Özgür Özel, Akın Gürlek'e hakaretten 150 bin TL tazminat ödeyecek
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e açtığı manevi tazminat davasında hükmedilen 150 bin TL tazminat kararı istinafta kesinleşti. Dava, Özel'in Haziran 2025'te İstanbul Gaziosmanpaşa'daki mitingde, o dönem İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan Gürlek'e yönelik "Akın sert kayaya çarptın", "Gelirim, darmadağın ederim", "Aklını başına topla" gibi sözler sarfetmesi üzerine açılmıştı. İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi, Özel'in sözlerinin eleştiri sınırını aştığına ve Gürlek'in kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığına karar verdi. Özel'in avukatı, kamu görevlisinin sert eleştirilere daha geniş tahammül göstermesi gerektiğini ve sözlerin siyasal eleştiri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu ancak mahkeme bu savunmayı kabul etmedi. Karar, yargı mensuplarına yönelik eleştiri sınırının nerede başlayıp bittiği tartışmasını gündeme taşıdı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde İBB soruşturmalarında gözaltına alınanlara emniyet ve savcılıkta yapılan muamelelere yönelik eleştirileri nedeniyle CHP Genel Başkanı ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’e karşı açtığı manevi tazminat davasında hükmedilen 150 bin TL tazminat kararı istinafta kesinleşti.
İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20 Kasım 2025’te verdiği karar, perşembe günü İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin Özel’in itirazını reddetmesiyle kesinleşti.
Dava, Özel’in haziran 2025'te İstanbul Gaziosmanpaşa’da düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde, o dönem İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan Akın Gürlek’e yönelik sözleri nedeniyle Gürlek'in şikayeti üzerine açılmıştı.
CHP GENEL BAŞKANI HUKUKSUZLUKLAR İÇİN UYARDI
Özgür Özel: "Erdoğan sana söylüyorum, bu işin sonu kötü"
Miting, İBB soruşturması kapsamında CHP’li belediye başkanlarının tutuklanması ve muhalefetin “yargı eliyle siyaset dizayn ediliyor” eleştirilerinin yoğunlaştığı bir dönemde yapılmıştı.
Dava konusu sözler neydi?
Basına yansıyan konuşma kayıtlarına göre Özel, Gaziosmanpaşa mitinginde gözaltına alınan onlarca İBB yönetici ve çalışanının bir toplama kampına götürülen savaş esirlerini andırır bir görüntü yaratılarak emniyetten adliyeye sevki dolayısıyla Gürlek’e hitaben “Akın, sert kayaya çarptın oğlum”, “Sabrımızın sonundayız”, “Gelirim, darmadağın ederim, aklını başına topla”, “Tepemin tasını attırma, dağılmamak üzere toplanırız” ifadelerini kullandı.
Konuşmanın ilgili bölümünde Özel şunları söylemişti:
"Akın sert kayaya çarptın"
O görüntüdeki polis emir kulu. Ama o görüntünün talimatını kim verdiyse, kim verdirdiyse, o görüntüyü kim istediyse onun bu milletin yakasından tutup kafasını yere vurduğunu görene kadar bana durmak yok. Huzur yok. O videoyu çektirenlerin bu millete burnunu yere sürttüreceğim böyle, böyle, böyle. Akın sert kayaya çarptın oğlum, sert kayaya çarptın, sert kayaya çarptın. Aklınızı başına alın, Akın sert kayaya çarptın. Bir daha görmeyeceğim. O haysiyetsizliği bir daha görmeyeceğim, görmeyeceğim, görmeyeceğim. Bütün İstanbul’a soruyorum. Bütün İstanbul’a soruyorum. Cevabını buradan duysunlar. Bir daha bizden birilerinin ailesine, evladına, büyüklerine ağır gelecek bir görüntü çeken olursa çekeni de çektirene de bin pişman etmeye var mısınız? Var mısınız? Sabrımızın sonundayız. Saraçhane’deki kararlılıkla söylüyorum. Gelirim, darmadağın ederim. Aklını başına topla. Efendi gibi geliyoruz, eylemimizi yapıyoruz, dağılıyoruz. Ama tepemin tasını attırma, dağılmamak üzere toplanırız. Buradan Sayın Erdoğan’a da söylüyorum, AK Parti’de kafası çalışan kim varsa, aklını başına alacak kim varsa söylüyorum. Buradan sonra bu işin sonu kötü. Alın bunu buradan, alın.”
Ceza davası değil
Bu sözler üzerine Özel hakkında ayrıca ceza soruşturmaları da başlatılmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının “yargı görevi yapanı görevini yapmasını engellemek amacıyla tehdit” ve “kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret” iddialarıyla resen soruşturma açtığı; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının da farklı suçlamalarla ayrıca soruşturma başlattığı haberleştirilmişti.
Bugün kesinleştiği bildirilen dosya ise ceza davası değil, Gürlek’in kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla açılmış bir manevi tazminat davası.
Mahkeme tazminata kararının nedeni
Basına yansıyan mahkeme gerekçesine göre İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi, Özel’in sözlerinin “eleştiri sınırını aştığı” ve Gürlek’in kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı sonucuna vardı. Mahkemenin yaklaşımı, özellikle “gelirim, darmadağın ederim”, “aklını başına topla” gibi ifadelerin sıradan bir siyasal eleştiri olarak değil, kişiye yöneltilen ağır ve tehdit algısı doğurabilecek sözler olarak değerlendirilmesine dayanıyor.
Mahkeme ayrıca Gürlek’in bir siyasetçi değil, yargısal görev yürüten bir kamu görevlisi olduğu görüşünden hareket etti. Bu çerçevede, Gürlek’e yöneltilen sözlerin, kamu göreviyle ilgili meşru eleştiri sınırını aşarak kişilik haklarına zarar verdiği kabul edildi.
Özgür Özel’in kendisini nasıl savundu?
Özel’in istinaf dilekçesinin tam içeriği henüz kamuya açık kaynaklara yansımadı. Haberlerde yalnızca Özel’in yerel mahkeme kararına itiraz ettiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin ise bu itirazı reddettiği bilgisi yer aldı.
Buna karşılık ilk derece yargılamasında Özel adına savunma yapan avukat Sedat Aslantaş, Gürlek’in yürüttüğü kamu görevi nedeniyle sert eleştirilere daha geniş tahammül göstermesi gerektiğini savundu. Savunmada, Gürlek’in önce Adalet Bakan Yardımcılığı, ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevlerine getirilmesinin yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı bakımından siyasal tartışmanın konusu yapılabileceği belirtildi.
Savunma, özünde Özel’in sözlerinin, kişisel husumetten çok, kamu gücü kullanan bir yargı görevlisinin siyasi sonuçlar doğuran soruşturmalardaki rolüne yönelik sert bir siyasal eleştiri olarak değerlendirilmesi gerektiğine dayandırılmıştı. Bu gerekçelerle, açıklamaların ifade özgürlüğü ve siyasal eleştiri hakkı kapsamında korunması gerektiği ileri sürüldü.
Mahkeme bu savunmayı kabul etmedi. Kararda, ana muhalefet partisi genel başkanının sözlerinin eleştiri sınırını aştığı ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna varıldı.
Eleştiri hakkı kapsamında davanın düğümü
Dosyanın asıl önemi, Türkiye’de muhalefet liderlerinin yargı mensuplarını, özellikle de siyasi sonuçları olan soruşturmaları yürüten savcıları eleştiri sınırının nerede başlayıp nerede bittiği tartışmasını bir kez daha gündeme taşımasında.
Bu davada belirleyici tartışma, siyasi sözün sertliği ile hukuki yaptırım arasındaki sınırda düğümleniyor. “Sert kayaya çarptın, oğlum” gibi ifadeler tek başına kaba, polemikçi ve sert bir siyasal dil olarak görülebilirse de, mahkemenin “gelirim, darmadağın ederim” cümlesini eleştiri sınırının aşıldığı nokta olarak değerlendirdiği anlaşılıyor.
AİHM içtihatları: "Yargıçlar daha geniş eleştirilebilmeli"
Yine de AİHM içtihatlarında bu tür beyanların, kullanılan sözlerin çıplak anlamına indirgenmesinden çok konuşmanın yapıldığı bağlam, zaman muhatabın kamu görevi, tartışmanın siyasal niteliği, sözlerin gerçek etkisi ve ifade sahibinin kamusal kimliği ile birlikte ele alınarak değerlendirildiği biliniyor.
Nitekim Yüksek Mahkeme [Büyük Daire] 23 Nisan 2015 tarihli Morice v. Fransa davasındaki kararının 131. paragrafında şöyle diyor:
Yargıçlar devletin temel bir kurumunun parçasıdır; bu nedenle elbette yargının otoritesi ve kamu güveni korunabilir. Ancak “ağır derecede zarar verici ve esasen temelsiz saldırılar” dışında, yargıçlar yalnız teorik/genel düzeyde değil, kişisel olarak da eleştirilebilir; resmi görevlerini yerine getirirken sıradan yurttaşlara göre daha geniş eleştiri sınırlarına tabi olabilirler.
Üstelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi, yani ifade özgürlüğü maddesi hakkında verdiği kararları sistematik biçimde özetleyen resmî/yarı-resmî bir içtihat kılavuzu Madde 10 Rehberi yukarıdaki içtihadı özetlerken “resmi görevlerini yerine getiren yargıçların sıradan yurttaşlara kıyasla daha geniş kabul edilebilir eleştiri sınırlarına tâbi olabileceğini” açıkça kaydediyor. Aynı bölümde, yargıya güvenin korunmasının meşru olduğu, ancak bunun kamu yararı taşıyan yargı eleştirisini bütünüyle bastırma sonucunu doğurmaması gerektiği belirtiliyor.
(AEK)