"Sadece yerde oturuyorum diye beni üç asker sürükledi"
Sosyal medyada tepki çeken Salihli Çapaklı köyünde çiftçi kadınlara uygulanan şiddetin arkasında özel bir şirketin biyogaz enerji santrali yapma isteği yatıyor. Çiftçi kadınlar, jandarma müdahalesi sırasında yaşadıklarını anlattı: "Yerlerde sürüklediler, 88 yaşındaki kadının gözüne gaz sıktılar, 15 yaşındaki çocuğun kulağına copla vurdular".
Manisa’nın Salihli ilçesine bağlı Çapaklı mahallesinde yapılması planlanan biyogaz enerji santraline karşı direnen ve jandarmanın sert müdahalesine maruz kalan kadınların görüntüleri, CHP Aydın milletvekili Süleyman Bülbül’ün Twitter’daki paylaşımıyla bir kez daha gündeme geldi. 21 Temmuz'da meydana gelen olaydan sonra köylüler, topraklarının akibetinin belirsizliğiyle başbaşa kalmış durumda. Tüm hukuki kararlara karşı santralin inşası devam ediyor.
Jandarma ile yaşanan arbedede yaklaşık 30 köylü gözaltına alınmış, jandarma tarafından darp edilen çiftçi kadınların görüntüleri bir kez daha büyük bir tepki alırken Salihli’de yapılmak istenen biyogaz santraliyle ilgili hukuka aykırı bir süreç yürütüldüğü de ortaya çıktı.
Projenin asıl dosyasında yer almayan fakat yapımı için ihtiyacı olan yol için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu” raporundan imar değişikliği planı yaparak, şirketin bölgede yol yapmasının önünü açtı. Köylülerin tarlalarının içinden geçmesi planlanan yola karşı direnişi de, tekrar gündeme gelen darp görüntüleriyle sonuçlandı.
Yaşadıklarını bianet’e anlatan geçimini çiftçilikle sağlayan köylü kadınlardan Meryem Adıgüzel, “Sadece beni üç asker sürükledi” dedi. Rahime Gültekin ise “Üstümde beş jandarma vardı, sırf yolda durduğum için” dedi. Projenin başlangıcından itibaren yaşanan hukuksuzlukları da avukat Seçil Ege bianet’e anlattı.
Avukat Ege: Burası 1. sınıf mutlak tarım arazisi
2020’nin başında, Çataklı köyüne inşa etmek istediği biyogaz enerji santrali için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan “ÇED olumlu” raporu alan Ege Biyogaz Firması’na avukatlar ve köylüler, Manisa İdare Mahkemesi’nde iptal ve yürütmeyi durdurma davası açtı. Avukat Ege süreci şöyle anlattı:
“Dava dilekçemizde dayanak yaptığımız bazı itirazlar vardı. Birincisi bu bölgenin 1. sınıf mutlak tarım arazisi olması. Bu bir nevi koruma statüsü getiriyor. Yani sadece tarımsal faaliyetler yapılabilecek topraklar. Proje sahasının etrafında meyve bahçeleri, zeytinlikler, üzüm bağları ve tarlaların bulunması böylece ilk itirazımız oldu.
“Alandan üç tane sulama kanalı geçiyor”
“Bir diğeri sahanın hemen altında köyün merası bulunuyor. Çünkü köyde aynı zamanda hayvancılık da yapılıyor ve bu merayla proje sahası olan tarla arasında Devlet Su İşleri’nin (DSİ) üç tane alan sulama kanalı geçiyor.
“Bu sulama kanallarından bir tanesi Gediz havzasının bütün köylerini dolaşan ve tarımsal sulamayı sağlıyor, biri yedek sulama kanalı ve diğeri de İzmir’in bir kısım içme suyuna kaynak yapan sulama kanalı.”
Dilekçedeki itiraz nedeni şirketin önünü açtı
Avukat Ege, dilekçede sıraladıkları itirazlardan sonuncusunun proje sahasının resmi bir yolunun bulunmayışıyla ilgili olduğunu, dava açıldıktan hemen sonra dilekçede "bir yol olmadığını" gören şirketin harekete geçtiğini söyledi.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, sadece bu alana ilişkin bir imar planı değişikliği yaptı. Değişiklikle köylülerin tarlalarının arasından ve hatta bazılarının tarlalarının içinden geçen bir yol çizildi.
Avukatlar imar planı değişikliğinin askıya çıkmasıyla birlikte buna karşı da Manisa İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Ancak imar planı değişiklikleri, diğer iptal davalarından farklı olarak kesinleşmediği sürece uygulamaya konulamayacağı halde şirket 15 Temmuz günü iş makinalarıyla tarlalara doğru yol çalışması başlattı.
* Avukat Seçil Ege
Şirket karayollarının ait görevi yaptı
Yol yapma görevinin sadece karayollarına ya da belediyelere ait olduğunun da altını çizen Ege, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu yolla ilgili açılmış hiçbir ihale yok ve şirket de yol yapım şirketi değil. Tamamen kendisi için uygulama yaptı ve yolun bir kısmını tamamladı ve sadece asfaltlama aşaması kaldı. Köylüler ise bu süreçte bir direnç gösterdi ve tarlalarda nöbete başladı.
“Bunun üzerine kaymakamlık, köy muhtarını ve şirket yetkililerini huzuruna çağırıp şirketin yargısal süreci bekleyeceğini söyledi ve köylülerden de nöbete son vermelerini istedi.
“Bizi kalkanlarla ezdiler”
“21 Temmuz günü yoğun bir kolluk kuvveti katılımı ve şirketin daha fazla araçlarıyla alana geldiğini gördük. Sabah köyün erkekleri jandarma müdahalesiyle gözaltına alındı. Bu defa kadınlar olarak bizler yol üzerinde oturduk ve geçişe izin vermedik.
“Sonuçta mülkiyet hakkı kapsamında kendi tarlasından kimin geçeceğine kişi kendisi karar verebilir ve orada bir yol dahi olsa pasif bir direniş gösteriliyor ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’da (CMK) neye, hangi durumlarda müdahale edilebileceğinin yasayla çerçevesinin çizilmiş olmasına ve buna göre bizim durumumuzda hiçbir müdahale gerekçesi yasal olarak oluşmamasına rağmen şirketin araçlarını geçirebilmek bizi kalkanlarla önce ezdiler.
“Daha sonra coplayarak, yerlerde sürükleyerek alandan çıkarttılar. Yol araçları ve hatta şirket yetkilisinin özel araçlarına dahi jandarma erlerini koyarak alana giriş sağladılar.”
Mahkeme kararına rağmen yol açıldı
Jandarmanın müdahalesi üzerine acil olarak Salihli Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak müdahalenin meni davası açtıklarını kaydeden Ege, mahkemenin “yolun yapılmaması ve hatta çakıl dökülmemesi gibi ayrıntılı bir” ihtiyati tedbir kararı verdiğini ancak kolluk kuvvetine kararı göstermelerine rağmen yolun açıldığını sadece asfaltlama çalışması yapılmadığını söyledi:
“Şu an köylünün tarlalarından geçmek suretiyle proje sahasında kurulum faaliyetine başladılar. Yürütmeyi durdurma ve projenin iptali talebiyle ilgili ilk açtığımız dava kapsamında Haziran ayı sonunda mahkeme heyeti bilirkişilerle birlikte proje sahasında keşif gerçekleştirdi. Şu an biz keşif sonucuyla bilirkişilerce düzenlenecek olan raporu bekliyoruz.”
Adıgüzel: Sürüklediler, kollarımdan sıktılar
Yolun geçtiği alanda tarlası bulunmayan ancak o yerdeki tarlalarda yevmiyeyle çalışan köylülerden Meryem Adıgüzel, jandarma müdahalesi sırasında yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
“Benim orada tarlam yok ama o tarlalardan ben ekmeğimi kazanıyorum ve ben bu köyde yaşıyorum. Havası, suyu her şeyi etkileyecek bizleri ve ben bunu istemiyorum.
“O yüzden o gün de sadece kamyonlar geçmesin istedik. Askerimize dedik ki bizim sizinle bir sorunumuz yok biz bu şirketi istemiyoruz. Biz onlara sizin vatandaşınızız, siz bizim kardeşimizsiniz dememize rağmen çok kötü bir şekilde darp edildik.
“Biz onlara taş atmadık, darp etmedik. Sadece yerde oturuyorum diye beni üç asker sürükleyerek, kollarımdan sıkarak götürdü.”
Gültekin: 15 yaşındaki çocuğun kulağına copla vurdular
Yine tarlalarda çalışarak geçimini sağlayan köylülerden Rahime Gültekin, olayın gerçekleştiği gün jandarmanın 15 yaşındaki çocuktan 88 yaşındaki kadına kadar herkesi darp ettiğini belirterek şunları söyledi:
“Orada üç gündür bekliyorduk aslında ama ben o gün tarlada çalışıyordum, arkadaşlarım aradı, haber verdi ve gittim. Oraya vardığımda 14 jandarma arabası vardı. Biz yolun yapılmasına izin veren istemedik. Üstümüze yürüdüler, kalkanlarla bizi ezip benim koluma copla vurdular.
“Köyümüzün insanlarının üstüne 9-10 jandarma çökerek ters kelepçeyle gözaltına almaya başladılar. 88 yaşındaki kadının gözüne biber gazı sıktılar. 15 yaşındaki çocuğun kulağına copla vurdular, 5 dikiş var kulağında.
“Benim üstümde beş tane jandarma vardı, sırf beni yoldan çekebilmek için. Kollarım, sırtım mosmor oldu. Avukatı bile döve döve götürdü jandarma.”
“Kuş uçmayacak, yeşillik olmayacak”
Gültekin projeyi neden istemediklerini de şöyle ifade etti:
“Bu kadar verimli arazilerin üstüne bunu yapmaları şart mı ben bunu anlamıyorum. Yaz kış bir sürü sebze meyve yetişir burada. Bağlarımız var, zeytinliklerimiz var.
“Hiç kimse bizimle gelip muhatap olmuyor ama gelip zorla köyümüzü, verimli topraklarımızı elimizden almaya çalışıyorlar. Niye kimse gelip de bir açıklama yapmıyor? O santralin dumanı, isi bizim köyümüze akacak.
“Kuş uçmayacak, yeşillik olmayacak, kiri pisliği bu ovaya akacak. Köyde kim kalacak o zaman? Biz bu fabrikayı istemiyoruz.” (TP)
İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. 2017-2022 arasında bianet’te yargı ve iklim haberleri muhabiri olarak çalıştı.
Madrid'de 9 Şubat'ta konut talebiyle düzenlenen mitingden/thelocal.com
5 Nisan Cumartesi günü, İspanya'daki 40 şehirde on binlerce insan, ülkedeki konut kriziyle mücadelede daha etkili önlemler talebiyle sokaklara çıkacak.
İspanya'da son yıllarda giderek derinleşen ve özellikle gençler, dar gelirliler ve kiracılar için ciddi bir sorun haline gelen konut krizine karşı ülkenin bütün kentlerinde acil önlemler talebi yükseliyor.
Konut krizinin temeli
İspanya’daki konut krizinin özü,bir temel insan hakkı olan barınma hakkı ile emlak piyasasının kâr amacı güden yapısı arasındaki çelişkide yatıyor. İnsanlar barınacak uygun fiyatlı veya kiralı konut talep ederken, piyasa bu talebi yeterince karşılamadığı gibi kimi zaman doğrudan karşısında duruyor.
Krizin başlıca sıkıntıları
Özellikle Madrid, Barselona, Valensiya vb. büyük kentlerde kiraların son yıllarda halkın ödeme gücünü aşacak ölçüde yükselmesi ve konut arzının talebi karşılamaması başlıca sıkıntılar arasında.
Pandemi sonrası dönemde turizmin toparlanmasıyla Airbnb gibi kısa süreli kiralama platformlarının çoğalması, yerli nüfusa yönelik konut arzını düşürürken fiyatları da yukarı çekti. Konutlar yabancı yatırımcılar ve büyük emlak şirketleri için kâr amaçlı yatırım ve kâr aracına dönüştü.
Öte yandan inşaat maliyetlerinin yükselmesi bireysel konut üretimini daraltırken yerel yönetimlerin ağır işleyen karar alma ve planlama süreçleri sosyal konut üretimini sınırladıkça dar gelirliler içim erişilebilir konut yok denecek kadar azalıyor.
Konut darlığı ve geçim sıkıntısının bir başka sosyal sonucu da gençlerin ortalama evden ayrılma yaşının 30'un üzerine çıkması oldu.
Başlıca talepler
Sokaklara dökülenlerin alınmasını bekledikleri önlemler arasında belirli bölgelerde kiralara tavan getirilmesi var.
Bunu sosyal konut stokunun artırılması talebi izliyor. İspanya'da sosyal konutlar toplam stokun yalnızca yüzde 2'sinin altında ve AB ortalamasının çok gerisinde. Halk, kamunun daha fazla sosyal konut üretmesini istiyor.
Turistik kiralamaların yerli halkı yerinden ettiğini düşünenler, bu platformlara kota ya da yasak getirilmesini savunuyor.
Konut kıtlığına karşın özellikle büyük şehirlerde boş tutulan binlerce binanın ekonomiye kazandırılması için boş konutlara ek vergi talepleri öne çıkıyor.
Hafta sonu halk sokaklarda
Kiralarını ödemekte veya bir ev satın almakta zorlanan on binlerce kişi, cumartesi günü "Konut sektörüne son verelim" (Acabemos con el negocio de la vivienda) sloganıyla, değişim çağrısıyla sokağa çıkacak.
Madrid'de yürüyüş saat 12:00'de Atocha'da, Barselona'da saat 18:00'de Plaza Espanya'da, Valensiya'daki saat 18:30'da Belediye Binası Meydanı'nda, Palma de Mallorca'da öğle saatlerinde Plaça Espanya'da, Malaga'da 23:30'da Plaza de la Merced'den başlayacak olan yürüyüş ve mitinglerde İspanya'nın neredeyse tüm büyük eyalet başkentleri ve büyük kentlerinde halk, makul fiyatlı ve insan onuruna yakışır konut çağrısına katılacak.
Protesto gösterilerinin gerçekleşeceği kentler arasında Alicante, Albacete, Cuenca, Sevilla, Granada, Cádiz, El Puerto de Santa María, Jerez, Tarifa, Almería, Murcia, Badajoz, Cáceres, Guadalajara, Castellón, Valladolid, Salamanca, Zaragoza, Logroño, Burgos, San Sebastián, Santander, Gijón, A Coruña, Santiago, Vigo, Ourense ve Las ile Palmas de Gran Canaria, İbiza, Tenerife'de San Isidro, Fuerteventura'da Puerto del Rosario ve Menorca'da Mahón adaları var.
Muse: "Hayranlarımızın kaygılarına tam saygıyla DBL Entertainment ile ilişkimizi kesiyoruz"
Britanyalı progresif rock grubu Muse, hazirandaki konserini 2026'ya ertelediğini ve boykotçuları "vatan hainliği"yle suçlayan Abdülkadir Özkan'ın organizasyon şirketi DBL Entertainment'le hiçbir ilişkileri kalmadığını duyurdu.
Boykotçuları "vatan hainliği"yle suçlayarak kendisini boykotun hedefi haline getiren DBL Entertainment'ın patronu Abdülkadir Özkan'ın organizatörü olduğu konserle haziranda İstanbul'da sahneye çıkması planlanan Britanyalı grup, gösterilerini 2026'ya ertelediklerini açıkladı.
Britanyalı alternatif rock grubu Muse, sosyal medya hesabından yayımladığı mesajla organizasyon şirketi DBL Enterteinment ile ilişkilerini kestiklerini de duyurdu.
"Hayranlarımızın kaygılarına tam saygı"
"Dikkatli bir değerlendirme yaptıktan ve hayranlarımızın geri bildirimlerini dinledikten sonra ve onların kaygılarına tam saygıyla İstanbul'daki gösterimiz DBL Entertainment'ın işin içine karışmayacağından emin olacak şekilde 2026'ya ertelendi.
"Süren desteğiniz için teşekkür ederiz, bu bizim için her şey demek. 2026'da görüşmek üzere!"
After careful consideration and hearing the feedback from our fans whilst fully respecting their concerns, our show in Istanbul will be now postponed until 2026 so we can ensure DBL Entertainment will not be involved.
Thank you for your ongoing support, it means everything to…
DBL Entertainment organizasyon şirketi ve şirketin bünyesinde yer aldığı Dolmabahçe Grubu'nun patronu Abdülkadir Özkan boykota uğrayan EspressoLab önündeki bir gösteriye kahve zinciri şubesinden yapılan saldırının videosunu alıntılayarak boykotçuları saldırgan olarak göstermiş ve "vatan haini" olarak nitelemiş, bunun üzerine kendi organizasyonları da boykotun hedefi haline gelmişti.
Boykota uğradıktan sonra, sosyal medyadan "yanlış anlaşıldığını", kendisinin "radikal grupları eleştirdiğini" ve boykotçulara saygı duyduğunu ifade eden Özkan, ancak grubunun başarılarını "kişisel tartışmalar" ile gölgelememek için "tüm projelerden çekildiğini" açıkladıysa da "projeleri" o açıklama yapmadan önce İstanbul gösterilerini iptal ettiklerini açıklamışlardı.