Özellikle ünlü isimlere yönelik kapsamlı uyuşturucu operasyonları, ülkenin mevcut gündemlerinden birini oluşturmakta. Bunun pratiği, politik yönü veya çokça yapıldığı üzere magazinselliği üzerinden türlü yorum yapılabilir ve yapılıyor.
Hukuki açıdan, yürütülen ceza soruşturmalarında birtakım sakıncalı hususlar göze çarpmakta. Kısaca belirtelim ki bir kişinin vücudundan (kan, idrar vb.) örnek alarak uyuşturucu kullanıp kullanmadığı rastgele bir şekilde teste tabi tutulamaz. Bunun için bir uyuşturucu suçu veya uyuşturucu kullanımına bağlı herhangi bir suç işlediğine ilişkin bir bulgu mevcut olmalıdır. Oysaki medyaya yansıyan bilgilere göre teste tabi tutulan kişilerin birçoğunun uyuşturucu kullanmamış olduğu görülüyor. Bu bir yandan hukukdışı bir sürek avı izlenimi yaratırken diğer yandan soruşturmanın gizliliğinin alenen ihlali (TCK m. 285) ve kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme ve ele geçirme suçunun (TCK m. 136) sistematik olarak işlendiğini göstermektedir.
İşin pratiği anılan sebeplerle yeterince vahim gözükmekte.[1] Biz ise bu yazıyla, direnç noktamızı özgürlük perspektifine yerleştirip uyuşturucu kullanma suçuna hukuki, ilkesel bir bakış atmaya çalışalım.
Bireysel özbelirlenim (Özerklik) vs. Devletin koruma yükümlülüğü (Paternalizm)
Kişinin hür iradesiyle kendini tehlikeye sokması ve hatta kendine zarar vermesi mümkündür. Liberal, kişi özgürlüğünü önceleyen hukuk sistemleri otonom alana müdahaleden kaçınma eğilimi gösterir.
Özellikle “son çare” (ultima ratio) olan ceza hukuku[2] alanında kişinin sadece kendisi üzerinde sonuç doğuran eylemlerinin suç konusu olamayacağı kabul edilir. En basit örneğiyle intihar etmek suç değildir.[3] Yani tüm hak kullanım imkanlarına son veren bir eylem dahi ceza hukuku bakımından sonuç doğurmaz.
Ancak hukuk sistemi elbette ceza hukukundan ibaret değildir. Başka alanlarda devletin koruma görevi, bireysel özbelirlenime baskın gelebilir. Bunun en belirgin örnekleri trafik kurallarında kendini gösterir. Motosiklet kullanırken kask takmak, motorlu taşıtta emniyet kemeri takmak zorunludur. Bunların ihmali kabahattir, “trafik cezası” ile yaptırımlandırılır (bkz. KTK m. 78). Nitekim devletin, temel hakları korunmasını tehlikeye sokan durumları önlemeye yönelik (pozitif) yükümlülüğü mevcuttur.[4]
Liberal hukuk sistemlerinde[5], özellikle ceza hukuksal müdahalenin meşruluğu ilgili eylemin etki alanının bireyselliği ile ters orantılıdır. Yani eylemin başkaları veya toplum için sahip olduğu zarar potansiyeli (tehlikeliliği) arttıkça, bu eylemin kısıtlanmasına yönelik müdahaleler meşrulaşır. Kişinin sadece kendi hakkı üzerindeki tasarrufları bakımındansa iradenin hürlüğü (örneğin baskı altında olmama) ve irade yeteneği (örneğin bir akıl hastalığının etkisi ile hareket ediyor olmama) çerçevesinde bir müdahale düşünülebilir.
Bir özgürlük olarak uyuşturucu kullanımı
Uyuşturucunun bireysel kullanımının suç olarak kabulü bu gerilim hattının tam merkezinde yer alır. Bu bağlamda uluslararası ölçekte bir liberalleşme eğilimi bulunmakta, birçok ülke sınırlı bir yasallaştırma yoluna gitmekte veya bunu aktif olarak tartışmaktadır. Örneğin Almanya’da 2024 yılında bireysel özgürlükler lehine bir kırılma yaşanmış, esrar maddesinin bireysel kullanımı, bulundurulması (üstte 25 gr., evde 50 gr. ile sınırlı) ve yetiştirilmesi (üç bitki ile sınırlı) için kısmi bir serbestlik alanı açılmıştır. Alman yasa koyucusu bununla karaborsanın engellenmesi, kullanıcıların sağlığının ve gençlerin daha etkin bir şekilde korunmasını amaçlamaktadır.[6]
Türk Ceza Kanunu’na göre (madde 191) ise kullanmak için uyuşturucu bulundurmak ve kullanmak mutlak olarak suçtur. Ne uyuşturucunun türüne ne de miktarına yönelik bir istisna tanınmıştır. Aynı maddede (fıkra 2 vd.) öngörülen “kamu davası açılmasının ertelenmesi” ve “denetimli serbestlik” imkânı bir cezasızlık rejimi değil, yargılama ve infaza ilişkin bir istisna oluşturmaktadır.
Yukarıda çizilen çerçeve içinde sorulması gerekir:
Kişinin salt uyuşturucu kullanıyor oluşunu suç olarak düzenlemek gerçekten meşrulaştırılabilir mi? Buradaki mutlak yasak, insan haklarının özüne ilişkin olan özbelirlenim hakkına ölçüsüz bir müdahale teşkil etmez mi?[7]
Burada devletin müdahale imkânı lehine biri bireysel biri toplumsal nitelikte iki ana argümandan söz edilebilir.
Bireysel olanı kısaca analım. Kişi, uyuşturucu bağımlısı veya yoğun madde etkisi altında olduğunda uyuşturucu kullanımına ilişkin karar ve eylemlerinin “hür irade” ile gerçekleştiği şüpheli hale gelir. Hür iradenin olmadığı yerde özbelirlenim sallantıdadır. Paternalistik[8] müdahalenin meşruluk alanı kendiliğinden genişler. Ancak her uyuşturucu kullanıcısı bağımlı olmadığına göre burada mutlak yasağı ve istisnasız ceza hukuku müdahalesini meşrulaştıran bir alan açılmamaktadır. Kişiyi, kendisine (iradesine) rağmen ve kendisi için ceza tehdidi vasıtasıyla korumak (krş. katı paternalizm) liberal hukuk sistemi ile bağdaşmaz. Buna karşın önleyici, caydırıcı tedbirler saklıdır. Bunlar devletin koruma yükümlüğü çerçevesinde değerlendirilir.
Toplum sağlığı ve uyuşturucu kullanımı
Gelelim toplumsal nitelikteki argümana. Hür iradenin ve özbelirlenimin kategorik yokluğu gibi, kişinin kendisi dışındakileri ve/veya toplumu tehlikeye atması da müdahaleyi meşrulaştırabilir. Bu bağlamda uyuşturucu kullanımı, bir toplum sağlığı sorunu addedilmektedir.[9] Böylece kişi, kendine verdiği zarardan dolayı değil de toplumu tehlikeye atıyor olmasıyla meşru biçimde cezalandırılabilir.
Peki nedir bu toplum sağlığı? Toplum sağlığı kavramı, her halükârda, devletin eylemleriyle toplumu oluşturan fertlerin bütünü veya bir bölümünün sağlığını korumasına dair olmalıdır. Bu bağlamda akla ilk gelen kategori bulaşıcı hastalıkların önlenmesidir. Çünkü hastalığın “bulaşması”, bunu salt kişisel bir sağlık sorunu olmaktan çıkarıp toplumsal hale getirmektedir.
Benzer bir bakış açısıyla, uyuşturucu kullanımının “yaygınlaşması” bir toplum sağlığı sorunu sayılmalıdır. Bu, devletin bireysel alanına belirli ölçüde müdahalesini meşrulaştırabilir. Bu ölçünün belirlenmesi meselesi ise oldukça sorunludur. Zira tek seferlik ve kimsenin haberi olmaksızın (örneğin satın almaksızın, tesadüfen ele geçmiş bir maddenin kullanılması) uyuşturucu kullanılması, toplumsal bir tehlike oluşturmayacaktır.
Burada en azından bir alenilik, elverişlilik ya da somut tehlike şartı öngörülmesi beklenirdi ki toplum sağlığı bakımından bir tehlike tehdit eden eylemler ayrıştırılabilsin. Oysaki Türk yasa koyucusu (diğer birçokları gibi) mutlak yasak ve ceza hukuku vasıtasıyla uyuşturucu kullanımına müdahalede bulunmaktadır. Burada toplumsal bir tehlikelilik aramamaktadır.
Özgürlük alanına “gayri hassas” biçimde müdahalede bulunan devletten, toplumsal sağlığa ilişkin diğer önemli kategorilerde de benzer derecede bir hassasiyet beklenir.
Toplum sağlığı kategorileriyle imtihan
Öncelikle çevresel sağlığı ele alalım. Suyumuz ve erişimimizde olan gıdalar temiz, güvenli ve yeterli mi? Sağlıklı beslenmek ekonomik olarak mümkün mü? Ormanlar ve tarımsal faaliyetler toplum sağlığına hizmet edecek şekilde korunuyor ve denetleniyor mu? Atık yönetimi nasıl yapılmakta? Sadece son soruya yönelik olarak belirtelim: Türkiye senelerdir AB ülkelerinden en çok atık ithal eden ülke konumunda.[10] Yurtdışından gelen plastik atıkların büyük oranda geri dönüştürülemediği ve suya, toprağa, (yakılarak) havaya karıştığı biliniyor.[11]
Diğer önemli başlıklardan iş sağlığı ve güvenliği, başka bir yakıcı gündemin konusu. İSİG Meclisi’nin raporuna göre sadece 2025 yılında 2 bin 105 işçi çalışırken hayatını kaybetti.[12]
Afet yönetimi bakımındansa deprem bölgesinde depreme dayanıklı olmayan evlerde yaşanıyor olduğunu anmak yeterli olacaktır. Bu toprakların gördüğü en büyük felaketlerden biri olan 6 Şubat 2023 depremlerini henüz çok yakın bir tarihte yaşadık. Burada hem depreme hazırlık hem deprem sonrası müdahale hem depremzedelerin korunması hem de halkın bilgilendirilmesine ilişkin devletin yükümlülükleri ile bağdaşmayan birçok ihmal bulunmakta. Oysaki doğal afetler; can kayıpları, fiziksel yaralanmalar ve psiko-sosyal etkileriyle tam anlamıyla bir toplum sağlığı meselesidir.[13]
Sonuç
Özgürlükçü devletin varlığının öncelikli sebebi soruculuğu ve kısıtlayıcılığı değil, sağlayıcılığıdır.[14] Doğrudan ölüm kalım meselelerinde dahi ihmalkârlık hâkimken özgürlük alanına fütursuz müdahalenin meşruluğu daha da sorgulanır hale gelmektedir. Bu eğilimin arkasında da[15] hukuki gerekçelerden çok ahlaki ve ideolojik motifler bulunması kuvvetle muhtemeldir.
Dipnotlar:
[1] Bu konuda daha derin bir okuma için bkz. Burak Taş, “Savcılık İntikamcılığı (Prosecutorial Vindictiveness) Doktrini ve Türk Hukukuna Yansımaları”, TAÜHFD 7, 2/2025, s. 889-927.
[2] Adı geçen ilke, kabaca, toplumsal yaşama düzenini muhafaza için başvurulacak son aracın ceza hukuku olması gerektiğini ifade eder. Gerçekten de ceza hukuku, toplumsal yıkıcılığı en yüksek eylemlerin engellenmesine özgülenmiş hukuk alanıdır.
[3] Alman Federal Anayasa Mahkemesinin genel kişilik hakkından – kişinin kendini gerçekleştirme hakkından (krş. T. C. Anayasası m. 17) – özbelirlenimsel ölüm hakkını türettiği tarihsel karar için bkz. BVerfGE 153, 182 (2. Daire, 26.02.2020 - 2 BvR 2347/15, kn. 1-343: https://www.bundesverfassungsgericht.de/SharedDocs/Entscheidungen/DE/2020/02/rs20200226_2bvr234715.html).
[4] Ötanazi çerçevesinde bireyin özbelirlenim hakkı ve devletin yaşamı korumaya yönelik pozitif yükümlülüğü arasındaki gerilime dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı için bkz. Mortier/Belçika Davası, 04.10.2022, Başvuru No. 78017/17. Kararın Türkçe çevirisine şu linkten ulaşılabilir: https://hudoc.echr.coe.int/fre?i=001-233161.
[5] T.C. Anayasası da her ne kadar sınırlama rejimi bakımından çeşitli eleştirilere tabi tutulsa da insan haklarının korunması bakımından liberal özellik göstermektedir. Bunun bir nevi garantisi şudur ki Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşma hükümlerinin esas alınacağını belirtir. Böylece insan haklarının korunması rejimi AİHS ile paralelleşmektedir.
Bu kapsamda bir analiz ve eleştiri için bkz. Özer Aslan/Ahmet Nohutçu, “1982 Anayasası’nda İnsan Hakları: Hürriyet ve Otorite Dengesine İlişkin Bir Değerlendirme”, Liberal Düşünce Dergisi 118, 2025, s. 145.
[6] Açıklamalar için Alman Federal Konseyinin 367/23 sayılı ve 18.08.2023 tarihli evrak ile sunduğu (esrarın kontrollü kullanımına ilişkin) yasa tasarısı bakınız.
[7] Krş. Jill Marshall, “Personal Freedom through Human Rights Law?”, Leiden/Boston 2009, s. 56 vd.
[8] Paternalizm; bir babanın çocuğu hakkında verdiği bir karar gibi, devletin birey için, birey adına ve gerekirse bireye rağmen karar vermesi ve uygulamasıdır.
[9] Nitekim literatürde bu düzenleme ile genel sağlık ve kamu sağlığının korunduğu ifade edilmektedir. Bkz. Soner Hamza Çetin, AÜHFD 65, 4/2016, s. 1353 (1368).
[10] AB İstatistik Ofisinin hazırladığı, yılllara göre AB ülkelerinden en çok çöp ithal eden ülkelere ilişkin Instagram videosu için bkz. https://www.instagram.com/reels/DRzsx_DCR4Q.
Ofisin resmi sitesindeki datalar için bkz. https://ec.europa.eu/eurostat/databrowser/view/env_wastrdmp__custom_17630582/default/table.
Bu atıkların düşük bir oranının geri dönüştürülebildiği, büyük oranının denetimsizlik sayesinde yakıldığı veya doğaya atıldığı bilinmekte:
[11] İlgili araştırma haberi için bkz. https://www.bbc.com/turkce/articles/c3rxpwe8r49o (Fundanur Öztürk, “Türkiye'nin atık plastik ithalatı neden arttı, çözüm ne olabilir?”, 05.11.2024).
[12] https://www.isigmeclisi.org/21536-is-cinayetlerine-ve-cocuk-isciligine-karsi-mucadeleye-2025-yilind. SGK’nın 2024 yılına ilişkin istatistikleri için bkz. https://www.sgk.gov.tr/Istatistik/Yillik/fcd5e59b-6af9-4d90-a451-ee7500eb1cb4.
[13] Krş. Deniz S. Yorulmaz/Havva Karadeniz, “Afetlerin Mental Sağlığa Etkileri”, Doğal Afetler ve Çevre Dergisi 2/2021, s. 392 vd.
[14] Türk anayasal düzeni, devletin varlığını bireysel özgürlükleri sağlama ve koruma amacına bağlayan liberal bir çekirdeğe sahip olmakla birlikte (bkz. Anayasa m. 5) özellikle ceza hukuku pratiğinde bu çekirdekten sistematik sapmalar üretmektedir. Ayrıca bkz. dn. 4.
[15] Yazarın ceza hukukunda ahlakçı bakışa dikkat çektiği yazısı için bkz. https://t24.com.tr/yazarlar/engin-turhan/hayasiz-ceza-hukuku-teshirci-escinsel-eylemlere-iliskin-yasa-teklifinin-kabul-edilemezligi-uzerine,49654 (“Hayâsız Ceza Hukuku: Teşhirci eşcinsel eylemlere ilişkin yasa teklifinin kabul edilemezliği üzerine”, 27.04.2025).
(ET/Mİ)


