Milyar dolarlık beyaz et sektörüne kayyım atanması ne anlama geliyor?
Türkiye kanatlı eti sektörü, üretimini gerçekleştirirken her zaman bilim ve teknolojiye çok önem vermiştir. Bugün gelinen başarının ve sağlıklı üretimin en temel dayanağı da budur.
Bu anlayışla kanatlı eti üreten firmaların hayata geçirdiği tüm faaliyetlerin önemli hedeflerinden biri de uluslararası marka hâline gelme konusundaki gayretleri, ihracat hedeflerinin yanı sıra halkın hayvansal protein açığının kapatılması ve ucuz beyaz et ürünlerinin sunulmasıdır.
Dünya nüfusunun sağlıklı, dengeli ve en önemlisi yeterli, optimal hayvansal protein ile beslenebilmesi, açlığın önlenmesi için gıda üretiminin ve bunun içinde de kırmızı ve beyaz et üretiminin istikrarlı bir şekilde artması gerekmektedir. Geride bıraktığımız yıllarda hem dünyada hem de Türkiye’de tavuk eti sektörü bu açıdan en büyük katkıyı vermiş ve katkı sağlamaya devam etmektedir.
Kırmızı et üreticilerine destek var
Nitekim kanatlı eti üretimi, 2015 yılından beri dünyada yüzde 36,5 oranıyla en fazla üretilen et konumuna gelmiş ve günümüzde fark açılarak yüzde 38,5 oranına yükselmiştir. Bu süreçte Türkiye’de de tavuk eti üretimi önemli miktarda artış göstermiş ve son dokuz yıldaki büyümesi yüzde 37’yi bulmuştur. Bu artış ihracata da yansımıştır.
Devlet, kırmızı et üreticilerine her aşamada destek vermektedir. Beyaz et üreticileri ise üretimin hiçbir aşamasında devletten destek görmediği hâlde büyüme hızını kırmızı ete göre çok daha üst boyutlara taşımıştır.
Dünya tavuk eti üretiminde Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Brezilya açık ara öndedir. Türkiye, piliç eti üretiminde dünyada yedinci sırada yer almaktadır.
Türkiye’de 1995 yılında kanatlı eti üretimi 316 bin ton, kişi başı tüketim ise 5 kilogramdı. 2022 yılında 2 milyon 417 bin 995 ton piliç eti ve 53 bin 646 ton hindi eti olmak üzere toplam 2 milyon 471 bin 641 ton kanatlı eti üretimi yapılmıştır. 2025 yılı için üretimin 2,5 milyon ton, 2026 yılında ise 2,9 milyon ton seviyesine yükselmesi beklenmektedir.
Dünyada kişi başına yıllık tavuk eti tüketiminde üst sıralarda yer alan ülkelerde bu miktar 38-58 kilogram arasındadır. Türkiye’de kişi başına tavuk eti tüketimi ise yıllık 20,6 kilogramdır. Son dört yıldır da tavuk eti tüketimi aynı seviyelerini korumaktadır.
Türkiye’de toplam kırmızı et üretimi, açıklanan son verilere göre yıllık 1 milyon 885 bin 130 ton seviyelerinde gerçekleşmiştir. Yıllık kişi başı kırmızı et tüketimi ise 12 kilogram ile 14,5 kilogram arasında değişmektedir.
Bu verilere bakıldığında halkın hayvansal protein açığını beyaz et karşılamaktadır. Beyaz et; Avrupa ülkelerindeki fiyatlara, ülkemizde süregelen ekonomik krize, enflasyon ve benzeri olumsuzluklara rağmen ülkemizdeki en ucuz hayvansal proteindir ve yoksul halkın vazgeçilmezidir.
Beyaz et sektörü
Ayrıca kanatlı eti ihracatı ile 1 milyon 138 bin ABD doları gelir elde edilmiştir. Sektör, kuluçkalık yumurta ve civciv ihracatı da yapmaktadır. İhracat yapacak kadar gelişimini sürdüren ve sürdürülebilirliğini koruyan sektörün bu önemli ihracat kaynağı, konulan yasak ile hükümet tarafından engellenmiştir.
Türkiye’de kanatlı eti üretimi yapan firmalar, dünya standartlarında ve en yeni, en üst teknolojileri uygulayan; birçok dünya ülkesinden çok ileride olan sanayi kuruluşlarıdır. Ulusal ve uluslararası kalite standartlarını, hayvan refahını üst düzeyde uygulayarak ve gıda güvenliği ilkelerine titizlikle uyarak üretim yaparlar.
Beyaz et sektörü, yeni dünya düzeninin en önemli konularının başında gelen sürdürülebilir ve çevre dostu üretim uygulamalarıyla hızla gelişimini sürdürmektedir. Beyaz et üretimi, ilerleyen endüstriyel ve tarımsal faaliyetler nedeniyle giderek artan sera gazı emisyonu ve küresel ısınma gibi olumsuzluklardan da etkilenmektedir. Bu olumsuzluklar üretim maliyetlerini de artırmaktadır.
Hâlen dışa bağımlı olan yem ve yem katkı maddeleri, damızlık yumurta, aşı ve biyolojik maddeler nedeniyle üretim maliyetleri artarak değişmektedir. Bunun yanında uygulanması çok gerekli olan biyogüvenlik sistemleri, hastalık riskleri de göz önüne alınarak beyaz et üretimiyle ilgili yöntemlerin, tehditlerin ve risklerin doğru şekilde analiz edilmesi, gerekli hazırlıkların yapılması gerekmektedir. Tüm bunlar da maliyetleri artırmaktadır.
Üretim maliyetleri, ülkemizdeki döviz ve enerji fiyatlarındaki artışlara paralel olarak yükselmektedir. Buna rağmen beyaz et ürünleri satış fiyatlarının reel enflasyona göre düşük kaldığı da görülecektir. Özellikle kırmızı etteki artışlara göre beyaz et, halkın tüketebileceği ve satın alabileceği bir değerde kalmıştır.
Kanatlı eti; halkımızın sağlıklı beslenmesine olan katkısı, ekonomik ve istikrarlı bir besin kaynağı olması, özellikle gelir seviyesi düşük ve dar gelirli nüfusun dengeli ve yeterli beslenmesindeki yeri dikkate alındığında bugün olduğu kadar yarın için de vazgeçilmez öneme sahip bir hayvansal protein kaynağıdır.
Ülkemizde 15 bin adedin üzerinde broyler (etlik) piliç yetiştirme kümesi mevcuttur. Kümes sahipleri, sektörde uygulanan başarılı “sözleşmeli yetiştiricilik” modeliyle sürekli üretim gerçekleştiren, yoğun istihdam sağlayan ve tarımı destekleyen yapısıyla ülke ekonomisine önemli ölçüde katma değer sağlamaktadır.
Kanatlı eti sektöründe; hammadde üreticisi çiftçi, sektörle ilgili esnaf, yem, ilaç-aşı, yan sanayi, nakliye ve pazarlama dalları dâhil olmak üzere yaklaşık 3 milyon kişi sektörden geçimini sağlamaktadır. Sektörün yıllık cirosu yaklaşık 5,5 milyar ABD dolarıdır.
Gıda sektörünün yüzde 38’ini oluşturan böylesine önemli bir sektöre denetim kayyım atanması, soruşturmalar ve gözaltı kararları geriye dönüşü zor olumsuzluklar yaratabilir.
Rekabet Kurumu, 2025 yılında piliç eti sektöründe faaliyet gösteren bazı firmalara 3 milyar 704 milyon 16 bin 870 TL idari para cezası kesmişti. Ceza kesilen bazı firmalar, bu idari para cezalarına itiraz ederek idari mahkemelerde yürütmenin durdurulması talebiyle dava açtı. Ancak Rekabet Kurulu da uzlaşma yolunu önerdi ve bazı firmalar mahkeme yerine daha düşük cezaları kabul etmeyi uygun gördü.
Bütün bu baskılar ve gözetim altında bulunma gibi risklere rağmen beyaz et sektörü, kârdan daha çok zarar edebilecek fiyatlarla ayakta durmaya çalışırken denetim kayyım ile şirketlere el konulması kabul edilebilir bir uygulama değildir.
Kayyımlar
Hukuki karar olmadan kayyım atanması gözdağı ve baskıdır. Üstelik demokratik rejimlerde serbest piyasa ekonomisinin denetim mekanizmaları bellidir. Bu uygulama, anayasal hak olan mülkiyet hakkına ve hukuk güvenliğine de aykırıdır.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre kayyım atanmasının nedenleri arasında serbest rekabetin ihlali ve haksız fiyat artışı şüphesi bulunmaktadır. Adalet Bakanı Akın Gürlek’e göre de şirketler hakkında, “serbest rekabet ortamını ihlal ederek fiyatları tüketici aleyhine yönlendirdikleri” gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştır.
Amaç ise haksız fiyat artışlarına ve tüketici mağduriyetine yol açtığı değerlendirilen eylemleri durdurmak olarak açıklanmıştır. Ayrıca tedarik zincirinin ve şeffaflığın korunması gerekçesiyle, temel gıda tedarik zincirinin kesintiye uğramaması ve ticari faaliyetlerin hukuka uygun, şeffaf ve denetlenebilir şekilde sürdürülebilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Sektördeki firmalara yönelik suçlamaların başında ortak fiyat belirleme iddiaları gelmektedir. Bazı şirket yetkililerinin fiyat oluşum süreçlerine etki edebilecek şekilde birlikte hareket ettikleri, arz, satış ve fiyatlama politikalarını tüketici aleyhine yönlendirdikleri de iddialar arasında yer almaktadır.
Demokratik ülkelerde bu şartların oluşması hâlinde devletin denetleme kurumları ve hukuk mekanizmaları devreye girer. Müdahale, el koyma ve gözaltılar ise hukuk dışı ve antidemokratik uygulamalar olarak değerlendirilebilir.
Kayyım atanan firmalar arasında yabancı ortaklıkların bulunduğu bilinmektedir. Örneğin, Banvit’in çoğunluk hissesi Brezilya merkezli gıda devi BRF ve Katar merkezli Qatar Holding ortaklığında bulunmaktadır. Bu durum yabancı yatırımcılar açısından olumsuz bir gösterge olabilir.
Tüm bunlara karşın beyaz et sektörü, fiyatların yükselmesine neden olarak ekonomik istikrarsızlığı, kontrol edilemeyen enflasyonu, enerji kaynaklı maliyet artışlarını ve giderek yetersiz kalan mevcut satış rakamlarını göstermektedir.
Bu olumsuzlukları düzeltecek olan, hükümetin ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ekonomi politikalarıdır. Bundan yalnızca beyaz et sektörü değil, tüm gıda üreticileri ve diğer sanayi kuruluşları da olumsuz yönde etkilenmektedir.
Bağımsız kayyım denetçilerinin bu olumsuzlukları bilmemesi ve görmemesi mümkün değildir.
2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye’de yıllık tüketici enflasyonu (TÜFE) yüzde 30,89, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ise yüzde 27,67 olarak gerçekleşmiştir.
2026 yılı başında beyaz etin fabrika çıkış fiyatı 67 TL olan tavuk eti, marketlerde 90 TL’den başlayan fiyatlarla satılmaktaydı. Bu fiyatlar, birçok gıda ürününe göre oldukça düşüktü.
Sektör, ülkede enflasyon hızla devam ederken bu tüketici fiyatlarının maliyetleri dahi karşılamakta yetersiz kaldığını, mevcut satışların yaklaşık yüzde 25 oranında maliyetin altında gerçekleştiğini sürekli olarak ifade etmekteydi.
Sonuç olarak; beyaz et sektörüne yönelik başlatılan soruşturmalar ve operasyonlar, yapısal ve hukuki sonuçlarının yanı sıra ekonomik açıdan da fiyatlarda dengesizliklere neden olabilir.
İlk aşamada kayyım uygulamasını olumlu göstermek amacıyla fiyatlar aşağıya çekilebilir; ancak bu durum ilerleyen süreçte büyük bir krize yol açabilir. Ayrıca üretimden istihdama kadar birçok alanda, özellikle yabancı firmaların tedirgin olması ve sektörden çekilmesi gibi olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Sektör yöneticileri hakkında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “fiyatları etkileme” (fahiş fiyat/stokçuluk) ve “satıştan kaçınma” suçlarından soruşturma açılacağı ve yargılama süreçlerinin başlatılacağı yönündeki gelişmeler; sektör, yatırımcılar ve iş insanları açısından baskı niteliği taşımaktadır.
Belirsizlikler, üretim ve ihracatta sorunların yanı sıra piyasa ve fiyat dalgalanmalarına neden olabilir hatta ilerleyen dönemde fiyat artışlarını da beraberinde getirebilir.
Ülkemizin önemli sektörlerinden biri olan beyaz et sektörüne yönelik bu uygulamalar; hukuk dışı uygulamalar, haksız baskılar ve cezalandırmalar olarak değerlendirilmektedir. Bu uygulamalar neden yapılmıştır? Amacı nedir? Yukarıdaki bilgiler ışığında bu soruların yanıtını kamuoyunun takdirine bırakabiliriz.
Ancak halkın yararı gerekçesiyle yapılan bu uygulamalar, özel sektör kuruluşları, iş insanları ve yerli-yabancı yatırımcılar açısından bir baskı ve gözdağı niteliği taşıyabilir; hukuk devleti ilkelerine aykırıdır.
(TY/EMK)