izini sürerek genç kadının Lazkiye’ye bağlı Ceble’de buldu. Aile Ceble İlçesinin Emniyeti’ne başvurdu. Emniyet kızı kaldığı yerden getirdi ve ailesi ile ilçedeki ceza mahkemesi binasında görüştürdü. Ancak aileye göre görüşme, hâkim ve güvenlik görevlilerinin gözetiminde gerçekleşti ve baş başa konuşmalarına izin verilmedi.
Aile ayrıca “Şeyh Salah” olarak bilinen bir adamın onlarca kişilik koruması ile birlikte görüşme salonuna daldığını, hâkime Betül’ün kendi koruması altında olduğunu ve kimsenin –devlet dahil– onu alamayacağını söylediğini aktardı. Görüşme sonunda güvenlik güçleri, genç kadının birkaç gün içinde ailesine teslim edileceği sözünü verse de bu gerçekleşmedi.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre Şeyh Salah, Ceble’de etkili bir güvenlik yetkilisi ve “Beyt el-Ahavat”ın sorumlusu. Betül’ün annesi, kızının “Beyt el-Ahavat”’ta tutulduğunu, ziyaret etmek istediğinde engellendiğini ve merkezin güvenlik koruması altında olduğunu söyledi.
Betül’ün annesi ve babası
Sabahın köründe ‘sürpriz’ toplantı
13 Mayıs Çarşamba sabahı saat 03. 00’te ise kamuoyu, aniden yapılan ve canlı yayımlanan bir basın toplantısıyla karşılaştı. Siyah peçe takan Betül’ün ortada, çevresinde ise çok sayıda erkek bulunuyordu. Ailesinden ise kimse yoktu. Yetkililer toplantıyı, genç kadının kaçırılmadığını göstermek amacıyla düzenlediklerini belirtti. Ama yayının getirdiği soru işaretleri tartışmaları daha da büyüttü.
Gazeteci Mazene Meriy, toplantıya katılan gazetecilerden aktarmalar yaptı. Meriy’nin aktardığına göre, Betül toplantıya yüzünü tamamen örten bir örtüyle geldi. Kimliğinin doğrulanması için yüzünü açması istendiğinde ise Bölge Müdür Yardımcısı’na bakarak adeta izin istedi, ardından izin verilmesi üzerine yüzünü açtı.
Meriy ayrıca Betül’ün köyünden katılan kanaat önderlerinin ailesine dönmesi için yoğun çaba harcadıklarını ancak genç kadının bunu kesin şekilde reddettiğini aktardı. Buna karşılık Ceble Bölge Yönetimi’nin Betül’ün “reşit bir birey olarak geri dönmeme hakkını” destekleyen bir tutum sergilediği ifade edildi.
Yine yeniden tekfirci fetvalar
Daha sonra, eski Nusra Cephesi şeriatçılarından Şeyh Abdürrezzak el-Mehdi, Betül’ün ailesine dönmesini haram ilan eden bir fetva yayımladı. Fetvasında genç kadının “İslam’a geçtiğini ” ve ‘ailesinin kendisine zulmettiğini’ söyledi. Bu fetva, Alevilerin “Müslüman olmayan” bir topluluk olarak gösterilmesi nedeniyle geniş çaplı tepki topladı. Zaten korku, suçlama ve tehdit altında yaşayan bu topluluğa yönelik tekfirci ve dışlayıcı söylemleri yeniden gündeme taşıdı.
Tartışmaları büyüten bir diğer unsur ise Betül’ün kullandığı “hicret” ifadesi oldu. Suriye toplumunda –dindar kesimler dahil– yaygın olmayan bu kavramın, selefi ve radikal söylemlerde “küfür diyarından hidayet diyarına göç” anlamında kullanıldığına dikkat çekildi.
Bazı medya organları, “Beyt el-Ahavat”ın son dönemde Suriye’de faaliyet göstermeye başlayan ve “Şeyh Ez-Zehebi” olarak bilinen Hani Zeheb’in yönettiği Ez-Zehebi Vakfı ile bağlantılı olduğunu öne sürdü. Aktivistler, vakfın özellikle azınlık bölgelerinde –Humus ve Hama kırsalı, sahil bölgesi ve Şam kırsalı gibi– yoğun dini faaliyetler yürüttüğünü belirtiyor.
Tartışmalı faaliyetler ve şüpheli vakıf
Konu ile ilgili Suriye Soruşturma Mekanizması Direktörü Yaser Şalti ile görüştük. Şalti, yönettiği mekanizmanın, Suriye’deki ihlalleri izleyen ve belgeleyen, ayrıca ister eski ister mevcut yönetim döneminde olsun, Suriyelilere karşı ihlal gerçekleştiren herkesin hesap vermesini sağlamayı hedefleyen sivil bir insan hakları kuruluşu olduğunu söyledi.
Şalti, kurum bünyesindeki ekibin “Beyt el-Ahavat” dosyasını takip ettiğini ve bu kapsamda bazı bulgulara ulaştıklarını söyledi.
Suriye Soruşturma Mekanizması Direktörü Yaser Şalti
Şalti, Betül’ün olayının en tehlikeli yönlerinden biri, yargı dışı bir güvenlik figürü olan Şeyh Salah’ın sürece doğrudan müdahalesi olduğunu söyledi. Şalti, Salah’ın mahkeme salonuna onlarca kişiyle girerek müdahale etmesinin, yetkileri ve devletle ilişkisi konusunda ciddi soru işaretleri doğurduğunu ekledi.
Şalti ayrıca olayın hukuki çerçeveden çıkarak fetvalar alanına kaydırıldığını vurguladı. Normal şartlarda kayıp başvurusu yapıldığında emniyetin kişiyi bulup ailesine teslim etmesi gerektiğini belirten Şalti, genç kadının dönmeyi reddetmesi halinde ise belirli hukuki prosedürlerin işletilmesi gerektiğini, ancak Betül vakasında bunların uygulanmadığını ifade etti.
“Yönetim destekli ideolojik dayatma”
Suriye geçici yönetiminin benzer vakalarda çifte standart uyguladığını savunan Şalti, bazı durumlarda kadınların zorla ailelerine teslim edildiğini, bazı durumlarda ise “kişisel özgürlük” gerekçesinin öne çıkarıldığını söyledi. Şaltı: ‘geçtiğimiz haftalarda Halep kırsalında bir kadın aşireti dışından biriyle evlendi diye kaçmak zorunda kaldı. Aşireti tarafından öldürme tehdidi ile karşı karşıyaydı ama ona rağmen yönetimden bir yetkili onu zorla ailesine geri götürdü ve kadın öldürüldü. Ama yönetim sorumluluk üstlenmedi’’ dedi.
Şalti, “Beyt el-Ahavat”ın yalnızca Ceble’de değil, Suriye’nin farklı bölgelerinde faaliyet gösterdiğini ve kadınlara yönelik dini çalışmalar yürüttüğünü belirtti. Şalti bu yapıların Ez-Zehebi Vakfı ile bağlantılı olduğunu, vakfın da çok gizemli olduğunu ve yasal statüsünün bile belirsiz olduğunu ifade etti.
Şalti, “Vakfın sahibi Hani Zeheb bir El-Kaide destekçisi, ona ait bir TikTok hesabına ulaştık, hesapta Usame bin Ladin’e açık destek içeren içerikler var. Adam Suriye vatandaşı bile değil gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.
Vakfın farklı illerde geniş çaplı faaliyetler yürüttüğünü ve bu etkinliklere resmi güvenlik güçlerine bağlı silahlı unsurların eşlik ettiğini belirten Şalti, “Vakfın faaliyetleri küçük yaştaki çocuklar dahil özellikle kadınlara yönelik oluyor. Ücretsiz peçe ve örtü dağıtıyor, hatta devlet okullarında ilkokul öğrencilerine kadar ulaşıyor” dedi.
Üç sorumlu bakanlık
Şalti, bu şüpheli faaliyetlerin izinli olup olmadığı bile belli değil diyor. Şalti: ‘Bu konuda üç farklı bakanlık sorumluluk altında kalıyor, birincisi Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çünkü bu tür faaliyetlere izin veren taraf oluyor. İkincisi İçişleri Bakanlığı çünkü bu faaliyetler bakanlığa bağlı silahlı korumalarla geziyor, üçüncüsü Milli Eğitim Bakanlığı çünkü faaliyetler okulların içinde bile yapılıyor’ dedi.
Şalti yönettiği ekibin ayrıca ulaştığı çarpıcı başka bulgulardan da bahsetti. Ona göre bazı gruplar özellikle Alevileri hedef alan “hidayet” faaliyetleri yürüttüğünü, bu amaçla Telegram kanalları dahil çeşitli platformların kullanıldığını tespit ettiler. Lazkiye’deki Tişrin Üniversitesi’nde de benzer bir ağın tespit edildiğini aktardı. Bu ağın yurt yönetimi, güvenlik görevlileri ve bazı öğrencilerden oluştuğu; hedef alınan öğrencilere önce temas kurulduğu, ardından barınma ve maddi destek gibi imkanlar sunularak sürecin ilerletildiği ifade etti.
Şalti, bu tür faaliyetlerin toplumun yapısını ve kimliğini dönüştürmeyi hedeflediği uyarısında bulunarak, asıl sorunun bu süreçlerin tek yönlü işlemesi olduğunu vurguladı. Örneğin, bir Hristiyan misyoner yapının aynı şekilde faaliyet yürütmesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla bunun inanç özgürlüğü değil, belirli bir ideolojinin devlet desteğiyle dayatılması ve yayılması anlamına geldiğini söyledi.
“Ceble’de bir güvenlik yetkilisi nasıl olur da kendisini Betül’ün yasal vasisi gibi konumlandırabilir?” diye soran Şalti, bu tür uygulamaların hem uluslararası hukukun hem de yerel yasaların açık ihlali olduğunu söyledi.
(ANB/EMK)
LAZKİYE’DE ‘MAKYAJ YASAĞI’ KARARI
“Kadınların bakımlılığıyla değil, şehrin bakımsızlığıyla uğraşsınlar”
KUZEY VE DOĞU SURİYE ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ’NDEN NESRÎN MÛSA REŞİK
“Anayasal güvence olmadan verilen hiçbir söz kalıcı değil”
Suriye’de yine seferberlik ilânı: Aleviler saldırı altında kaldı
SURİYE'DE ARTAN KAÇIRMA VAKALARI
Abonabout: Bir kesime göre Aleviler 'kâfir', kadınları 'mubah'
Suriye’de mezhepçi saldırılar üniversitelere uzandı: Dürzi öğrenci okuldan atıldı