Peru: Fujimori hanedanı geri geliyor
Peru'da 7 Haziran başkanlık seçiminde sağcı aday Keiko Fujimori, solcu rakibi Roberto Sánchez'i geride bırakarak zafere ulaştı. Oyların yüzde 98,86'sının sayılmasıyla Fujimori'nin üstünlüğünün aşılamayacağı anlaşıldı ve kesin sonuçlar temmuz ortasında açıklanacak. Fujimori'nin zaferi, insanlığa karşı suçlardan mahkûm olan ve 16 yıl cezaevinde yatan babası Alberto Fujimori'nin sert güvenlik politikaları ve neoliberal ekonomiyi birleştiren "Fujimoricilik" geleneğinin iktidara dönüşü anlamına geliyor. Fujimori, kampanyasını artan suç oranları ve güvenlik krizi üzerine kurdu ve tartışmalı "yüzsüz yargıçlar" sistemine dönme vaadinde bulundu. İnsan hakları savunucuları, bu sonucun demokratik haklara yönelik yeni baskı dalgasına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Solun kaybı, parçalanmışlık ve ikna edici çözümler üretememesiyle açıklanıyor. Sonuç, Latin Amerika'da güvenlik eksenli sağ siyasetin yükselişinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Peru’da 7 Haziran’daki başkanlık seçiminin ardından haftalardır süren sayım ve itiraz süreçleri sonlanmaya yaklaşırken, sağcı aday Keiko Fujimori ile rakibi solcu aday Roberto Sánchez arasındaki farkın kapanamayacağının anlaşılmasıyla ülke, son otuz yılın en zalim yönetimlerinden birine damgasını vuran Fujimori hanedanının iktidara dönüşüne hazırlanıyor.
Kesin resmî sonuçların temmuz ortasında ilan edilmesi beklenmekle birlikte, oyların yüzde 98,86’sının sayımının sonlandığı salı akşamı Fujimori’nin aritmetik üstünlüğünün artık aşılması mümkün görünmüyordu.
Bu sonuç yalnızca bir kişisel seçim zaferi olarak değil, Latin Amerika’da son yıllarda güçlenen güvenlik eksenli sağcı siyasi dalganın Peru’da kazandığı en önemli başarılardan biri olarak da değerlendiriliyor. Ancak insan hakları kuruluşları, demokratik kitle örgütleri ve birçok sivil toplum ağı açısından Peru’da ortaya çıkan manzara, siyasi istikrar vaadinden çok, otoriter geçmişle hesaplaşmanın bir kez daha ertelenmesi ve demokratik haklara yönelik yeni bir baskı dalgasının sökün etmesi riski anlamına geliyor.
“Fujimoricilik” devletin merkezine dönüyor
Keiko Fujimori’nin zaferi, aile geçmişinden kopuk olarak değerlendirildiğinde, bir siyaset insanının dördüncü denemesinde devlet başkanlığına ulaşması olarak görülebilse bile, bu sonuç esasen, babası Alberto Fujimori’nin başkanlığı döneminde şekillenen ve onlarca yıldır Peru siyasetini belirleyen neoliberal ekonomi ve güçlü liderlik ile sert güvenlik siyasetini birleştiren Peru’ya özgü sağ-popülist "Fujimoricilik" geleneğinin dirilmesi yeniden yürütme gücünü ele geçirmesi anlamına geliyor.
1990-2000 arasında ülkeyi yöneten Alberto Fujimori, bir yandan hiperenflasyonu dizginleyen ve Maocu Aydınlık Yol gerillalarını yenilgiye uğratan cabbar bir lider olarak göklere çıkarılırken öte yandan, muhalefet güçlerine yönelik örgütlendirilen ölüm mangaları, yerlilerin nüfus artış hızını durdurmaya yönelik zorla kısırlaştırma kampanyaları, yargının polisin emrine sokularak siyasallaştırılmasının doğurduğu ağır insan hakları ihlalleri nedeniyle insanlığa karşı suçlardan mahkûm olmuş bir devlet başkanı olarak nüfusun önemli bölümünün nefretini kazanmış bir despot olarak görülüyordu. İşlediği insanlık suçları nedeniyle başkanlığı sonrasındaki 16 yılını cezaevinde geçirmesi de, bu suçların kendileri ve mağdurları da Peru’nun demokratik güçlerinin hafızasında hâlâ canlı bir tarihsel kayıt oluşturuyor.
Dolayısıyla Peru’da seçimler uzun zamandır sağ ve sol arasında bir seçim olmakla kalmıyor, aynı zamanda “Fujimoricilik” ve “antifujimoricilik” arasında bir mücadele olarak yaşanıyordu.
Güvensizlik korkusu, demokrasi kaygılarının önüne geçti
Keiko Fujimori’nin seçim kampanyası büyük ölçüde suç oranlarının artışı, çetelerin şiddeti, haraç ekonomisi ve devlet otoritesinin aczi karşısında güvencenin kendi iktidarı olduğu üzerine kuruluydu.
Son yıllarda özellikle kentlerde güvenlik krizinin yoğun biçimde hissedildiği ülkelerden biri haline gelmiş olması, Peru seçmenleri arasında “güçlü devlet” ve “sert güvenlik politikaları”na yönelik desteğin genişlemesine yol açtı.
"Yüzsüz yargıçlar"
Ancak, ülke güvenlik anlayışına kayarken insan hakları savunucularını en fazla kaygılandıran unsur, Fujimori’nin seçim kampanyasında “jueces sin rostro”, “yüzsüz (görünmez) yargıçlar” sistemine dönme vaadiydi.
1990’larda “terör” ve uyuşturucu yargılamalarında uygulanan bu yöntemde sanıklar ve yargıçlar arasına bir perde geriliyorve yargılananlar kendilerini yargılayan hâkimlerin kimliğini bilmedikleri özel bir mahkeme düzenine alınıyordu. Bu uygulama uzun yıllardır yerel ve uluslararası insan hakları kuruluşlarınca adil yargılanma hakkının ihlali olarak kınanmaya devam ediyor.
Lima’da seçim öncesinde düzenlenen protestolarda kadın örgütleri, insan hakları dernekleri, öğrenci hareketleri ve sendikalar “güvenlik adına özgürlüklerden vazgeçmenin” ülkeyi geçmişteki ihlalleri yeniden yaşamaya sürükleyebileceği uyarısında bulunmuştu.
Sol neden kaybetti?
Keiko Fujimori’nin yükselişi yalnızca sağın başarısıyla açıklanmıyor. Sağın bir başarısı da yok ayrıca. Bu sonuç, birçok siyaset bilimciye göre aynı zamanda Peru’daki ilerici ve demokratik güçlerin uzun süredir içinden çıkamadıkları bir parçalanmanın da ürünü.
Solun adayı Roberto Sánchez ikinci tura kalmayı başarmış olmakla birlikte, seçim kampanyası boyunca yaygın bir toplumsal umut dalgası yaratamadı. Sol ve merkez-sol partiler arasında kalıcı bir programatik birlik kurulamaması, ekonomik sorunlara ilişkin ikna edici çözümler üretilememesi ve güvenlik konusunun büyük ölçüde sağın belirlediği bir çerçevede tartışılması bu umut dalgasının oluşamamasının önemli etkenleri arasında gösteriliyor.
Peru’da son yıllarda “değişim” vaadiyle öne çıkan bir dizi hükümetin, yolsuzluk iddialarıyla, yönetim krizleriyle ve iç bölünmelerle yüzleşememesi; beklentileri karşılamaktan uzak kalmaları da seçmen tercihlerinde etkili oldu.
Son on yılda ülke sekiz cumhurbaşkanı ve yirmi bir başbakan gördü. Bu tablo, geniş kitlelerde ideolojik tercihlerinden bağımsız olarak da “en azından düzen sağlayabilecek bir yönetim” arayışını güçlendirdi.
Latin Amerika’daki güçlü sağ rüzgar
Peru’daki sonuç, siyasal yorumcularca Latin Amerika genelinde gözlenen siyasal güç kayması kapsamında özgül bir an olarak okunuyor. 2000’lerin başındaki “Pembe Dalga” döneminde kıtanın önemli bir bölümü ilerici hükümetlerce yönetilirken, son yıllarda ekonomik durgunluk, güvenlik krizleri, göç baskısı ve kamu hizmetlerindeki gerileme birçok ülkede sağ siyasetlerin yeniden güç kazanması için zemin hazırladı.
Arjantin’de Javier Milei’nin yükselişi, Ekvador’da Daniel Noboa’nın güvenlik eksenli politikaları, Şili’de Pinochet sempatizanlarının yükselişi ve birçok ülkede merkez sağın yeniden güç toplaması bu eğilimin somut görünümleri arasında sayılıyor.
Bununla birlikte, bölgede tek yönlü bir sağa kayış yaşandığı iddiası da gerçeklerle tam olarak örtüşmüyor. Brezilya, Meksika, Nikaragua ve Uruguay'da sol iktidarlar hâlen ayakta; sağın geri döndüğü her yerde sert bloklaşmalar devam ediyor. Bu nedenle Peru’daki sonuç, Latin Amerika’nın tümüyle sağa dönmesinden çok, sağın manipüle edebileceği toplumsal güvensizlik ve ekonomik belirsizlik koşullarında sol hükümetlerin, on yıllar boyunca biriken yolsuzluk ve yoksulluğu hızla telafi etme mekanizmaları geliştirmede yeterince başarılı olamadıklarını gösteren yeni bir örnek sunuyor.
İstikrar mı, yeni çatışma dönemi mi?
Keiko Fujimori’nin partisi Fuerza Popular, Kongredeki ve özellikle Senatodaki gücü sayesinde olası görevden alma girişimlerine karşı önemli bir koruma sağlamış olmakla birlikte, bu sonuca birinci turdaki yüzde 11 kemik oyuyla değil, ikinci turda çeşitli partiler arasında parçalanmış sağcı seçmenin arkasında sola karşı birleşmesiyle ulaşmıştı. Bu durum toplumsal tabandaki parçalanmaları ve derin kutuplaşmayı ortadan kaldırmadı.
Keiko Fujimori babasının ayak izlerine basarak yürümeye hazırlanırken, insan hakları savunucuları, sendikalar, kadın hareketleri ve demokratik kitle örgütlerinin dikkatleri yeni onun ilk adımlarına çevrilmiş durumda. Hükümetin yargı reformu, protesto hakkı, ifade özgürlüğü ve güvenlik politikaları, Peru’da yeni dönemin temel demokrasi ve hak mücadelelerinin eksenini belirleyecek.
(AEK)