Özgür Üniversite’nin kurucularına, tarihçesine, ilkelerine, çalışmalarına ilişkin internette fazlasıyla kaynak bulunuyor*, bu bilgileri yinelemek gibi bir niyetim yok. Bilen zaten bilir, bilmeyene sözüm/bilgim az kalır. Ben kendi deneyimimi anlatmak istedim; Özgür Üniversite’nin benim için ne anlam ifade ettiğini.
Özgür Üniversite bünyesinde senede üç dönem yüz yüze ve çevrimiçi olarak düzenlenen farklı konulardaki seminerlerde, kısır “öğrenmek/öğretmek” ikileminden çok uzak bir iklimde, “bildiğini - gördüğünü - yorumladığını - üzerine düşündüğünü/yazdığını/araştırdığını” paylaşmak isteyenleri dinliyoruz. Sistemin dayattığının aksine belgesiz, diplomasız, sadece ve sadece “olmuşu, olmakta olanı, olacağı anlama”nın peşindeyiz. Çünkü ilk dersimizi Fikret Başkaya Hoca’dan almışız biz: “Şeyleri adıyla çağırmamak, bir yalan söyleme yöntemidir.”
Nazım’ın Beş Satırla anlattığını inşa etmeyi başarmış bir buluşmadayız:
“Annelerin ninnilerinden
Spikerin okuduğu habere kadar,
Yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
Anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
Anlamak gideni ve gelmekte olanı.”
Çok duygusal bir giriş oldu, farkındayım. Ama yıllarca, sınırları devlet tarafından belirlenmiş eğitim-öğretim sisteminden geçtikten sonra karşılaştığınız bu vaha, böylesi bir güzellemeyi fazlasıyla hak ediyor. Sadece belirli bir alanda uzmanlaşma üzerine kurulu günümüz üniversite eğitiminin aksine, Özgür Üniversite’deki seminer konularının çeşitliliği ve zengin içerikleri sizi gerçekten çarpıyor. 2025 Güz ve 2026 Kış Dönemi seminerlerinin birkaçını, ne demek istediğimin anlaşılması için paylaşmak isterim.
Psikodiyalektik Düşünce Seminerleri
Psikoterapi hizmetlerinin toplumda etkin ve ulaşılabilir olmasının koşullarını yaratmak için düşünen, çalışan bir grup psikolog ve psikiyatristi dinledik. Halk İçin Psikoterapi Derneği’ni kurmuşlar ve psikodiyalektik üzerine çalışıyorlar: Psikanaliz, diyalektik düşünce ve Anadolu’nun kültürel birikimi…
“Mesleklerin belirli ideolojik anlamlar kazandığı” düşüncesinden hareketle, içerden bir eleştiri ile kendi alanlarına müdahale ediyorlar. Seminerin açılışında konuşan Fikret Hoca ile aynı düşüncedeler: “İnsanlığın geleceği olacaksa, radikal eleştiri ile olacak.”
Seminerlerden tadımlık birkaç cümle:
“İnsan ruhsallığı, insanlığın tüm hikâyesinin bireyde tecelli etmiş halidir.”
“Anadolu ruhsallığı, tarihsel ve kolektif bir inşadır. Mezopotamya’nın yerleşik, kaderci mirası ile İç Asya’nın göçebe ve dönüşüme açık kültürü iç içedir. Ruhsallık, bireysel değil; simgesel, mitolojik ve mekânsal sürekliliklerle kurulur. Anadolu’da ruhsallık, geçmişin hala konuştuğu bir hafıza alanıdır.”
“Mitler türümüzün rüyasıdır.”
“İlk insan doğanın değiştirilemez olduğunu düşünürken, günümüz insanı sistemin değiştirilemez olduğunu düşünüyor.”
“Semptomu kendisi olarak iyileştirmek, bir dili susturmak demektir.”

Üretimden Yıkıma: Yapay Zekâ ve Toplumsal Dönüşüm
Farklı amaçlarla da olsa, çoğumuz yapay zekâyı kullanıyoruz. Ama günümüzü ve geleceği şekillendirme gücü hakkında distopik Hollywood filmlerinin bize gösterdikleri dışında ne biliyoruz?
Tam da İsrail ve ABD’nin İran saldırılarında yapay zekânın rolü bu kadar gündemdeyken, konuştuğumuz konulara bir bakın.

Ahlaki ve Estetik Çürüme: Duygular, Değerler ve Çürüme
Siyasetten sokaktaki ilişkilere kadar, günümüzü tanımlamada hepimizin sıklıkla kullandığı bir kavram çürüme. Doğan Hoca, daha ilk dakikadan koca bir boşluğu dolduruyor tanımı ile: “Çürüme, zorunlu olan değişimin geciktirilmesi sonucunda olur.”
Ve felsefe ve tarih ve ekonomi politik ve hayata dair her şey ile devam ediyor: “Değerlerin değişimi kaçınılmazdır. Önemli olan değişimin örgütlenmesidir.”

Tarihten Edebiyata Yeni Mecralar Yeni İmkanlar
Tarih ve Toplum Dergisi’nin 2025 Bahar sayısında yayımlanan metinleri, yazarlarından dinliyoruz.
Sözü, Sinan Hoca’ya bırakıyorum: “Edebiyat ve tarih arasındaki gerilimli ilişki, yalnızca sözün biçimlenişine dönük bir rekabetin sonucu olarak değil, daha çok her ikisinin de farklı düzeyde ‘gerçeklik’ iddiasında bulunmasıyla gelişir. Modern zamana geldiğimizde, özellikle roman türü, kendisini gerçekliğin ‘yansıması’ olarak diğer edebî türlerden ayrıştırırken, tarihyazımı ile oluşturulan anlatılar kendisini gerçekliğin ‘sunumu’ üzerinden meşrulaştıracaktır. Yakın zamanlara geldiğimizde ise bu ayrışmanın ve geçişkenliğin sınırları üzerine sıklıkla tartışıldığı görülür. Çünkü bu tartışmanın kendisi hangi birinin diğerinin alanına girdiği sorusunun ötesinde, gerçekliğin temsili ve oluşturulması üzerinden giderek de politikleşen bir düşünsel faaliyeti kurmuştur.” (Adı geçen derginin sunuş yazısından alıntıdır.)

Özgür Üniversite 2026 Bahar Dönemi programı da açıklandı. Yine rengârenk, yine dopdolu. Psikodinamik Film Okumaları’nın bu dönemki filmlerini de, bir filmi “izlemekle” yetinemeyen sinemaseverler için ekliyorum.

Sistematik olarak düşünmeye yabancılaştırıldığımız günümüzde, birlikte düşünmek, anlamak ve değişimin kaçınılmazlığına olan inancın tazelenmesi, kaçırılacak şey değil, inanın! O yüzden sözümü, Özgür Üniversite’nin kuruluş bildirgesinin son cümlesi ile bitireyim: “Çoğalarak yürüdüğümüz yolu şenlendiriniz. Davetimiz sizedir.”

(*) https://ozguruniversite.org/
https://bianet.org/haber/ozgur-universite-30-yasinda-tamamen-gonulluluk-temelli-268493
https://www.youtube.com/user/ozguruniversite
Not: Seminer içeriklerini gösterir görseller, Özgür Üniversite internet sitesi ve sosyal medya hesaplarından alınmıştır.
(ÖA/VC)



