Mizah ile suç arasındaki uçurum
Mizah ile suç arasında – her ne kadar tarih aksini söylese de – doğaları gereği bir uçurum vardır.
Açık bir bilgi, görüş vb. aktarımı bulunmaksızın herhangi bir ifade suçu oluşamamalıdır. Suç oluşturabilmesi için öncelikle ifadenin anlamı ve kastı objektif olarak belirlenebilmelidir. Zira kanunda yer verilen bir ifade suçu, ancak ifadenin tehlikeliliği veya zararlılığı üzerinden açıklanabilir ve meşrulaştırılabilir. Oysaki mizah tam da kastedilenin kastedildiği şekliyle söylenmemesi sanatıdır. Mizah neredeyse sadece olağandışı bakış açılarından dışa vurulan abartılı, çarpıtılmış “ters” ifadelerden ibarettir. O ifadelerin “düz”ünün ne olduğunu yorumlamadan, yani aslında niyet okumadan mizaha suç biçmek mümkün değildir. Yani mizahi ifadenin suçluluğu kategorik olarak keyfidir.
Bu keyfiliği kanundan başlayarak sağlamak tabii ki mümkündür. Mesela “aşağılamak” sözcüğünü suç tanımına koyarsanız istediğiniz mizahi söylemi cezalandırabilirsiniz. Aşağılamanın kelime anlamı “değerinden düşük göstermek”tir.[1] Peki kime göre değeri? Herhalde bu, objektif olarak belirlenebilir değildir. Yani birinin keyfine uymayan her söz aşağılama olarak nitelenebilir. Ve böylece söylemin içeriği de önemsizleşir. Çünkü bir şeyi “şaka konusu” yapmak dahi onu “ciddiyetsiz” bir bağlama koymakla aşağılamak anlamına gelebilir. Hatta böylece gülerek dahi suç işlenebilir. İşlenmişliği vardır.
Yine hakaret suçları bakımından da durum pek farklı değildir. Sırf bir kişiyi bir şakaya konu etmek dahi pekâlâ onu “hakir” göstermek olarak yorumlanabilir. Nitekim bu sözcükler aşağılama ve aşağı sözcüğünün Arapça karşılığından ibarettir.
Benzer şekilde espri yapma amacı güden birinin, kasten aşağılama fiili işlediğini söylemek için aslında ifadenin bu yönde ciddi bir irade beyanı içermesi gerekir. Ancak şaka konusu yapmak kendiliğinden aşağılamak olarak yorumlanabildiği andan itibaren buradan da hukuki bir yorum türetilmesi mümkün olmamaktadır.
Bu türden yapısal keyfiliklerin önüne geçmek için, yargı süjelerinin dönüp insan hakları hukukuna bakmaları elzemdir. İfade özgürlüğünün sınırlarının nereden çekildiğine; ifade, ifade eden ve muhatabının hangi özelliklerinin göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat edilmelidir.
Kısaca değinelim. Burada meşru sınırlama yalnızca açıkça nefret ve düşmanlık gösteren ifadeler ile şiddete teşvik eden ifadeler çerçevesinde mümkündür. Burada sözgelimi belirli bir kimliğe sahip kişilerin hedef gösterilmesi veya ağır hakarete uğraması halleri dikkate alınmaktadır.[2]
Ölçüt; kişiler üzerinde oluşan sübjektif etki değil, (olası) objektif sonuçlardır. Bazı kişilerin incinmesi ve hatta tiksinmesi dahi ifade özgürlüğünün sınırlanması ile ilgili değildir. Zira demokratik toplum düzeni hoşgörü, açık görüşlülük ve çok seslilik üzerine kuruludur.[3] Bir ifadenin beğenilmemesinin karşılığı, karşı ifadeden ibaret olmalıdır.
Bu hukuki prensiplerin tesisini gözetmeyen yargı süjeleri kendilerini bir komedyene yaptığı şakaları sorarken bulabilirler. Ve böyle bir durum öz-aşağılama olarak yorumlanabilir.
[1] https://sozluk.gov.tr.
[2] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadının ayrıntılı incelemesi için bkz. Burak Erdem, Ofansif Mizah ve İfade Özgürlüğü, in: Anayasa Yargısı, Cilt: 39, Sayı: 2, (2022), ss. 311–353.
[3] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sousa Goucha v. Portekiz, Başvuru No. 70434/12, 22.03.2016, § 43.
(ET/HA)