"Kız çocukları için güvenli futbol ortamı sağlayamamak büyük bir sorun"
Türkiye'de kadın futbolu son yıllarda artan görünürlüğü ve profesyonel liglerin gelişimiyle daha fazla konuşulmaya başlasa da, bu alanın tarihine ilişkin kapsamlı çalışmalar oldukça sınırlı. Oysa kadın futbolunun bugünkü noktaya ulaşmasının ardında, uzun yıllar boyunca görünmez kılınan emekler, kapanan kulüpler, kurumsal ilgisizlik ve yüzlerce sporcunun, antrenörün ve yöneticinin mücadelesi bulunuyor. İletişim Yayınları'ndan Haziran ayında yayımlanan "Ofsayt Bilen Kadınlar", Türkiye'de kadın futbolunun yaklaşık yüz yıllık serüvenini sözlü tarih çalışmaları, arşiv belgeleri ve tanıklıklar eşliğinde kayıt altına alarak bu boşluğu doldurmayı hedefliyor.
2012 yılından bu yana kadın futbolunun içinde yer alan araştırmacı ve yazar Erdem Göktürk, yıllara yayılan görüşmeler, gazete arşivleri ve saha araştırmalarıyla hazırladığı kitabında kadın futbolu tarihini, federasyon politikalarını, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve futbol ekonomisini mercek altına alıyor.
Kadın futbolunun en temel sorunlarının mali sürdürülebilirlik ve tabana yayılma olduğunu vurgulayan Göktürk, kız çocuklarının güvenli futbol ortamlarına erişememesini ise çözülmesi gereken en önemli toplumsal meselelerden biri olarak değerlendiriyor. Göktürk ile Ofsayt Bilen Kadınlar kitabını konuştuk.

"Futbolun erkek egemen kodlarına karşı bir çıkış."
"Ofsayt Bilen Kadınlar", Türkiye'de kadın futbolunun yaklaşık yüz yıllık serüvenini ele alıyor. Sizi bu tarihi yazmaya iten temel motivasyon neydi? Sizce kadın futbolunun tarihi neden bugüne kadar yeterince yazılmadı ve görünür olmadı?
2012 yılından beri kadın futbolunun içindeyim. Sporun, özellikle kadın futbolunun toplumu dönüştürücü bir gücü olduğuna inanıyorum. Hep "öteki" olarak kalmış, dışlanmış bir branş kadın futbolu. Futbolun erkek egemen kodlarına bir karşı çıkış aslında. Küçük çocuklar ve genç kızlar açısından bakıldığında da, doğru icra edildiği takdirde, inanılmaz bir güçlendirme aracı. Alanla ilgilenirken, ister istemez, karşıma geçmişten beri bu alanın içinde yer alan oyuncular çıkıyordu. Ligin kuruluşunda yer almış, ama halen aktif olarak ilgilenen pek çok dost ile tanıştım. Onlar, anlattıkları ile benim daha da merak etmemi sağladılar. Yapılandırılmış bir hikayesi yoktu alanın. Tek tek, kişisel anıların anlatıldığı bir yerdi. Bu anlatımları toplayarak, kayda geçirerek başladım. Ben kaydettikçe, her hikaye yeni kahramanlar ile tanıştırdı beni. Onların hikayeleri de diğerleri ile. 1970'lerde başlayan maceranın eski aktörlerinin artık yaş almış olduğunu, eğer kayda geçirilmezse, bir tarihin kaybolacağını fark ettim. O esnada pandemi nedeniyle eve kapandık.
Ben de duvara bir boş kağıt astım. Tüm aktörler ile konuşarak, takımları üzerine işaretleyerek, birinden diğerine bağlantıları çizerek boşlukları doldurdum. Pandeminin ardından ise gazete arşivlerinden yaptığım taramalar ile hatıraların doğrulamasını yaptım. İnanılmaz özveri göstermiş insanlar ile tanıştım, büyük emeklere şahit oldum. Ne motive etti diye sormuştunuz. Aslında her yaptığım görüşme bir diğeri için motive etti. Günün sonunda, bu hikayeyi kalıcılaştırmaya mecburdum artık.
Bu tarih neden bugüne kadar yazılmadı. Aslında sevgili Lale Orta hocamızın detaylı çalışmaları vardı bu konuda. Herhalde, pek çok kişinin hala alanda faal olması, derinlemesine bir çalışma yapmaya vakit ayıramaması nedeni ile çıkmadı daha önce. Tabii bir de kurumsal ilgisizlik var.
Futbol Federasyonu yönetimi bu alanı gerçek anlamda sahiplenmemişti. Aslında onların yapması gereken bir işti bu.
"Çalışma büyük oranda bir sözlü tarih çalışması"
Kitabınız federasyon politikaları, medya, toplumsal cinsiyet ve futbol ekonomisini birlikte ele alıyor. Bu çalışmayı hazırlarken nasıl bir yöntem izlediniz?

Çalışma, demin de bahsettiğim gibi, büyük oranda bir sözlü tarih çalışması. Ben tarihçi değilim. Mutlaka eksikler olmuştur teknik açıdan. Dolayısı ile konunun uzmanlarının hoşgörüsüne sığınıyorum. Yaparken de, bir hayli vakti, herkese erişebilmek için harcadım. Vefat edenlerin ailelerine, yabancı futbolculara, ziyaret eden yabancı kulüplerin arşivlerine ulaştım . Oldukça kapsamlı bir gruba erişebildiğimi düşünüyorum. Gazete arşivlerini ise iki ana konuda kullandım. Hem anlatıları, akışı bir araya getirmek ve köprüler kurabilmek için değerliydi arşivler. Hem de, aradan on yıllar geçmiş, bellekte kalan bilgilerin doğruluğunu kontrol etmeme yaradılar. Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nin inanılmaz arşivinden epey faydalandım.
"Türk futbolunun en önemli özelliği stratejisizlik."
Kitabı okurken dikkat çeken temel noktalardan biri, Türkiye'de kadın futbolunun gelişiminin büyük ölçüde uluslararası dinamiklerin, özellikle UEFA'nın stratejileriyle şekillenmiş olması. Bu tablo bize Türkiye'deki spor yönetimi ve futbol politikaları hakkında ne söylüyor?
Türk futbolunun belki en önemli özelliği, bir stratejiye sahip olmaması. Günü kurtaracak hamleler ile ilerlemeye çalışıyoruz. Mahmut Özgener zamanında, 2010 yılında, tek bir kez strateji dokümanı çalışılmış. Bir de Mehmet Büyükekşi'nin başlattığı bir çalışma mevcut. Ancak bu uygulamaya geçemiyor. Türkiye'nin yüz yıllık futbol tarihindeki stratejik hafıza bu kadar. Dolayısı ile kişilere bağlı olarak ilerleyen bir sistem var. Ne hedefler belli, ne sorumluluklar... Dolayısı ile akıcı ve akılcı bir yapıdan ziyade, önümüzde hareket ettirilemeyen bir kütle var.
Kadın futbolu burada sonradan gelen, maddi ve zihinsel pastadan pay isteyen durumunda. Dolayısıyla kendiliğinden bir geliştirme motivasyonu yok. Ancak UEFA son yıllarda kadın futboluna, aslında futbolu kadınlara da pazarlamaya özel bir önem veriyor. Çok ciddi stratejiler üretiyor, önemli gelişimler sağlıyor. Doğal olarak toplumsal cinsiyet açısından da ciddi kazanımlar elde ediliyor. En büyük lig bütçelerden birisine sahip, önemli bir nüfus barındıran Türkiye'de odakta doğal olarak. Projeler yolu ile fonlar geliyor, bu fonlar ile gelişiyor kadın futbolu.
Aslında kadının dönüşüm yapabilmesi sadece sahaya çıkıp futbol oynamasından ibaret değil. İnanılmaz başarılı kadın yöneticilerimiz var iş dünyasında. Demek ki (ve tabi ki) kadın yönetebiliyor Türkiye'de. O zaman, profesyonel kadın bakış açısı, en üstten futbola girebilmeli. Etki edebilecek yetkinlikteki kadınlar futbola çekilebilmeli. Değişim ancak o zaman başlar. O zaman kadın antrenörler yer bulabilirler. O zaman kadın hakem sayısı artar. Kaliteli kulüp ve güvenli spor ortamı sağlanır. O zaman kütle hareket ettirilebilir.
"Üst lige alınan erkek kulüpleri kadın şubelerini bir yıl içinde kapattı"
Son yıllarda kadın futbolu görünürlük, sponsorluk ve marka kulüplerin lige katılımı açısından önemli bir ivme yakaladı. Ancak bu büyüme tabana yayılmadığında kırılganlaşabilir bir pozisyonda. Bugün kadın futbolunun önündeki en kritik yapısal sorun sizce nedir?
Sporun her alanında olduğu gibi, bir Rekabet ile Katılım eksenine yerleşiyor her kulüp. Son dönemde UEFA'nın da etkisi ile rekabet alanında bir büyüme yakalandı. Ancak mevcut resim yanıltıcı olabiliyor. Marka kulüp derken, 3 İstanbullu ve 1 Trabzon ötesine geçemedik. En üst lige alınan tüm erkek kulüpleri, henüz bir yıl içinde kapattılar kadın şubesini. Alt liglerde de bir Gençlerbirliği, bir de Alanya var sadece. Dolayısı marka kulüplerde dahi kayda değer bir yayılım yok. Beş kulüplü rekabetin olduğu bir ligimiz var. Her sene bunlardan birisi şampiyon oluyor, her yıl 2-3 kulüp Süper ligden çekiliyor. Dolayısı ile rekabetten faydalanacağımız lig albenisi, naklen yayınlar, maç günü gelirleri gibi konular gerçekleşmenin çok ötesinde kalıyor.
O zaman katılım ne durumda?
Harika bir talep var. Her yerde futbol oynamak isteyen kız çocukları mevcut. Ancak kulüp dağılımı yetersiz. İdeal olarak, kız çocuğu evine en fazla 15-20 km ötede bir yerde spor yapabilmeli. Ama bunu sağlayamıyoruz. Federasyon'da da aynı ekip hem Şampiyonlar Ligi'ne gidecek kulüp ile, hem de Ardahan'da U13 oynayan kulüp ile aynı gün içinde ilgileniyor. Çözüm, bence, şu anda birbirinden ayrı duran Amatör Futbol ile Kadın Futbolu departmanlarının iş birliği yapması. Amatör Futbol'un yerel ligler ve altyapıları alarak yerinde oynatmaya odaklı bir proje geliştirmesi.
En önemli yapısal sorun demişsiniz, en önemli yapısal sorun kadın futbolunun mali bir denge oluşturamaması. Mevcut şartlarda, gelirler sıfıra yakın. Giderler ise her yıl artıyor. Bu yapının dengeye getirilmesi ve kadın futboluna kaynak oluşturulması, rekabetçi tarafı yönetebilmenin tek yolu. Katılım tarafında ise, futbol oynamak isteyen, Türkiye'nin herhangi bir yerindeki kız çocuğuna güvenli ortam sağlayarak, futbol oynamatamamamız çok büyük bir sorun. Bu iki konu çözüldüğünde, 80 milyonluk potansiyelimiz ortaya çıkar ancak.
Kitabınızı tamamladıktan sonra geriye dönüp baktığınızda, Türkiye'de kadın futboluna dair en çok hangi ezberin kırılmasını umuyorsunuz?
Klasik olarak "kadın futbol oynayamaz" klişesi diyebiliriz. Ama demeyelim. Aslında "erkek veya kadın fark etmez, yeteneği olan herkese doğru fırsat sağlanır" demek daha doğru sanırım.
(ZA/HA)
“Kadir İnanır, başka bir erkeklik ve Türklüğün mümkün olduğunu gösterdi”
Yapay zekâ hafızayı yeniden kurabilir mi?
“Dünya Kupası biraz ‘mış gibi’ bir organizasyon”
“Filistin artık coğrafyayla sınırlı değil”
Çocuk futbolcuların görünürlüğü kimin yararına?