5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde küresel iklim eylemi çağrısı
Birleşmiş Milletler (BM), çevre bilincini artırmak ve küresel ölçekte harekete geçmek amacıyla 1973 yılında 5 Haziran’ı Dünya Çevre Günü olarak ilân etti.
O günden bu yana her yıl 150’den fazla ülkede sivil toplum kuruluşları, yerel topluluklar, hükümetler ve özel sektör temsilcileri, çevre sorunlarına dikkat çekmek ve çözüm üretmek için bir araya geliyor.
BM Çevre Programı (UNEP) gün bağlamında yayımladığı açıklamada “küresel iklim eylemi” çağrısı yaparak şöyle dedi:
Gezegen tartışmaz, müzakere etmez. Sadece sinyaller gönderir: Yükselen denizler, yıkıcı orman yangınları, sıcak hava dalgaları ve eriyen buzullar. 1,5°C’nin sınır olduğunu söyledik. Şimdi o sınırı aşıyoruz.
On yıllardır dünya iklim krizinin hikâyesini duyuyor: Uyarılar, hedefler, uzak tarihler. Çoğu zaman verilen yanıt ise gecikme, dikkat dağıtma ve inkâr oldu. Ama şimdi daha dikkatle bakınca, gürültünün altından başka bir sinyal yükseliyor. Güneş panelleri çatıları kaplıyor. Rüzgâr türbinleri ufku çiziyor. Kentler insanlar için yeniden tasarlanıyor. Ormanlar yeniden dikiliyor. İklim çözümleri dünyanın her köşesinde kök salıyor.
#DünyaÇevreGünü 2026, Dünya’nın gönderdiği acil iklim sinyallerine ve bizim bu sinyallere nasıl karşılık verdiğimize odaklanıyor. UNEP’in küresel kampanyası, hepimizi #Şimdiİklimİçin çağrısıyla harekete geçmeye ve zaten hareket hâlinde olan dünyayı daha doğru bir yöne çevirmeye davet ediyor.
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası’ndan açıklama
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası da yaptığı açıklamada 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün bir kutlama değil; doğayı, yaşamı ve geleceğimizi tehdit eden ekolojik yıkıma karşı mücadele günü olduğuna dikkat çekerek şöyle dedi:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. maddesi açıkça belirtmektedir ki ‘Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.’ Bu hüküm, çevreyi korumanın etik bir sorumluluk olmanın ötesinde hukuki bir zorunluluk olduğunu da göstermektedir. Devlet ve yurttaşlar, çevreyi korumakla yükümlüdür.
Bugün toprağımız, suyumuz ve havamız çok yönlü bir kirlenme baskısı altındadır. Sanayi faaliyetleri, madencilik projeleri, enerji yatırımları ve denetimsiz atık yönetimi; yaşam alanlarımızı geri dönüşü zor bir tahribata sürüklemektedir. Tarım alanlarında yoğun kimyasal kullanımı, yeraltı ve yerüstü sularını kirletmekte; hava kirliliği ise yalnızca soluduğumuz havayı değil, soframıza gelen gıdayı da doğrudan etkilemektedir.
Bugün karşı karşıya olduğumuz süreç, yalnızca bir ‘kirlilik’ meselesi de değil; giderek derinleşen bir ekokırım sürecidir. Ormanların, meraların ve tarım arazilerinin sermaye odaklı projelere açılması; zeytinliklerin, sulak alanların ve verimli ovaların ranta kurban edilmesi; doğanın sistematik olarak yok edilmesi anlamına gelmektedir. Bu ekokırım suçu, yalnızca bir çevre sorunu değil; açık bir halk sağlığı krizidir.
Talepler
Oda, bu bağlamda acil taleplerini ise şöyle sıraladı:
- Ekokırım suçu ceza kanununa eklenmeli ve ağır yaptırımlara tabi tutulmalıdır.
- Tarım alanları, su havzaları ve ormanlar tüm madencilik faaliyetlerine kapatılmalı; Akbelen, Samandağ, İliç ve memleketin dört bir yanındaki yıkımlar derhal durdurulmalıdır.
- Hava, su, toprak ve gıda analiz sonuçları kamuoyuyla anlık ve şeffaf biçimde paylaşılmalıdır.
- Agroekolojik tarım teşvik edilmelidir.
- Tarım ve gıda politikaları halk yararına yeniden düzenlenmelidir.
(TY)