CASUSLUK DAVASI
Savcı “deliller toplanmadı” dedi, 9 aya yaklaşan tutukluluğun devamını istedi
İstanbul’un görevden alınan Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu'nun danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan, el koyulan TELE1'in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile iş insanı Hüseyin Gün’ün “casusluk (TCK 328)” suçlamasıyla yargılandığı davanın dördüncü duruşması görüldü.
Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde oluşturulan İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün ile avukatları hazır bulundu.
İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir, duruşmada söz alarak, İmamoğlu'nun diploma davasıyla bu davanın aynı saate denk geldiğini belirtti. Diploma davasında bekledikleri evrakın mahkemeye geldiğini söyleyen Demir, İmamoğlu'nun o davada söz konusu evrakla ilgili konuştuktan sonra bu duruşmaya getirilmesini talep etti.
Mahkeme heyetinin talebi kabul etmesi üzerine İmamoğlu, jandarma ekiplerince alt kattaki salonda görülen diploma davasının duruşmasına götürüldü.
Duruşma Merdan Yanardağ’ın asistanı tanık Lale Uğuzay’ın dinlenmesiyle devam etti:
Tanık Uğuzay: Randevusuz kimse Merdan Yanardağ’a ulaşamaz
Sekiz yıldır Yanardağ’ın yanında çalıştığını söyleyen Uğuzay, Yanardağ’a randevusuz kimsenin ulaşamayacağını belirtti.
Uğuzay, TELE1’de bağış ve sponsorluk süreçlerinin şirketin IBAN hesabı üzerinden yürütüldüğünü, elden yapılan ödemelerde ise kişilerin muhasebeye yönlendirildiğini ve makbuz kesildiğini söyledi.
Yanardağ’ın, dosyada adı geçen Berkay Yağlıcı’nın (Seher Alaçam'ın şoförü) kendisine elden zarfla para verdiği iddiasını sorması üzerine Uğuzay, “Böyle bir şey mümkün değil” dedi.
Uğuzay, Yanardağ’a gelen evrak ve zarfların önce danışmaya geldiğini, kendisinin bunları açtığını belirterek “Olsa söylerdim ya da muhasebeye yönlendirirdim” diye konuştu.
Avukattan SEGBİS itirazı
İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir, duruşmada yaptığı beyanda, İmamoğlu hakkında açılan çeşitli davalarda yargıç ve mahkeme heyetlerinde değişiklikler yapıldığını söyledi. Demir, bu değişikliklerin yargılanan kişiler açısından kaygı yaratmasının olağan olduğunu belirtti.
Demir, ayrıca dinlenmesi beklenen tanıklar Berkay Yağlıcı ve Ümit Deniz Alaçam’ın (Seher Alaçam’ın oğlu) SEGBİS ile dinlenme taleplerine itiraz etti. Tanıkların yüz yüze dinlenmesi gerektiğini belirten Demir, “Güvenlik bakımından bir sıkıntı olamayacağı çok açık” dedi.
Savcı ise dosyaya ilişkin görüşünde delil toplama işlemlerinin tamamlanmadığını belirterek sanıkların tutukluluk halinin devamını istedi. Savcı, çeşitli kurumlardan beklenen müzekkere cevaplarının dosyaya dönmesinin beklenmesini talep etti.
Yanardağ: Bu iddianame siyasal
Daha sonra Merdan Yanardağ tahliye talebi kapsamında savunma yaptı. Yanardağ, iddianamenin “tamamen siyasal” olduğunu söyledi. Yanardağ, davanın iki temel amacı olduğunu savundu:
“Birincisi TELE1’e el koymak, beni ve arkadaşlarımı susturmak; ikincisi ise seçimleri lekeleyerek, seçimlerin milletin iradesiyle tecelli etmiş bir sonuç değil, casuslukla elde edilmiş bir toplam olduğunu anlatma çabasıdır.”
İddianamenin “yurttaşlık haklarını suç gibi gösterdiğini” söyleyen Yanardağ, Ekrem İmamoğlu’nu seçimlerde desteklemenin suç sayılamayacağını belirtti.
Yanardağ, iddianamede Hüseyin Gün’ün ifadesinde yer almayan bölümlerin varmış gibi gösterildiğini de anlattı. Savcılığın delilleri çarpıttığını savunan Yanardağ, suçlamaların somut bilgi ve belgeye dayanmadığını söyledi.
TELE1’e el konulmasının sıradan bir medya olayı olmadığını belirten Yanardağ, kanalın izleyici desteğiyle ayakta kaldığını anlattı.
Yanardağ, “İzleyici sponsorluğu” modelinin yasal olduğunu ve muhasebede kayıt altına alındığını söyledi. Hüseyin Gün’ü de bu kapsamda, annesi Seher Alaçam’ın TELE1 izleyicisi olması nedeniyle tanıdığını belirtti.
Yanardağ, Gün ile ilişkisinin “izleyici yorumu ve kısa mesajlaşmalarla sınırlı” olduğunu ifade etti.
Savcılığın bazı yayınları ve mesajlaşmaları suç delili gibi sunduğunu söyleyen Yanardağ, gazetecilik faaliyetlerinin suçlama konusu yapıldığını savundu.
Yanardağ, iddianamede yer alan “talimat” iddialarını reddetti. “Kimsenin bana talimat vermeye ne haddi ne de gücü yeter” diyen Yanardağ, 40 yıllık gazeteci olduğunu ve sorularını kendi dünya görüşü, gazetecilik ilkeleri ve ahlaki değerleri doğrultusunda sorduğunu söyledi.
Yanardağ, iddianamede hangi devlet adına casusluk yapıldığına dair bir açıklama bulunmadığını da belirtti.
Savunmasının sonunda tahliyesini isteyen Yanardağ, iddianamenin “aceleyle hazırlanmış, uydurma ve çelişkilerle dolu” olduğunu söyledi.
Özkan: "Bu davada casusluğun adı var ama casusluk yok"
Daha sonra Necati Özkan, savunma yapmak üzere söz aldı. Özkan, yaklaşık 500 gündür tutuklu olduğunu belirterek, "Bu davada casusluğun adı var ama casusluk yok. Devletin güvenliği için gizli kalması gereken hangi bilginin temin edildiğine ilişkin tek bir iz yok" dedi.
Özkan, davanın 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından muhalefeti dağıtmak ve Ekrem İmamoğlu’nun itibarını zedelemek amacıyla açıldığını savunarak, "Muhalefet dağılmadı, Ekrem İmamoğlu’nun itibarı da yerle bir olmadı; tam tersine daha da güçlendi" diye konuştu. Özkan, dosyanın "hakikat dışı bir iddianameye" dayandığını söyledi. Hüseyin Gün ile yalnızca 2019 yerel seçimleri öncesinde ve daha sonra bir iş sunumu için görüştüğünü anlatan Özkan, "3 Eylül 2019’dan sonra sıfır ilişkim var. Bu nasıl casusluk? Nasıl casusluk ki iş pazarlaması sonuç vermeyince ilişki bitiyor?" ifadelerini kullandı.
Özkan, İBB’de, iştiraklerde ya da Beylikdüzü Belediyesi’nde hiçbir yetkisi, imzası, sorumluluğu ve veriye erişimi olmadığını belirterek, "Yetki yoksa, sorumluluk yoksa, veriye erişim yoksa buradan nasıl casusluk iddianamesi çıkarılabilir?" diye sordu.
Dosyada devlet sırrı ya da veri sızıntısı bulunmadığını savunan Özkan, 17 İBB uzantılı e-posta iddiasına ilişkin, "Bunların sadece ikisi gerçek, 15’i gerçek değil. İBB Bilgi İşlem Dairesi’nin cevabi yazısında da bu şifrelerin İBB sistemiyle ilgisi olmadığı görülüyor" dedi.
Dijital manipülasyon iddialarını da reddeden Özkan, dijital alanda uzmanlığı olmadığını, seçim kampanyalarının iki video ya da birkaç e-posta ile yönlendirilemeyeceğini söyledi. Özkan, "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının iki dijital animasyonla karar değiştireceğini mi düşünüyorsunuz? Bu kadar kolaysa siyasi partiler otursun, iki dijitalci gelsin seçimi kazansın" dedi.
Kendisinin 42 yıllık iletişimci olduğunu, farklı ülkelerde kampanyalar yürüttüğünü ve Türkiye’de de yasal bir partinin adayının seçim kampanyasını yaptığını vurgulayan Özkan, "Kendi ülkemde, bu ülkeyi kurmuş olan partinin adayının kampanyasını yaptım. Bunun neresi suç? Bana ‘casussun’ deniliyor. İnanamıyorum" ifadelerini kullandı.
Medya haberleriyle kamuoyunda hedef gösterildiğini söyleyen Özkan, "On binlerce saat bize ‘casus’ dediler. Hiçbir cevap hakkımız yokken bunu hakikat gibi anlattılar. Ben bu zihinleri milyarlarca liralık bütçe kullansam temizleyemem" dedi.
Özkan, savunmasının sonunda yargı heyetine seslenerek, "Hakikat yoksa hukuk yok, hukuk yoksa adalet de yok. Lütfen bu ülkede hürriyetin daim olmasını ve devletin payidar kalmasını sağlamak için hukukla, adaletle karar verin" diye konuştu.
Savcı tutuklulukların devamını istedi
Dosyaya dair görüşü sorulan savcı, delil toplama işlemlerinin tamamlanmadığını belirterek tutukluluk halinin devamını ve kuvvetli suç şüphesi nedeniyle müzekkere cevaplarının beklenmesini talep etti.
Duruşmaya ara verildi.
(HA)