Agos, 5 Nisan 1996 tarihinde Hrant Dink, Harutyun Şeşetyan ve Anna Turay'ın içinde yer aldığı ekip ile ilk sayısını yayınladı. Ermenice ve Türkçe yayınlanan gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink 19 Ocak 2007'de gazete binası önünde öldürüldü. Katil yakalansa da arkasındakiler ortaya çıkartılmadı. Dink’in ardından sırasıyla Etyen Mahçupyan, Rober Koptaş ve Yetvart Danzikyan yayın yönetmenliği görevini üstlendi. Agos zorlu şartlarda sürdürdüğü yayın hayatının 30. yıldönümünü okurları, yazarları ve dostları ile kutladı.
Kuruluş yıldönümü olan 5 Nisan Paskalya Bayramı'na denk geldiği için 4 Nisan'da düzenlenen etkinlikte yumurtalar boyandı, paskalya çörekleri pişirildi, birlikte müzik dinlendi.
Agos'un bu hafta yayınlanan sayısında ise yazarların 30 yıllık geçmişe ilişkin anıları ve geleceğe yönelik dilekleri vardı.
İşte Agos'un son sayısında yayımlanan yazılardan bir kısmı:
Bir zanaat ürünü olarak Agos
Yetvart Danzikyan
….
Babam kuyumcu mıhlayıcısıydı. Benim de sadekâr olmamı istiyordu. Hayali şuydu: Ben sadekâr olacaktım, o da mıhlayıcı. Ortaokuldan itibaren her yaz beni Kapalıçarşı’da bir kuyumcu atölyesine çırak olarak verdi. Ancak kuyumculuğun bana göre olmadığını anlamıştım. Lise bittikten sonra ise bir süre tekstil sektöründe çalıştım. Sonrasında ise yayıncılık alanında satış ve pazarlama bölümünde çalıştığım bir dönemim oldu. En sonunda önce yayıncılığın mutfağında, sonra da gazetecilik dünyasında buldum kendimi. İstediğim bir şeydi bu elbette.
Ancak kuyumculuğun ve tekstilin üretim aşaması bana bir şey öğretti. Yanyana gelip, bir hammadde üzerine çalışıp ortaya somut, elle tutulur bir şey koymak. Ne olursa olsun. İster bakır bir tepsi, ister bir yüzük, ister bir gömlek. Satış ve pazarlama bana bu duyguyu vermiyordu. Boşluktaydım.
Tamamını okumak için tıklayınız
Herkes el verdi, Hrant can verdi
Anna Turay
...
Başlangıçta Agos’ta bir gazeteci kadrosu yoktu, yazar, muhabir, grafiker, düzeltmen, reklam servisi yoktu. Para, fon, ofis, bilgisayar terminalleri, yazıcılar da yoktu.
Ya okur? Aslında o da yoktu. Ama Allah için, gönüllü çoktu.
Demek ki artık planlamalarla, SWOT analizleriyle vakit harcanmayacak, balıklama atlanacaktı. Ele ele tutuştuk, gözlerimizi kapatıp atladık! İyi ki!
Uzunca bir süre, akşamüstleri herkes kendi işinden çıkıp Agos mesaisine koştu. Derken, yavaş yavaş, pek çok şey yoktan var oldu. Düzen, sistem oluştu, oturdu. Başka hiçbir şeye benzemeyen, tamamen biricik, Agos’a özgü formlarla hem de. Çok çok umutla ve inançla, dayanışmayla, sabırla, kavgayla ve inatla...
Ve asıl olarak Hrant’ın rüzgârı, enerjisiyle... Agos, onun vicdanları uyandıran, sessizliği kıran benzersiz diliyle, harikulade iletişim kurma becerisiyle Agos oldu.
…
Tamamını okumak için tıklayınız
Nice yıllara Agos
Fethiye Çetin
****
…
İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi bünyesinde “Azınlık Hakları Çalışma Grubu” oluşturma girişimimiz Agos’un sayfalarına taşıdığı sorunlar ve bu sayede tanıştığım Av. Diran Bakar, Luiz Bakar ve Hrant Dink ile mümkün olabilmişti.
Sayımız azdı ama çalışkandık, İstanbul Barosunda paneller, toplantılar yapıyor, konuya ilişkin kitaplar yayınlıyorduk, hatta uluslararası bir sempozyum da düzenlemiştik. Agos’tan besleniyor, kamuoyuna, en azından hukukçulara duyurmaya, çözüm önerileri geliştirmeye çalışıyorduk.
Agos’un benim hayatımda başka bir nedenle de önemli bir yeri var. Amerika’daki akrabalarımla Agos sayesinde buluştum.
…
Tamamını okumak için tıklayınız
Agos’un Big Bang okulu
Rober Koptaş
….
Ertesi yıl, 1996’nın nisanı. Merhaba Agos, ne güzel şeysin sen, tasarımın benim geçen sene gördüğümden farklı ama logon kırmızı. Kendime hemen pay çıkarıp gururlanıyorum. Maviyi seçmelerine ben engel olmadım mı! İlk sayıyı bir yerlerden bulup çantama atıyorum. Okula giderken vapurun kıç tarafında çay ve simit eşliğinde kocaman açıyorum sayfalarını. Sevinçliyim. Artık vapurda sereserpe okuyabileceğim bir Ermeni gazetesi var. Küçük dünyamda büyük bir değişim.
…
Agos’un tarlada tohum ekmek için açılan yol, çığır demek olduğunu biliyoruz değil mi artık? Agos kendi agosuna nice tohumlar ekti, orada nice tohumlar yeşertti ama heveskârlığından, atılganlığından, gayretinden ilhamla ben o çığırı türkü çığırmak diye de duydum daima. Hrant Dink de, Agos da hep kendi türkülerini çığırarak büyüdüler, sesleri daha ötelerden, daha daha ötelerden duyulsun diye, duyulana dek.
Tamamını okumak için tıklayınız
Arkadan gelen sesler
Ümit Kıvanç
...
Dolapdere’ye inen yokuştaki (bence adı böyleydi) ilk Agos bürosu, hafızamda bir eski, büyük, şık masa ve etrafında kalan boşluk olarak yer etmiş. Üstüne bilgisayar konabilir eşya kenara sıkıştırılmış, herkes masanın çevresine doluşmuş, salon demek için muazzam abartı kabiliyeti, oda demek için bile belki belediyeden izin gerektiren bölümden, mazallah, kapı girişi veya tuvalete gitmeye kalkanın akşamüstü sıkışık otobüste kapıya ulaşmaya denk gayret göstermek zorunda olduğu mekân.
Orayı esas sıkıştıransa, görünmeyen kuvvetlerdi: Gerekli ve hayırlı, üstelik umut veren bir işe kalkışıldığını bilmenin heyecanı. Ortadaki fikrin somut ürüne nasıl dönüşeceğini bilmemenin yarattığı, merak dolu tedirginlik: atlarsanız hızla biryerlere yol alacak aracın yanıbaşındasınız, haliyle içiniz kıpır kıpır, nasıl kullanacağınızı ve nereye doğru gideceğinizi bilmiyorsunuz, fakat bir ayağınızı içeri atmışsınız bile. Heyecanınıza ve merakınıza kapılmışsınız. Merak, havadaki öbür kuvvet. Belli belirsiz tedirginlikleri başlarını her gösterdiklerinde eziveren merak.
…
Tamamını okumak için tıklayınız
(Mİ)

