Bazı hikâyeler yazılmadan önce uzun süre bekler; sessizce demlenir, zamanını kollar. Belçikalı yazar Jolien Janzing’in ilk çocuk kitabı Atta da böyle bir bekleyişin ürünü. Charlotte Brontë ve Audrey Hepburn gibi ilham verici kadınları merkeze alan tarihî romanlarıyla tanıdığımız Janzing, bu kez rotasını çocuk edebiyatına çeviriyor ve bizi Taş Devri’nde geçen, cesur bir kız çocuğunun kendi sesini bulma mücadelesine davet ediyor.
13 Aralık 2025’te Belçika’da gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide Janzing’le, Atta’nın doğuşunu, kız çocukları için taşıdığı anlamı, önyargılar ve liderlik üzerine kurduğu dünyayı, tarih ile kurgu arasındaki dengeyi ve çocuklar için yazmanın inceliklerini konuştuk.
“Ben özünde bir hikâye anlatıcısıyım”
Jolien Janzing, yetişkinlere yönelik tarihî romanlardan çocuk edebiyatına geçişini ani bir yön değişikliği olarak görmüyor. Ona göre belirleyici olan yaş grubu değil, hikâyenin kendisi:
“Ben özünde bir hikâye anlatıcısıyım. Anlattığım hikâyenin çocuklara mı yoksa yetişkinlere mi hitap ettiği benim için ikinci planda. Çocuklarım küçükken onlar için çok hikâye yazardım. Taş Devri’nde geçen bir kurgu da uzun süredir aklımdaydı ve bunun bir çocuk hikâyesi olması gerektiğini hissediyordum. Hatta Atta’nın adı bile yıllardır zihnimdeydi.”
Bu nedenle Atta, yazara göre sonradan verilmiş bir kararın değil, uzun zamandır için için varlığını sürdüren bir hikâyenin doğal sonucu.
Atta: Kendi yolunu çizen bir kız çocuğu
Romanın merkezinde, erkek egemen bir düzende kendine yer açmaya çalışan, inatçı, cesur ve boyun eğmeyen bir kız çocuğu var. Janzing, Atta’yı özellikle kız çocukları için ilham verici bir figür olarak kurduğunu açıkça söylüyor:
“Yazarken temel motivasyonlarımdan biri kadınları ve kız çocuklarını cesaretlendirmek. Onlara korkmadan, alışılmadık olsa bile kendi yollarını çizmeleri gerektiğini hissettirmek istiyorum. Atta da tam olarak bunu temsil ediyor.”
Bu yönüyle kitap, tarihöncesi bir dönemde geçse de yalnızca geçmişe bakmıyor; bugünün dünyasına da güçlü bir biçimde temas ediyor. Janzing’e göre Atta bugün yaşasa, yine benzer önyargılarla karşılaşacaktı:
“Aslında bütün kitaplarım bir şekilde bugünü anlatıyor. Ama Atta’da bu çok daha görünür. Ne yazık ki kız çocuklarına dair kalıplaşmış yargılar hâlâ sürüyor.”
Kahramanlık gündelik hayatın içinde saklı
Atta’nın bir kahraman mı yoksa rol model mi olduğu sorusuna Janzing’in yanıtı net: ikisi de. Ancak onun kahramanlık anlayışı destansı anlatılardan çok, çocukların gündelik hayatta gösterdiği dirence ve cesarete dayanıyor:
“Bence birçok çocuk, ne kadar kahramanca davrandığının farkında değil. Ailesine destek olmaya çalışan, kardeşinin sorumluluğunu üstlenen ya da zorbalığa uğrayan bir arkadaşını savunan çocuklar gerçek kahramanlardır.”
Yazar, yetişkinlerin çocukları çoğu zaman küçümsediğini; oysa çocuklarda çok canlı ve güçlü bir adalet duygusu bulunduğunu vurguluyor. Atta’nın gücü de biraz buradan geliyor: doğru bildiği şey için ayağa kalkma cesaretinden.

Güç, liderlik ve Dottie’nin karanlık aynası
Kitabın dikkat çeken unsurlarından biri de Neander klanındaki hiyerarşik yapı. Özellikle Dottie karakteri, otorite ve liderlik üzerine düşünmeye alan açıyor. Janzing, burada tarihsel gerçeklikten çok bir liderlik eleştirisi kurduğunu söylüyor:
“Dottie’yi özellikle kadın olarak kurguladım. Çünkü ‘erkekler kötü, kadınlar iyidir’ gibi basit bir karşıtlık istemedim. Bencillik ya da kötülük cinsiyetle ilgili değil. Atta, Dottie’ye bakarak nasıl bir lider olunmaması gerektiğini öğreniyor.”
Bu karşıtlığın önemli bir tamamlayıcısı ise Udal. Dottie’nin zayıflık olarak gördüğü duyarlılık, sanatla ilişki ve başka türden bir zekâ, zamanla gerçek gücün işareti hâline geliyor:
“Dottie, Udal’ı fazla saf buluyor. Oysa hikâye ilerledikçe asıl gücün o başka değerlerde olduğu görülüyor.”
Tarihî bir fon, canlı bir kurgu
Atta, yalnızca bir macera romanı değil; aynı zamanda doğada hayatta kalma bilgisi, mağara resimleri, yenilebilir yabani bitkiler ve Neandertallere ilişkin ayrıntılarla zenginleşen bir metin. Janzing, bu tarihî katmanın bilinçli biçimde kurulduğunu anlatıyor:
“Çocukların ve yetişkinlerin nereden geldiklerini, yani köklerini bilmelerini çok önemli buluyorum. Taş Devri genellikle yüzeysel anlatılıyor. Oysa doğayla bağımızı ve insan olarak ortak geçmişimizi düşünmek çok değerli.”
Yine de Janzing, Atta’nın bir tarih kitabı olmadığını özellikle hatırlatıyor. Roman, tarihsel verilerden besleniyor ama nihayetinde bir kurgu olarak kendi hayal gücünün alanında şekilleniyor.
Önyargıların çözülüşü
Kitabın en güçlü damarlarından biri de önyargılarla kurduğu ilişki. Atta, başlangıçta yabancı ve “öteki” olarak gördüğü Neanderleri tanıdıkça, onlara dair kalıplaşmış düşüncelerinin geçersizliğini fark ediyor. Aynı süreç karşılıklı olarak işliyor. Janzing bunu didaktik bir mesaj verme kaygısıyla değil, hayatın içindeki gerçeği anlatma isteğiyle kurduğunu belirtiyor:
“Önyargılar çoğu zaman uzaktan bakınca oluşuyor. Yaklaştıkça, tanıdıkça çatlamaya başlıyorlar.”
Çocuk edebiyatında umut neden önemli?
Söyleşimizin en dikkat çekici başlıklarından biri de çocuk edebiyatında “umutlu son” meselesiydi. Janzing, her hikâye için kesin bir kural koymuyor ama çocuklara yazarken umudu korumayı önemsediğini söylüyor:
“Dünya zaten yeterince zor. Çocukların hayatın karanlık yanlarını öğrenmesi gerekir ama hayal kurma güçlerini ellerinden almamak da gerekir. Güzel bir hikâye anlatmak biraz da özen göstermektir.”
Bu yaklaşım, Atta’nın sonunda belirgin biçimde hissediliyor. Zorluklar inkâr edilmiyor; ancak çocuk okurun elinden umut da alınmıyor.
“Yazı benim için sadece kelimeler değil”
Janzing, yazma sürecini anlatırken de oldukça çarpıcı bir ifade kullanıyor. Ona göre yazmak, dışarıdan kurulan bir yapı değil; içine girilip yaşanan bir deneyim:
“Bir hikâyeyi yazarken onun tam kalbine iniyorum. Yazı benim için kâğıttaki kelimelerden ibaret değil; ben o dünyanın içinde yaşıyorum.”
Yazmak isteyen çocuklara önerisi de tam olarak bu: karaktere dışarıdan bakmak yerine, onun yerine geçmek; sahneyi sadece görmek değil, duymak, koklamak ve hissetmek.
Son söz
Jolien Janzing’in Atta’sı, Taş Devri’nde geçen bir macera romanı olmanın ötesinde; cesaret, adalet, önyargı, aidiyet ve dayanışma üzerine düşünen bir metin. En önemlisi de, kendi yolunu çizmeye çalışan bir kız çocuğunu merkeze alarak, tarihöncesinden bugüne uzanan çok tanıdık bir mücadeleyi görünür kılıyor.
Söyleşimizin sonunda Janzing, 2026’da yayımlanacak yeni bir çocuk kitabı üzerinde çalıştığını da paylaştı. Görünen o ki onun çocuklar için kurduğu anlatı dünyası daha uzun süre genişlemeye devam edecek.
(NÖ/ÖAL)




