Bu hafta biamag’da
Nalin Öztekin editörlüğünde hazırlanan bu haftaki biamag’da kişisel tanıklıklardan toplumsal hafızaya, futboldan siyasete, rap müzikten teknolojiye, mitolojiden hayvan haklarına uzanan geniş bir hatta dolaşıyoruz. Bilgesu Erenus’un yaşamıyla sözü arasındaki tutarlılıktan Tarlabaşı’nın kaybolan hafızasına; toplumsal hissizleşmeden beden üzerindeki tahakküme, savaşın ve şiddetin sıradanlaşmasından barış ihtimaline kadar birbirinden farklı görünen pek çok başlık ortak bir soruda buluşuyor: İçinde yaşadığımız dünyayı nasıl görüyor, neye itiraz ediyor ve neyi değiştirmeye çalışıyoruz?
Bu haftanın yazıları kimi zaman bir anının, kimi zaman bir kitabın, filmin, fotoğrafın ya da müziğin izini sürüyor; görünmeyeni görünür kılmaya, alışılmış anlatıları tersyüz etmeye ve bize kaçınılmazmış gibi sunulan düzenleri yeniden düşünmeye çağırıyor.
Evrim Kepenek, belgesel fotoğrafçı Ali Öz’le Tarlabaşı’nın kaybolan hafızasını, Cumartesi Anneleri’ni, grevleri ve sokak hareketlerini konuştu; 45 yıllık bir arşiv üzerinden fotoğrafın vicdan, hafıza ve hakikati görünür kılma gücüne odaklandı.
Emre Can Sancar, Kreuzberg’deki politik ve sınıfsal köklerinden bugünün ana akım müzik endüstrisine Türkçe rap’in geçirdiği dönüşümü mercek altına aldı; türün yeniden bir kültürel itiraz alanına dönüşme ihtimalini değerlendirdi.
Ali Deniz Kılıç, Kaczynski’den Black Mirror’a, sosyal medyadan akıllı telefonlara teknolojinin gündelik hayattaki yerini irdeledi; “ilerleme” olarak sunulan araçların gözetimi, bağımlılığı ve eşitsizliği nasıl yeniden ürettiğine dikkat çekti.
Panayotis Petridis, π sayısı, Arşimet, Kastoriadis ve Cahit Arf arasında kurduğu düşünsel hat üzerinden bilim ve eğitimin savaş, kriz ve toplumsal kutuplaşma karşısındaki kamusal sorumluluğunu gündeme taşıdı.
Zeynep Altıok, futbolun pres, alan yaratma ve takım oyunu kavramlarını siyasete taşıdı; toplumsal muhalefetin rakibin temposuna teslim olmadan kendi oyun planını nasıl kurabileceğini tartıştı.
Özgür Erbaş, Deniz Göktaş’ın cezaevinden gönderdiği açık mektuptan “gözaltında değilim” uygulamasına uzanan absürt bir Türkiye tablosu çizdi; operasyonların gündelik hayatı ve toplumsal ruh hâlini nasıl dönüştürdüğünü hicvetti.
Burak Sarı, toplumsal hissizleşme, sağlamcılık, türcülük ve gündelik hayatta yeniden üretilen ayrımcılık üzerinden yabancılaşmanın izlerini sürdü; suskunluk karşısında vicdanı, dayanışmayı ve kolektif yaşamı savundu.
Atiye Kalkan, çocukluğundan taşıdığı bir meselden hareketle hayvanların yaşam hakkını vicdan ve merhamet gibi değişken kavramların ötesinde ele aldı; Kur’an ve hadisler üzerinden hayvanlara yönelik şiddeti meşrulaştıran dini söylemlere itiraz etti.
Sevgi Uçan Çubukçu, Büyükada’daki komşuluk günlerinden çocuklarla söylenen barış şarkılarına ve dayanışma anlarına uzanan kişisel tanıklıklarıyla Bilgesu Erenus’u, sanatıyla yaşamı arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmış bir kadın olarak hatırlattı.
Şeyhmus Diken, “çerçeve yasa” olarak anılan kanun teklifini Türkiye’nin yarım asırlık çatışma geçmişi içinde değerlendirdi; eksiklerine rağmen bu ilk adımın sahiplenilmesi ve toplumsal barış yönünde ilerletilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Nilgün Karataş, Margaret Atwood’un Penelopia’sı ile Emily Wilson’ın Odysseia çevirisini birlikte okudu; sınıf, rıza, mülkiyet ve iktidar ilişkileri üzerinden mitlerin eril anlatısını tersyüz ederek tarihin susturduğu kadınların sesini görünür kıldı.
Rosalino Levantino, kendi tıbbi müdahale deneyimleriyle Duyarlı (Sentient) belgeselindeki makakların maruz kaldığı deneyleri yan yana getirerek, tıbbın insan ve hayvan bedenleri üzerindeki tahakkümünü, rıza meselesini ve şiddetin sıradanlaşmasını sorguladı.
Dinleme önerisi
(NÖ)