LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği (LİSTAG) ile İzmir Aile Grubu, şiddet, ayrımcılık ve yaşam hakkı ihlallerine karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekilleri ve hak temelli sivil toplum örgütleriyle bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Aileler, ziyaretlerin ardından İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi’nde basın açıklaması yaptı.

tabii’den ayrımcı belgesel: Gökkuşağı Faşizmi
Açıklamayı LİSTAG Koordinatörü Neşe Tamer okudu. Tamer, LGBTİ+ çocukları olan aileler olarak uzun süredir çocuklarının yaşamlarına dokunan şiddetin giderek arttığını gözlemlediklerini söyledi.
Şiddetin yalnızca sokakta yaşanmadığını vurgulayan Tamer, cezaevleri, gözaltı araçları, adliyeler, okul yolları ve evlerin de şiddet mekânlarına dönüştüğünü belirtti. Tamer, bu ihlallerin çoğu zaman görünmez kılındığını vurguladı.
Basın açıklamasında, cezaevlerinde tutulan trans mahpusların şüpheli ölümlerle yaşamlarını yitirdiğine dikkat çekildi. Aileler, bu ölümlerin ardından etkili ve şeffaf soruşturmalar yürütülmediğini belirterek, devletin gözetimi altındaki bireylerin yaşamını koruma sorumluluğunu hatırlattı. “Çocuklarımız devletin gözetimi altındayken nasıl ölebilir?” sorusunu yönelten aileler, yaşam hakkının güvence altına alınmasını talep etti.
LİSTAG ve İzmir Aile Grubu, Onur Yürüyüşleri ve barışçıl gösteriler sırasında LGBTİ+’ların keyfi biçimde gözaltına alındığını, uzun süre özgürlüklerinden yoksun bırakıldığını ve kötü muameleye maruz kaldığını da vurguladı.
Açıklamada, bu kuşatma ortamının LGBTİ+ intiharlarında artışa yol açtığına dikkat çekildi. Neşe Tamer, “Bir çocuğun yaşamdan vazgeçmesi bireysel bir mesele değil; toplumsal ve kamusal bir sorumluluktur” dedi.
"Dışlayıcı dilin örneği: “Gökkuşağı Faşizmi”
Açıklamanın tamamı şöyle:
Bizler LİSTAG LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği ve İzmir Aile Grubu olarak, LGBTİ+ çocukları olan aileleriz.
Şiddetin ayrımcılığın ve yaşam hakkı ihlallerinin giderek sistematik hale gelmesine karşı TBMM de Milletvekillerini ve Hak Temelli Örgütleri ziyaret ettik.BUgün burada yaşam hakkı ihlallerinin giderek sistematik hale gelmesine karşı söz söylemek için bulunuyoruz.
Uzun süredir çocuklarımızın yaşamlarına dokunan şiddetin arttığını görüyoruz. Bu şiddet yalnızca sokakta değil, cezaevlerinde, gözaltı araçlarında, adliyelerde, okul yollarında ve evlerin içinde karşımıza çıkıyor ve çoğu zaman görünmez kılınıyor.
Cezaevlerinde tutulan trans mahpusların şüpheli ölümlerle hayatlarını kaybettiklerini, insan onuruna aykırı koşullarda tutulduklarını ve bu ölümlerin ardından etkili, şeffaf soruşturmalar yürütülmediğini biliyoruz.
Ebeveynler olarak soruyoruz: Çocuklarımız devletin gözetimi altındayken nasıl ölebilir?Onur Yürüyüşleri ve barışçıl gösterilerde çocuklarımızın keyfi biçimde gözaltına alındığını, uzun süre özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarını ve kötü muameleye maruz kaldıklarını da görüyoruz.
Bizler çocuklarımızı, onurlu, güvende ve ayrımcılıktan uzak bir yaşam sürebilmeleri için büyüttük. Ancak yaşam alanları daraltılan, barınma, eğitim, sağlık ve güvenli işe erişimleri engellenen LGBTİ+’lar yalnızlaştırılıyor ve hedef haline getiriliyor.
Bu kuşatma hali, LGBTİ+ intiharlarında artış olarak karşımıza çıkıyor. Bir çocuğun yaşamdan vazgeçmesi bireysel değil, toplumsal ve kamusal bir sorumluluktur.
2025 yılı “Aile Yılı” olarak ilan edildiğinde, biz aileler bunun çocuklarımızın korunması, ailelerin desteklenmesi ve şiddetsiz yaşamın esas alınması için bir fırsat olacağını düşünmüştük.
Ancak bağımsız sivil toplum örgütlerinin ve basına yansıyan verilerin ortaya koyduğu tablo son derece ağırdır.Bağımsız kadın örgütlerinin paylaştığı verilere göre, 2025 yılı boyunca yüzlerce kadın, erkek şiddeti sonucu yaşamını yitirmiş, yüzlercesi de şüpheli biçimde ölü bulunmuştur.
Aynı şekilde, çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarının yüzlerle ifade edildiği, çok sayıda çocuğun şiddet, ihmal ve istismar sonucu yaşamını kaybettiği basına yansımıştır.
Uzmanlar ve bağımsız kurumlar, çocuk ve ergen intiharlarında kaygı verici bir artışa dikkat çekmektedir.Bu veriler bize açıkça şunu söylüyor:
“Aile Yılı” ilanı, çocuklar ve kadınlar için güvenli bir yaşam alanı yaratmamış, şiddet ve hak ihlalleri görünmez kılınmaya devam etmiştir.
Bizler birer anne ve baba olarak, çocuklarımızın yaşam hakkının istatistiklere sıkışmasını, kayıpların sıradanlaştırılmasını kabul etmiyoruz.Bu dışlayıcı dilin somut örneklerinden biri, kamu yayıncılığı sorumluluğu taşıyan TRT’nin uluslararası dijital platformu tabii’de yayımlanmak üzere duyurulan “Gökkuşağı Faşizmi” adlı belgeseldir.
Bu yapımın tanıtımında, LGBTİ+’lar, çocuklar ve aileler için bir tehdit unsuru gibi gösterilmiş, gökkuşağı metaforu üzerinden, bir çocuğun odasını dağıtan büyük bir hayvan imgesiyle korku ve düşmanlık üreten bir anlatı kurulmuştur.
Bizler LGBTİ+ Aileleriyiz.
Vergilerimizi, çocuklarımızın, ayrımcılığa uğramadığı, nefret söylemleri ile hedef gösterilmediği, yaşam hakkının güvence altına alındığı bir toplumda yaşamaları için ödüyoruz.
Bizim vergilerimizle, devlet, ayrımcılığı ve düşmanlaştırıcı propagandayı finanse edemez.Kamu yayıncılığı, korku üretmekle değil, eşit yurttaşlığı, insan onurunu ve yaşam hakkını korumakla yükümlüdür.
Bu dili, bu zihniyeti ve bu kuşatmayı kabul etmiyoruz.
Çocuklarımızın varoluşunu tehdit gibi gösteren hiçbir söyleme boyun eğmeyeceğiz.
Bu zihniyetle yalnızca bugün değil, yarın da, yalnızca bu açıklamayla değil, her alanda mücadele etmeye devam edeceğiz.· Şiddeti normalleştirmeyeceğiz.
· Ayrımcılığa ve nefret diliyle yapılan propagandaya izin vermeyeceğiz.
· Çocuklarımızın yaşam hakkından vazgeçmeyeceğiz.
Devleti, tüm kurumlarıyla birlikte, yaşam hakkını korumaya, ayrımcılığı önlemeye, nefret söylemiyle mücadele etmeye, işkenceyi ve kötü muameleyi sona erdirmeye ve eşit yurttaşlık ilkesini hayata geçirmeye çağırıyoruz.
Bu çağrı, evladını korumaya çalışan ailelerin kararlı sesidir.
Bizler bu mücadeleden vazgeçmeyecek, çocuklarımızın yaşam hakkını, güvenliğini ve onurunu savunmaya her koşulda devam edeceğiz,
Çocuklarımız için.
Yaşam için.
Hepimiz için.LİSTAG – LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği ve İzmir Aile Grubu "
(EMK)

